Ağlardı

0
273

(Baş gözü, gam ne kadarsa o kadar ağlayabilseydi;

geceleri de ağlardı, gündüzleri de!

Gökyüzü, şu ayrılığı duysaydı, anlasaydı; yıldızlar da ağlardı, güneş de Ay da!

Pâdişah, bu çeşit tahttan indirileceğini bilseydi; kendine de ağlardı, tâcına, kemerine de!

Gerdek gecesi, ağlardı öpüşmelere, ağlardı koçuşmalara; şu boşanmayı görseydi!

Lâ’l şarâb ağlardı küpe, ağlardı şişeye şu mahmurluğu görseydi!

Gül bahçesi, şu güz mevsimini duysaydı; anlasaydı, ağlardı gül yaprağı ter ü tâze gül dalında!

Uçan kuş, şu avlanmadan haber alsaydı; kolu kanadı gevşerdi, ağlardı da ağlardı!

Hüneri, san’atı aldatmasaydı Eflâtun’u; bağırırdı-ağlardı hünere, san’ata!

Pencerenin, ölüm dumanından haberi olsaydı; pencere de ağlardı, duvar da, kapı da!

Gemi, denizde salına-oynaya gidiyor ya; şu tehlikeyi görse ağlardı!

Şu potanın ateşi görünseydi; mal-mülk sâhibi ağlardı gümüşün-altının hâline!

Rüstem bile savaşa ağlardı, gücüne-kuvvetine ağlardı; anlasaydı bu sitemi!

Şu ecelin kulağı sağırdır, feryâdı işitmez, duymaz; yoksa ağlardı kan kesilen ciğerlere!

Şu ölüm cellâdının gönlü yoktur; olsaydı da tek taş olsaydı, gene ağlardı!

Sağken görselerdi ölümü, el – ayak, ağlardı birbirinin hâline!

Kıvranıp can çekişirken görseydi; ağlardı dişi keçi, erkek arslana!

Yeryüzü, çocuğunu yiyen bir ana; öyle olmasaydi ağlardı oğlunun ölümüne!

Ölüm acısıyle tatlı canını nasıl veriyor; bir görünseydi ağlardı şeker bile!

Kumru, ardıç ağacının kökten söküleceğini bilseydi; bırakırdı ötmeyi dem çekmeyi de ağlardı!

Tabutun şu kefenden haberi olsaydı; ağlardı götürülürken yollarda!

Yeni doğmuş çocuk, dünyâya geldiğine ağlar durur; aklı olsaydı daha önce ağlardı, daha çok ağlardı.

Aklı olmadığından susar, ağlamaz çocuk; aklı olsaydı ağlardı öküz bile, eşek bile!

Bütün acılıklardan, o tatlı dilberimiz de bir çâre bulsaydı ağlardı yağmur gibi!

O tatlı dilber ölüm acılarını tattı; neler gördü neler; gördüklerine ağlardı o gözün sâhibi de!

Benim dostum giden; giden gitti artık; nerde bu habere ağlayacak bir haber?

Ciğerine zehirli bir ok saplandı; kalkana kaçtın amma, kalkan da ağladı!

Öylesine topraklar altındayım ki; şu dünyâ alt üst olup ağlasa yeridir bana!

Kendine gel de sus, bir tek görüş sâhibi bile yok; olsaydı ağlardı, ağlardı.

Tebrizli Şems gitti; nerde o,insanların övündüğü insana ağlayacak biri?

Mânâlar âlemi, O’nun yüzünden düğün dernek etti; fakat, ağladı şu şekiller O’nsuz kalınca!

Dünyânın, şu gözden, şu kulaktan başka bir gözü-kulağı olsaydı; ağlardı o göz, ağlardı o kulak!)

Hazret-i Mevlânâ

(Dîvân-ı Kebîr’den)

Yorum yapabilirsiniz...