Ahmet Yesevi 2

0
51

2.
Menkıbeye göre gazvelerin—savaşların– birinde aç kalan ashâb,Hz.Peygamber’in huzûruna gelip,yiyecek ricâsında bulunurlar.Hz.Peygamber’in duâsı üzerine Hz.Cibril cennetten bir tabak hurma getirir.Ashâb hurma alırken bir hurma tabaktan yere düşer.Bunun üzerine Hz.Cibril, ‘’Bu hurma,ümmetinizden Ahmed adlı birinin kısmetidir.’’ Der. Hz.Peygamber, ashâba, içlerinden birinin bu hurmayı sâhibine teslim etmesi teklifinde bulunur. Ashâbdan hiç kimse cevap vermeyince, Arslan Baba, Allah’ın inâyeti ve Hz.Peygamber’in delâletiyle bu vazîfeyi yerine getireceğini bildirir. Hz.Peygamber, mübârek eliyle hurmayı Arslan Baba’nın damağına yerleştirip, meşgûl olmasını buyurur. Arslan Baba bu işâretle Yesi’ye gelir, Ahmed’i arar, onu mahalle çocuklarıyla oyun oynarken bulur. Arslan Baba henüz hurmadan bahsetmeden, çocuk, emâneti teslim etmesini söyler. Arslan Baba, beş yüz yıl damağında sakladığı ve tâzeliğini muhâfaza eden hurmayı ağzından çıkararak, sâhibine teslim eder. Arslan Baba’nın terbiye ve irşâdı ile Ahmed, kısa zamanda mertebeler aşar, şöhreti etrâfa yayılmaya başlar. Bir yıl sonra veyâ aynı yıl içinde, Arslan Baba vefât ederek bu âlemden göçer. Bir hikmette Arslan Baba’nın vefâtı, defni ve rûhunun İlliyyîn’e girişi hususları, pek güzel anlatılmıştır.(bk. Hikmet: XII, dörtlük: 26-28)

Bu sıra meydana gelen bir hâdise, Ahmed’in şöhretinin bütün Türkistan’a yayılmasına vesîle olur. Menkıbeye göre Türkistan’da Yesevî adında bir hükümdar hüküm sürmekte imiş. Kışı Semerkand’da geçirir, yazın da Türkistan dağlarında avlanırmış. Bir yaz, Karaçuk dağında avlanmaya çıkan hükümdar, avlanmasına engel olan sarp Karaçuk dağının ortadan kaldırılmasına karar vermiş. İdâresi altındaki topraklarda yaşayan bütün velîleri toplatıp, onların duâlarının breketi ile dağı yok etmeyi düşünmüş. Toplanan velîlerin duâ ve niyazları netîcesiz kalınca, acaba katılmayan velî var mı, diye tahkîk ettirilmiş. Tahkîk netîcesinde Şeyh İbrâhim’in oğlu Ahmed’in henüz çocuk denecek yaşta olduğu için çağrılmadığı anlaşılmış. Bunun üzerine Sayram’a haberci gönderilip, gelmesi istenmiş. Çocuk, bu durumu ablasına danışınca, ablası: ‘’Babamızın vasiyeti var, senin zuhur zamânının gelip gelmediğini babamızın türbesi içinde bulunan bir sofra tâyin edecektir. Eğer o sofrayı açabilirsen, zuhur zamânın geldi demektir, var git!’’ demiş.
Türbeye giden Ahmed, sofrayı bulup açmış, böylece zuhur zamânının geldiği anlaşılmış. Sofrayı yanına alıp Yesi’ye hareket etmiş. Velîler kendisini orada hazır beklemekte imişler. Ahmed, sofrada bulunan bir parça ekmeği niyaz olarak gösterince, velîler Fâtiha okumuşlar. Ahmed, ekmek parçasını orada hazır bulunanlara taksim etmiş, hepsine kâfi gelmiş. O toplantıda velîlerden, maiyet ve ordu erkânından dokuz bin kişi bulunmakta imiş. Bu kerâmeti görenler, Ahmed’in büyüklüğünü ve mertebesinin yüceliğini anlamışlar. Ahmed ise, sırtındaki, babasından kalma hırkaya bürünerek duâsının netîcesini beklemekteymiş. Birden bire gökyüzünden seller boşanmış, her yer suya gark olmuş, velîlerin seccâdeleri su üstünde yüzmeye başlamış. Ahmed, hırkasından başını çıkarınca seller durmuş, güneş açmış. Hazır bulunanlar baktıklarında Karaçuk dağının ortadan kalktığını görmüşler. Bu kerâmete şâhid olan hükümdar, Ahmed’den, kendi adının kıyâmete kadar bâkî kalması için niyazda bulunmasını dilemiş. Ahmed de, ‘’Âlemde her kim bizi severse, senin adınla bizi yâd eylesin.’’ Demiş. Bundan dolayı o günden beri, ikisinin ismi birlikte,’’Ahmed Yesevî’’ olarak anılmıştır.
Menkıbeye göre Ahmed Yesevî isminin îzâhı bu şekildedir. Gerçekte ise Ahmed,Yesi’li kabûl edildiği için Yesevî nisbesiyle Ahmed-i Yesevî şeklinde ifâde edilmelidir.Sayram’da İmam Muhammed b. Alî neslinden gelenlere ‘’Hâce’’,bu silsileye bağlı olanlara da ‘’Hâcegân’’ denilmekteydi. Ahmed-i Yesevî de Hâcegân silsilesine bağlı olduğu için,’’ Hâce Ahmed, Hâce Ahmed-i Yesevî, Kul Hâce Ahmed’’ şekillerinde de anılmaktadır.
*

PAYLAŞ
Önceki İçerikFatih ve Fetih
Sonraki İçerikTenkidçi Gözüyle Nasrettin Hoca

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...