Akşemseddin

0
420

[1389~ 1459 ] 13. ile 16. asırlarda Anadolu bir cazibe merkezi oImuştur. Çünkü bu topraklarda yeni bir doğuş gerçekleşmektedir.Bir yandan ülkeler fethedilirken,bir yandan da gönüller kazanılmaktadır. Zaten gönül fethi ve ruh olgunluğunun bulunmadığı yerde maddi fetihler kalıcı olmaz. İşte bu kutlu hizmete katkıda bulunanlardan biri de Akşemseddin’dir.

1389’da Şam’da doğdu,1459’da Göynük’te vefat etti.

Hz. Ebu Bekir’in soyundandır. Babası Anadolu’ya geldikten sonra çorum’ un Osmancık kasabasına yerleşti. Akşemseddin, babasından ve çevresindeki bilginlerden öğrenimini tamamla~ yarak, Osmancık’ta bir medreseye hoca olur. Daha sonra medreseyi bırakarak Hacı Bayram Veli’ye intisab eder. Bir ara Halep’ e giderse de, gördüğü bir rüya üzerine tekrar Ankara’ya Hacı Bayram’ın yanına döner. Çetin imtihanlardan sonra kabul edilir.

Hacı Bayram, onun bu gelişte ne ölçüde kararlı olduğunu denemek ister. Zira manevı eğitimde tam olarak benimserne ve teslimiyet olmadan olgunlaşmak mümkün değildir. Menkıbeye göre Akşemseddin, Hacı Bayram dergahında baş1angıçta iltifat ve ilgi görmez. O kadar ki dergahta ilk öğle yemeğinde kendisine yemek bile verilmez. Herkese açık olan bir sofrada bu hareket bilerek yapılır. O ise köpeklere verilenlerin artıklarıyla karnını doyurur. Uzaktan durumu gözetleyen Hacı Bayram, Akşemseddin’in kararIılığını anlayınca kendisini kabul eder ve eğitimine alır. Sonunda en iyi müridIerinden olur. O da şeyhini çok sevmiş olmalı ki, ilahı olarak da bestelenmiş olan bir şiirinde şöyle der:

Kubbealtı Lugatı

Aşık oldum sana candan

Hacı Bayram pirim sultan

Gönül himmet umar senden

Hacı Bayram pirim sultan.

1rak mıdır yollarımız

Taze midir güllerimiz

Hub söyler bülbüllerimiz

Hacı Bayram pirim sultan.

AI yeşil sancağı kalkar

Türbesi mis gibi kokar

Altın şem’a/arı yakar

Hacı Bayram p irim sultan.

Sensin Allah ‘ın velîsi

İki cihanın dolusu

Evliyaların ulusu

Hacı Bayram pirim sultan.

Akşemseddin der varılır

Azım tevhidler görülür

Yılda bir çağı bulunur

Hacı Bayram pirim sultan.

Hacı Bayram’ ın vefatından sonra Akşemseddin onun yolunu devam ettirdi. Beypazarı ve İskilip’te· bir müddet kaldıktan sonra Göynük’ e geldi.

Akşemseddin, İstanbul fatihi II.. Mehmed’in hocaları arasında yer almış ve onu fetih konusunda devamlı teşvik etmiştir. Padişahla olan münasebeti bir mürid-mürşid ilişkisi şeklindedir. O, herkes gibi bir insan olan genç Mehmed’in manevl;tasavvufi eğitimini üstlenmiş ve onun beşeri zaaflarından arınarak olgun bir kimse ve iyi bir yönetici olmasında hizmet görmüştür.

Bu sırada dünya yorgunlukları altında zaman zaman bunalan hükümdarın, kısa süreli de olsa halvete çekilme isteklerini reddetmiştir. Böylece tasavvufi zevklere dalarak, yönetimde ihmalkarlık göstermesine fırsat vermemiştir. “Senin malik olman salik olmandan yeğdir.” yani, tekkedeki bir derviş hayatı yaşamandan yönetici olman daha iyidir, demiştir.

Akşemseddin İstanbul’un fethi sırasında, kuşatma uzayıp da bezginlik baş g6stermişken, Ebu Eyyub Ensari’ nin kabrini bulmuş ve böylece ordunun maneviyatının yükselmesini sağlamıştır. Bilindiği gibi Istanbul’ da bugünkü Eyüp semtine ismini veren Ebu Eyyub Ensarti Hz. Peygamber’in, Medıne’ye hicret ettiği gün evinde misafir kaldığı kimsedir. Emeviler zamanında, ilerlemiş yaşına rağmen, İstanbul’ u almak üzere düzenlenen bir sefere katılmıştı. Bu sırada bir kuşatma sırasında İstanbul surları dışında şehit di.işmüş ve oracıkta gömülmüştü. Kabrinin yeri İstanbul fethine kadar bilinmiyordu. Nihayet Akşemseddin onu buldu ve fetih orduları, sanki Hz. Peygamber’in ruhuyla kucaklaşmış olmanın heyecanıyla surları aştılar.

Akşemseddin, devrinin meşhur bir hekımi olarak da bilinir. Özellikle bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışmış ve bu konuda bir küçük kitap yazmış olduğu söylenir. Demek ki insanların gönül dünyalarının imarıyla olduğu kadar, beden sağlıklarıyla da ilgilenen birisidir. Akşemseddin’in çeşitli eserleri ve tasavvufi şiirleri vardır. Bir ilahisinden aldığımız şu mısralar ezelı ve evrensel duyguyu, büyük aşkı çok sade bir dille anlatır:

Bu aşkı ben bilmez idim bu bir acep sevda imiş

Bir zerresi ay ve güneş, bir katresi derya imiş.

Bu aşk imiş varlık kamu, iyi, yavuz, uçmak tamu

Geri kalanı ey amu tek bir kuru kavga imiş.

Gah yel gibi döner imiş gah od olup yanar imiş.

Gah toz olup tozar imiş gah yağmur gah kar imiş .

————————————-

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.

Yorum yapabilirsiniz...