Ahmed Yesevi 2

0
66

XIV. asır Anadolu’sunda Türkmen aşîretlerinin, Oğuz boylarının, göçer evli obalarının hâlâ arkası kesilmeyen göçleri devam etmekte idi. Daha X. Asırdan beri Anadolu’ya akan Saltuklar,Mengüçler,Danişmendlerden sonra bilhassa Bozoklar,Üçoklar,Çepni,Bayındır,Salor,Afşar,Kayı,Begdili gibi Oğuz Türkleri,Anadolu topraklarına yayılıp çoğalarak hâkim zümre vasfını kazanmış bulunuyorlardı. Osmanlı Türklüğü, bir yandan Bizans bakıyesi tekfurları tasfiye ederek bir yandan da Rumeli fütûhâtına hız vererek Türk topraklarını esnetirken, aynı zamanda bu askerî ve siyâsî hamlelerine muvâzî olarak içtimâî,vicdânî,iktisâdî bir gelişme ve desteğe de ihtiyaçları bulunuyordu. İşte Alpler, erler, erenler ve ahîler adı altında, toprağı olduğu kadar kütlenin iç yapısını da işleyerek bir yandan gazâ ve cihat rûhunu kamçılayan, bir yandan da cemiyetin estetik ve mânevî gücüne güç katan bu fedâîlerin, Anadolu’nun Türkleşme, yerleşme ve ruh düzenini kurma yolunda hizmet ve yardımları büyük olmuştur.

Esâsen bu gök kubbe altında ne zaman bir cihat ve gazâ rûhu,bir medeniyet ve içtimâî tekâmül hâdisesi çiçeklenmişse,mutlaka arkasında bu tohumu eken ve sulayan bir el olmuştur. İşte Anadolu Türklüğü’nü şuurlandırıp hız,hareket ve bereket vermekte hattâ bütün İslâm dünyâsı içine can gibi kan gibi karıp karıştırma yolunda Ahmed Yesevî’yi ve onun meş’alesini taşıyan kütleleri görmek lâzımdır.Anadolu coğrafyasını bir yandan İslâmî görüş bir yandan da Türk an’anesine ve âdetlerine göre düzenleme faâliyetinde bunlar birer merkez ve mihrak olarak kabûl edilse revâdır.

Sual: –Bu mücâhit kütlelerin Türk coğrafyası üstünde oynadıklarını söylediğiniz yapıcı rol ve bunu menfaat gütmeden cemiyetin emrine ve hizmetine verdiren sebepler üstünde biraz daha duramaz mıyız?

Cevap: –Yukarıda da söylediğimiz gibi Ahmed Yesevî, gâyesi yolunda ölmeden evvel ölmüş bir şehit idi. Onun evlâtlarının da aynı idrâk ve anlayışa kemer bağlamalarından tabiî ne olabilir? Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ve Türk gücünün merkeziyetini kaybederek beyliklere bölünüp kapanın elinde kalışı ile yeni bir nizâma hasret çeken AnadoluTürklüğü’nü bir müşterek prensip düğümü ile bağlayan bu cihat erlerinin himmetini onun için yüceden de yüce bilmek gerekir. Maddî olduğu kadar mânevî bir ihtiyâcın da talebi ile doğan ve üreyen bu merkezler ve müesseseler, kendini bulma yolunda çabalayan ve oturmuş bir zemin arayan Anadolu Türklüğü’ne Îlâ-yı kelimetullâh’ı bir müşterek gâye ve istikamet olarak işâret ederken, Ahmed Yesevî’nin destânî şahsiyetiyle aynîleşmiş rehber ve önden gidicilerin varlıkları âbidelerini her zaman göz önünde bulundurmak gerekir. Böylece de Hoca Ahmed Yesevî, sâde fakat tesirli san’atı, ihlâsı, îmânı ve şerîat hudutlarına saygılı heyecan ve coşkunluğu ile,değil yalnız zamânına,Türklüğün kader dünyâsına,asırlarca yol göstermiş olan bir canlı prensip ve sönmeyen bir Orta Asya meş’alesidir.

———————–

(*)(Sâmiha Ayverdi/Hâtıralarla Başbaşa Sh.104):–1976 yılında radyo için yapılan mülâkatlardan—

PAYLAŞ
Önceki İçerikSohbetler 22
Sonraki İçerikEtme Bizi!

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...