Ahenk

1
64

KÂİNATTAKİ şu muazzam âhenk nasıl tesâdüf diye geçiştirilebilir?

Meselâ, her günün belirli saatlerini ayırdığımız ‘’uyku’’,nedir? Ya uyanış?

Uykuya dalınca bizden giden günlük işlerimiz; sevinç ve kederlerimiz, uyanır uyanmaz tekrar yerli yerine nasıl geliyor? Bir ömür durmaksızın tekrarlanan ve yalnız bize âit olan duygu ve hâtıralarımızın böylece gene bize dönüşü bir basit ve ucuz ‘’tesâdüf’’ kelimesiyle nasıl isimlendirilir?

Uyku öncesinde sâhibi bulunduğumuz hâfızamız, mantığımız, endişe ve ümitlerimiz… Borç ve alacaklarımız uykuda geçen sürede neden bir başkasıyla karışmıyor?

Hep isâbet eden, hep uygunluk arzeden şeye nasıl tesâdüf damgası vurulabilir?

Ya hayvanlar?

Kış uykusu nedir? Dil bilmez, takvim tanımaz bunca hayvan, bizim kış uykusu dediğimiz mâcerâyı nasıl başlatır ve nasıl bitirir? Kurbağa ve kaplumbağaların çoğu, kışı, göl ve bataklıkların çamurlu diplerinde geçirirler. Evet… Ama neden ve nasıl? Bu ‘’küçük ölüm’’ denilen ve enerji tasarrufunda en yüksek nokta olan bir çeşit kış uykusudur; peki ama kışın geldiğini o hayvanlara kim haber veriyor? Bunca tedbîri kimden, nasıl öğreniyorlar?

Sonbaharda dağ fâreleri, yer sincapları ve kış uykusuna yatan diğer hayvanlar; oburca yemeyi bırakıyor ve şişman vücutlarıyla güneşin altında oturuyorlar. Her geçen saatle vücut ısıları düşüyor ve donma noktasına kadar yaklaşıyor. Kalp atışları yavaşlayıp, kan basıncı düşen hayvanların vücûdunda öyle akıl almaz değişiklikler olmakta ki; o sırada salgılanan kimyevî maddelerle kanın pıhtılaşma süresi kısaltılıyor. Böylece uyku sırasında meydana gelebilecek bir yaralanmada o hayvanın kan kaybetmesi önleniyor.

Bütün bunların ve kış uykusundan uyanmanın… Aylar sonra aynı mâcerâyı tekrar tekrar ve muntazaman yaşamanın adı, kuru bir ‘’tesâdüf’’ kelimesinin daracık sınırlarına sığabilir mi?

Tembel ve inancını sorgulamak bahtından, tefekkürden nasipsiz insanoğlunun, bu tembelliğini ört bas etmek için uydurduğu bir ‘’joker

kelime’’dir tesâdüf… Ve bilhassa bu çağın insanına çok yakışmaktadır.

Şefsiz bir orkestrayı bile ciddîye almayan günümüz insanı, muazzam bir âhenkle çalışan şu kâinat orkestrasında –bu kafayla- kendisini fazla ciddîye almakta değil midir ve buna hakkı var mıdır?

PAYLAŞ
Önceki İçerikKendime Mektuplar 13
Sonraki İçerikFarklı Yollar

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...