Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

ÂRİFLERDEN

Girişeceğimiz işleri; daha başlarken imkânsız görmezsek, daha kolay Başarırız.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 4 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün40
Dün82
Bu Hafta511
Bu ay315
Tümü12101
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
MOR HÂTIRA
R.Tekin UĞUREL tarafından yazıldı   
Cuma, 03 Temmuz 2009 18:47

Ben, günlerden bir gün, yukarıdan şimşek hızıyla inip, bu direğe

çarptım.

Demirden yapılmış olan elektrik direği, tam da iki bacağımın arasında

kaldı. Ben ise, acılar içinde…

Emînim ki, kendi kızağımla kayıyor olsaydım bu kazâ meydana

gelmezdi. Emânet kızağa binmiştim ve o kritik virajı alırken kontrol

benden çıkmıştı.

Dayanılmaz acılar içinde;sünnet çocukları gibi fakat bacaklarımın arasını

iki avucumla tutarak bizim eve gelebildim.Komşu hanımların hemen

hepsi bizdeydi.Annem delicesine fırladı.Onun peşinden kadınlar da...

Benim başıma üşüştüler.

Ben, acıyla kıvranıyorum ama, bütün ısrarlarına rağmen pantolonumu

açamıyor, utanıyorum. Bunca kadın arasında benden başka erkek yok.

Evet, onüç ondört yaşlarındayım, ama evdeki tek erkek benim.

Fakat, yaşadığım acının geçmesi için o bölgeyi göstermem gerektiğini

de biliyorum. Hem utanıyor, hem de bunu düşünüyorum.

Nihâyet, beni yaka paça odanın ortasına yıktılar ve...

 
O VE ŞAKA(*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 02 Temmuz 2009 14:01

Peygamber Efendimiz’in hayâtını inceleyen eserlere bakıldığında, O’nun

en fazla şakalaştığı kimselerin çocuklar olduğu hemen görülüyor. Kezâ

hanımlarına da fazla şaka yaptığı bilinen Peygamberimiz; kimsenin alâka

göstermediği ve çevresinden sevgi ve ilgi bekleyen fakir

insanlarla da  özellikle şakalaşmıştır.

Demek  oluyor ki şaka; bâzı insanlara,gerçeği

söylemenin bir başka üslûbudur.Çocuğa,yaşlı,kadına,ihtiyara,

alıngana,ince ruhlu ve beklentisi olan kimselere,bir kısım hakîkatleri

anlatma tarzıdır.

Ayrıca Peygamber Efendimiz; alay etme, hafife alma, dalga geçme,

küçük düşürme gibi insanca olmayan maksatlarla yapılan şakaları

şiddetle kınamıştır. Demek ki eski insanların çok kullandığı ‘’Lâtîfe

lâtif gerek’’ sözünün dayanağı, kaynağı işte bu peygamberâne üslûptur.

Şimdi, konuyla ilgili olarak,...

 
ELİF
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 02 Temmuz 2009 13:33

  Kaabiliyeti mahduttu

  ama arzusu sonsuzdu.

  Sevmek, bilerek

  tanıyarak sevmek

  istedi.

  Sevmek, severek

  yükselmek istedi. 

  Sevmek, sevdiğini

  içinde hissetmek istedi.

  ‘’Allahım’’ dedi.

  Defâlarca bu, şiirlerin

  en ilâhîsi olan kelimeyi

  tekrar etti. Ama ihâtâ edemedi. Zîra kabiliyeti mahduttu.

Hecelerini ayrı ayrı

içmeyi denedi. Bu

kadar sür’at de fazla

idi.

O yolda, muazzam uçurumlardan, sarp kayalardan atlayıp uçsuz zirveye bu sür’atle de tırmanamazdı.

Kabiliyeti mahduttu ama arzusu sonsuzdu.

‘’Önce Elif’i tanımalıyım’’ dedi.

‘’Önce Elif’i tanıyalım’’ dedi.

Dediler ki:

‘’Hattatlar en çok O’nun üzerinde uğraşırlar.’’

Koştu hattatlara gitti. Meşgûldüler. Elif üzerinde çalışıyorlardı.

O da Elif’in önünde eğildi.

Dal’dı, servirevandı Elif.

Bâzen yalnız, bâzen berâberdi Elif.

Yalnızken tığ gibi başı göklerdeydi.

Bir harfe takılınca onu öyle bir yukarı çekişi vardı ki…

O harfi de yükseltmekteydi.

 

Alfabeyi açtı, bütün harflerin...

 

 
TOHUM
R.Tekin UĞUREL tarafından yazıldı   
Perşembe, 02 Temmuz 2009 07:33

          SAYFA:11

            Mektup,şöyle başlıyordu:

            Bugün, bu ayrılıktan ne kadar şikâyetçi ve ne derece üzgünsün;

hakkın var.

            Hattâ, bu ayrılığa sebep olduğunu zannettiğin insanlara da kızgın

ve kırgınsın.

            İçinden gelen arzulara aykırı olarak gelişen hâdiseler karşısında

ne kadar üzülürsen üzül; netîce aslâ değişmiyor, değil mi?

 

            Bahçıvan, elini torbaya daldırır ve avuçladığı tohumları serper.

O torbadaki her bir tohum da, senin gibi, bir an önce toprağa...

 
GÜL VE ÇOCUK
R.Tekin UĞUREL tarafından yazıldı   
Salı, 30 Haziran 2009 10:57

Zekî bakışlı, ele avuca sığmaz bir çocuk sabah erkenden bahçeye çıktı.

Doğruca güllerin yanına varıp, sırtını erik ağacına dayayarak oturdu.

Kaç zamandır zihnini kurcalayan bir sualin cevâbını, işte nihâyet

alacaktı.

Karnı acıksa bile, arılar ve sinekler bıktırıcı bir inatla kendisini

rahatsız etse bile hiç kimse onu buradan kaldıramıyacaktı. Çünkü,

minicik zihnindeki kocaman soru işâreti, şuydu:

--‘’ Bu fidandan, şu çiçek nasıl çıkıyor? Tomurcuk, dalların neresinde

nasıl saklanıyor ki; bir el, önce onu ortaya salıyor… Sonra gene...

 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 1 > 38