Altın Beyinli Adam

1
107

Vefâtının üzerinden tam otuz yıl geçti.

1938 yılında Kırşehir’de doğan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü 1961’de bitiren ve Profesör Doktor Mümtaz Turhan’ın seçkin bir talebesi olarak sosyal psikoloji asistanlığına başlayan merhum Profesör Doktor Erol Güngör’den bahsediyoruz.

Erol Hoca,1965 yılında doktorasını vererek, ABD’ne gitti. Orada, iki yıl müddetle Colorado Üniversitesinde araştırmalar yaptı.1971’de Doçent,1978 yılında da profesör oldu.1982 senesinde Konya Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirildi.

İstanbul’da 1983 yılında ve çok genç yaşta hayâta gözlerini yumup, ebedî âleme intikal etti.

(Türkçe’nin kaybolmasında en önemli faktör; ülkemizdeki yaygın cehâlettir.) Diyen Erol Güngör Hoca’nın Türk kültürüne kazandırdığı eser ve tercümelerden bâzıları şunlardır:

*Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar

*Sosyal Psikoloji

*Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri

*Batı Düşüncesinde Büyük Değişme

*Dünyâyı Değiştiren Kitaplar

*Sosyal Mes’eleler ve Aydınlar

*Târihte Türkler

*Dünden Bugüne

*Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik

*Türk Kültürü ve Milliyetçilik

*İslâm Tasavvufunun Mes’eleleri

*İslâm’ın Bugünkü Mes’eleleri

*Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk

***

Erol Güngör Hoca’nın çok yakınlarından birisi, O’nun hastalığının ilerlediğini ve vefâtının yakın olduğunu târifsiz acılarla görerek :’’Biliyorum, ölecek ve beynindeki bütün o yüksek fikirleri de berâberinde götürecek! Keşke, mümkün olsa ve O’nun bütün bilgi –fikir ve dehâsı bir başka beyne aktarılabilse!’’ meâlinde üzülmüştür. Kendisini tanıyanlar bilirler ki; bu tarz üzüntü ifâdeleri, sıradan duygular olarak vasıflandırılamaz. Erol Hoca’nın kaybı, Türk milleti için gerçekten büyüktür. O’nu göremeyen genç nesillere bir fikir verebilmek için, dünyâca ünlü mütefekkir Kenneth Boulding’in Erol Güngör hakkında ‘’Altın beyinli adam’’ sözleri bile yetersiz kalır.

O’nun tesbitlerine göre ‘’İlim ve kültür dünyâmızdaki en büyük tahribâtı,(Dilde Tafiyecilik Hareketi) yapmış ve aydın cehâleti de bu yanlış gidişe çanak tutmuştur.’’

Dilde Tasfiyecilerin sık sık Atatürk’ü öne sürmelerine şiddetle çatan Erol Hoca, bunun tamâmen haksızlık olduğunu söyleyerek şunları yazar:

(Eğer Atatürk, Türkçe’de, kökünde yabancı yabancılık tesbit edilen bütün kelimeler dilden atılacak, yerine yenileri uydurulacaktır deseydi ve bunu bir kanun maddesi hâline getirseydi, gerçekten bir dil devrimi söz konusu olurdu. Nelerin Atatürk devrimi olduğu Anayasa’da açıkça belirtilmiştir; bunların arasında dil devrimi yoktur. Böylece tasfiyecilerin kullandıkları kutsal zırh aslında mevcut değildir.)

Prof. Erol Güngör,1973 yılında yayınlanan (Düşünce ve Kültür Buhrânımız ve Türk Dili) başlıklı makalesinde şöyle der:

(Batı ülkesinde devlet, bütün kuvvetlerini seferber etse, yine de masa başında uydurulmuş bir dili kimseye kabûl ettiremez; çünkü oralarda böyle bir teşebbüse karşı, ilmi, kültürü ve akl-ı selîmi temsil eden kuvvetli çevreler vardır. Türkiye’de uydurma dilin yakın zamanlara kadar pek az bir yol almış olması boşuna değildir ve bu dilin yaygınlaşması ile kültür seviyesinin düşmesi arasında kuvvetli bir münâsebet vardır. Uydurma dilin şu son yirmi yılda her tarafı sarmış görünmesi, Türkiye’de kitle seviyesinde bir kültürün aydınlarla halk kitlelerini aynı çizgi üzerinde birleştirmesinden ileri gelmektedir. Artık aydınların da kitlelerin de dili öğrendikleri yer, kitle haberleşme vâsıtalarıdır; herkes televizyon dilini konuşur hâle gelmiştir, çünkü haberin de bilginin de esas kaynağı televizyondur. Gazete bile televizyonun karşısında herkesi ilgilendirmeyen bir ihtisas organı görünmektedir.)

Bir sosyoloji dehâsı olan Erol Güngör, dildeki ve dolayısıyla kültürümüzdeki yozlaşmanın kaynağı olarak ‘’Tek Parti’’ dönemine işâret ederek:

(İktidar partisinin monolotik –tekçi- bir bünyeye sâhip oluşunun, demokratik bir rejimde ayrı gruplar tarafından üstlenilen fonksiyonların hepsini kendi bünyesi içinde topladığını) söyler. Bu yüzden, partiye âit şeylerle devlete âit olan şeyler birbirine karışmıştır. Böyle bir ortamda, dilde tasfiyecilik taraftarları sanki devletin irâdesini temsil ediyormuş gibi bir kuruntuya kapılmışlardır.

Merhum Hoca’mıza Allah’dan rahmet niyâz ederken, Türk Milliyetçileri’nin kendisini unutmadığını, unutmayacağını ve Fâtihâ’larımızın dâim olduğunu hürmet ve minnetle arz ediyoruz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikKutlu Doğum
Sonraki İçerikYazık Yazık

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

1 YORUM

  1. EFENDİM;BÖYLE KIYMETLİ,GÜZİDE,VATANINI MİLLETİNİ SEVEN VE HİZMET EDEN ŞAHSİYETLERİ BİZLERE TANITIP ANLATTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. SAYILARINI ARTTIRSIN İNŞAALLAH. ALLAH RAHMET EYLESİN.HÜRMET VE MUHABBETLERİMLE.

Yorum yapabilirsiniz...