Ağlardı

0
55

(Baş gözü, gam ne kadarsa o kadar ağlayabilseydi;

geceleri de ağlardı, gündüzleri de!

Gökyüzü, şu ayrılığı duysaydı, anlasaydı;

yıldızlar da ağlardı, güneş de Ay da!

Pâdişah, bu çeşit tahttan indirileceğini bilseydi;

kendine de ağlardı, tâcına, kemerine de!

Gerdek gecesi, ağlardı öpüşmelere, ağlardı koçuşmalara;

şu boşanmayı görseydi!

Lâ’l şarâb ağlardı küpe, ağlardı şişeye şu mahmurluğu görseydi!

Gül bahçesi, şu güz mevsimini duysaydı;

anlasaydı, ağlardı gül yaprağı ter ü tâze gül dalında!

Uçan kuş, şu avlanmadan haber alsaydı;

kolu kanadı gevşerdi, ağlardı da ağlardı!

Hüneri, san’atı aldatmasaydı Eflâtun’u;

bağırırdı-ağlardı hünere, san’ata!

Pencerenin, ölüm dumanından haberi olsaydı;

pencere de ağlardı, duvar da, kapı da!

Gemi, denizde salına-oynaya gidiyor ya;

şu tehlikeyi görse ağlardı!

Şu potanın ateşi görünseydi;

mal-mülk sâhibi ağlardı gümüşün-altının hâline!

Rüstem bile savaşa ağlardı, gücüne-kuvvetine ağlardı;

anlasaydı bu sitemi!

Şu ecelin kulağı sağırdır, feryâdı işitmez, duymaz;

yoksa ağlardı kan kesilen ciğerlere!

Şu ölüm cellâdının gönlü yoktur;

olsaydı da tek taş olsaydı, gene ağlardı!

Sağken görselerdi ölümü, el – ayak, ağlardı birbirinin hâline!

Kıvranıp can çekişirken görseydi;

ağlardı dişi keçi, erkek arslana!

Yeryüzü, çocuğunu yiyen bir ana;

öyle olmasaydi ağlardı oğlunun ölümüne!

Ölüm acısıyle tatlı canını nasıl veriyor;

bir görünseydi ağlardı şeker bile!

Kumru, ardıç ağacının kökten söküleceğini bilseydi;

bırakırdı ötmeyi dem çekmeyi de ağlardı!

Tabutun şu kefenden haberi olsaydı;

ağlardı götürülürken yollarda!

Yeni doğmuş çocuk, dünyâya geldiğine ağlar durur;

aklı olsaydı daha önce ağlardı, daha çok ağlardı.

Aklı olmadığından susar, ağlamaz çocuk;

aklı olsaydı ağlardı öküz bile, eşek bile!

Bütün acılıklardan, o tatlı dilberimiz de bir çâre bulsaydı

ağlardı yağmur gibi!

O tatlı dilber ölüm acılarını tattı; neler gördü neler;

gördüklerine ağlardı o gözün sâhibi de!

Benim dostum giden; giden gitti artık;

nerde bu habere ağlayacak bir haber?

Ciğerine zehirli bir ok saplandı;

kalkana kaçtın amma, kalkan da ağladı!

Öylesine topraklar altındayım ki;

şu dünyâ alt üst olup ağlasa yeridir bana!

Kendine gel de sus, bir tek görüş sâhibi bile yok;

olsaydı ağlardı, ağlardı.

Tebrizli Şems gitti;

nerde o,insanların övündüğü insana ağlayacak biri?

Mânâlar âlemi, O’nun yüzünden düğün dernek etti;

fakat, ağladı şu şekiller O’nsuz kalınca!

Dünyânın, şu gözden, şu kulaktan başka bir gözü-kulağı olsaydı;

ağlardı o göz, ağlardı o kulak!)

–Hazret-i Mevlânâ—

(Dîvân-ı Kebîr’den)

PAYLAŞ
Önceki İçerikYaprak Dökümü
Sonraki İçerikİnsan ve Şeytan 1

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...