Annelere

0
50

Çocuk yetiştirmenin,âileye yüklediği mes’uliyetler arasında,hiç şüphesiz büyük pay,anneye düşmektedir.Bunlar arasında ilk göze çarpan,çocuğa tuvalet terbiye ve âdâbı kazandırmaktır.Çocuk,anasının işleyip pekiştirdiği bu terbiyeyi iyice benimseyinceye kadar onu tâkîb etmek,annenin vazîfeleri cümlesindendir.Öyle ki çocuk,artık kendi başına tuvalete girmeye başladığı zamandan îtibâren,anası dört gözle onu kollamaya mecbur sayılır.Tuvaletten sonra nasıl temizlendiğini,ellerini hakkı ile yıkayıp yıkamadığını ve klozeti temiz bırakıp bırakmadığını kontrol etmedikçe çocuk bu titizliği kazanamaz.
Yazlık evimizde bir komşu kızı ile salıncakta kolan vurduğumuz sırada ileri geri gidip gelen salıncakta sallanırken kızın çamaşırlarından çıkan pis koku beni öylesine rahatsız etmişti ki,nihâyet eğlencemizin en tatlı ânında hızımı kesip,salıncak sefâsına son vererek bu mîde bulandırıcı eğlenceden vazgeçmiş olduğumu hatırlamaktayım.

Meğer kızın annesi,mutfak işlerinde gayet mâhir bir hanım imiş.Yaptığı birbirinden lezzetli yemeklerle hem kocasını hem de çocuklarını memnûn eder,ama ana olarak,çocuklarını temizliğe alıştırmak yolunda aslâ gayret göstermezmiş.Kızlar da pisliği,âdetâ bir ikinci tabiat olarak benimseyerek böyle iğrenç kokuları ile etraflarını tâciz etmekte bulunurlarmış.Öyle ki kızların kirli çamaşırlarının neşrettiği koku,konu-komşu ve arkadaşları arasında dilden dile söylenir dururmuş.Ben de ancak salıncak sefâsı ile bunu öğrenerek bu komşu kızından uzaklaşmaya mecbûr olmuştum.

Evlerde hizmetkârların bol olduğu zamanlarda tuvaletlerin de büyük mermer alaturka taşları vardı.Fakat zamanla bu koskoca taşlar sararır ve temizlenmesi gerekirdi.Büyük annem bu işi kimseye bırakmaz ve burnunu bir tülbentle örtüp, kezzaba uygun bulduğu ölçüde su katarak taşları ıslatır ve gene birkaç dakîka sonra su ile yıkayıp mermerleri zedelemeden temizlerdi.Ve gene büyük annem bize:”Tuvaleti temiz olmayan kadına temiz denmez”,diyerek sözü kesip atardı.

Nezle gibi hafif sâri hastalıklı iken kimseye yaklaşmamak,hele aslâ öpüşmeye teşebbüs etmemek bir terbiye ve muâşeret gereğidir.Annelerin çocuklara bunu öğretmesi lâzımdır. Dâvet edilen yere,verilen saatten ne çok evvel,ne de geç gitmemek lâzımdır.

Bir de çocuklara sofra âdâbı hakkında bâzı öğütler verilmesi îcâb eder.Âile ile sofraya oturan çocuğun,yemeğin ortasında fırlayıp etrafta dönüp dolaşması hem ayıp hem de abestir.Onun için âile ile sofraya oturan çocuk,gene büyüklerle berâber sofradan kalkacağını bilmelidir.

Annelerin,çocuklarına yalanın,üstlerine tatlı ve rengârenk maddeler sürülmüş bir acı şekere benzediğini,iç bulandırıcı ve bünyeyi ifsâd edici olduğunu,hoş misâl ve hikâyelerle îzah etmesi lâzımdır.Öyle ki arkadaşını aldatmak isteyen çocuğa,karşısındakini değil,kendini aldattığını anlatarak onu mahcup olmaktan kurtarması gerekmez mi?Yalan,her ne kadar,”Sus!” da desek,aslâ dili tutulamayan bu şâhit,ne yapıp edip gene doğruyu ortaya dökerek,yalancıyı hem rezil hem de mahcup eyler.

Çocuk,evinde yâni âilesi çevresinde mazbut,geçimli,nâzik ve dürüst kimseler gördüğü takdirde,kendisi de bu örneklere benzemekle bir derûnî haz,hattâ gurur duyar.Şu hâlde,iş gene ana babada başlamış sayılır.Hulâsa,çocuğun kazanacağı tavır,oturup kalkmak,yemek içmek,büyüklere karşı tutumu,gene örnek alacağı âile efrâdını taklit ile başlar ve yürüyüp gider.

PAYLAŞ
Önceki İçerikGene Gafilane Teşebbüslerimize Devam
Sonraki İçerikKimdi Bunlar, Kimdi?

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...