Aydın Yüksel Bey’in Feryadı

Yolunuz Hırka-i Şerif’e düştüyse, Mesih Paşa Camii’ni de görmüş olmalısınız. Samiha Ayverdi’nin Mesih Paşa İmamı’na -ki bence en güzel romanıdır- konu olan bu zarif cami Tezkiretü’l-Ebniye ve Tuhfetü’l-Mi’mârîn’de Mimar Sinan’ın son eserlerinden biri olarak zikredilir.

III. Murad’ın vezirlerinden Hadım Mesih Paşa’nın 1585 yılında yaptırdığı, 1930’ların sonlarında merhum Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından restore edilen bu caminin haziresinin alt köşesinde, Eski Ali Paşa Caddesi’yle Mevkufatçı Sokağı’nın kesiştiği noktada yine Mesih Paşa’nın yaptırdığı bir çatal çeşme vardır. Bu çeşme hakkında, tam kırk yıl Hırka-i Şerif’te oturan, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin “hayrü’l-halefi” Yüksek Mimar Dr. İ. Aydın Yüksel’den bir mektup aldım. Mesih Paşa Çeşmesi’nin ve birçok eserin hiç şüphesiz iyi niyetlerle restore edilmeye çalışılırken nasıl tahrip edildiğini anlatan Aydın Bey’in feryadını duyurmayı bir vazife addediyorum.

Aydın Bey, beni de aynı şekilde üzeceğine, bu sebeple kamuoyuna duyuracağıma inandığı bir “memleket, tarih, kültür ve sanat” meselesi hakkında dertleşmek istediğini ifade ettikten sonra, “Mes’ele şudur azizim” diyerek şöyle devam ediyor mektubuna:

“Bilindiği gibi son yıllarda belediyelerimiz ve Vakıflar Genel Müdürlüğümüz muhakkak iyi niyetlerle eski eserlerimizin tamirine el atmış ve çeşitli yan kuruluşlarıyla bu yolda faaliyette bulunmaktadır. Bu muhakkak ki takdir edilecek bir şeydir. Ancak bütün bu iyi niyete rağmen, ben, keşke buna teşebbüs etmeseler de tarihî mirasımız olan eserlerimiz olduğu gibi kalsaydı, demekten kendimi alamıyorum. Zira, ihmal edilmesine rağmen bütün yapılar yine de aslî hallerini ve karakterlerini bir şekilde muhafaza etmektedirler. Bugün ise bu iyi niyetli restorasyon teşebbüsleriyle, maalesef dört-beş asırda yok olmadan zamanımıza gelebilen eserlerimizin ehliyetsiz eller tarafından birkaç gün veya ay zarfında yok olduğu müşahede edilmektedir.

Bendeniz yedi ay evveline kadar, belki bilirsiniz, merhum üstadım Ekrem Hakkı Ayverdi’nin komşusu olarak kırk yılı mütecaviz bir zaman Fatih’te Hırka-i Şerif’te oturdum. Hemen yakınımızda bulunan Mesih Paşa Camii’ni Ekrem Bey sanırım 1935’lerde tamir etmiştir. 994 hicri 1585-86 milâdî yılında yapıldığı kitâbesiyle sabit olan bu zarif cami, Mimar Sinan’ın yaptığı son eserlerden kabul edilmektedir. Bendenizde bu caminin o tarihlerdeki tamir vs. resimlerinden başka 1984, 1986 ve 1998’lerde tarafımdan alınmış birçok resimleri mevcuttur.

Benim asıl derdim ve bahse konu olan caminin haziresinin alt köşesinde bulunan Mesih Paşa’nın hayratı olan çatal çeşmedir. Bir tarafında toprağa gömülü vaziyette iki, diğer tarafında bir yüzü ve yalağı vardır. Çeşme üstündeki mermer kitâbede ise altı bölüm halinde celî sülüsle Mesih Paşa’nın adı ve çeşmenin tarihi geçmektedir. Daha alttaki iki parça halinde dörder satır halinde bulunan tamir kitâbesi ise 1233/1817-18 tarihlidir ve III. Mustafa’nın kızı Beyhan Sultan’a aittir. Bu çeşme 2011 yılında esaslı bir onarım geçirmiştir. İşte burada “keşke geçirmeseydi” diyorum, azizim. Zira senelerce -kırk yıldan fazla- bu çeşmenin önünden geçtim. Kitabelerdeki sülüs celîsi yazıların salâbetine, temiz işçiliğine, keskinliğine her defasında eski tabirle “perestişler, tahsinler” ederek rahmet okudum. Şimdi ise, gelin ve görün, yeni yetme restoratör ve müteahhitler elinde o yazılar ne olmuştur. Ne ile, kum veya asit veya bir başka malzeme ile temizliyorlarsa, yazılar, hemen hemen yarı yarıya ve bazı yerleri tamamen yok edilmiş, kalanlar fare kemirmişe dönmüştür. Yapılan rezalet altın bezeme ile giderilmeye çalışılmışsa da nafile. Bu yapılanları kabul eden kontrol mimarları veya sistem, mangalda kül bırakmayan tabiat varlıklarını koruma kurulları nerede? Anlaşılan bu işleri bilen anlayan kalmamış.

Dediğim gibi bende her iki yazıyı ve hazin akıbeti gözler önüne serecek resimler mevcuttur. Ayrıca bu restorasyondan önce muhakkak mevcut durumun fotoğrafları restorasyonu yapanlarca alınmış olmalıdır. Bunlarla eski ve yeni durum farkı mukayese edilebilir. Bunlara dur diyecek, bir insaf ve bilgi sahibi kimse yok mu idi? Ayrıca çeşmenin iki yüzü arasındaki pah üzerinde benim fotoğraflarını çektiğim zamanlarda mevcut olan ve bir esnaf-lonca remzi olduğunu tahmin ettiğim bir kabartma da mevcuttu. Bende onun resmi de mevcuttur. Taş üzerine kabartma olan bu şekilde kısmen boyalı bir sancak ve yılan mevcut olduğu görülmektedir. 1998’de resmini almıştım. O da yok edilerek, üstelik tam üzerine, pleksiglastan bu son yapılan rezâletin kitâbesi asılmıştır ki bu işin İTO ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile (KUDEB) yapıldığı okunmaktadır. Bunun dışında bütün tâmiratta imitasyon harcı ile taş taklidi işlerin vahâmetini ayrıca zikretmeye lüzum görmüyorum. Zikrettiğim resimleri de arzu buyurulursa gönderebilirim.

Şimdi giden gitti. Geri dönüşü olmayan bir cürüm irtikap edilmiş ve edilmekte ber-devam. ‘Küllü men aleyhâ fân’ diyoruz. Amma hayfâ… Son bir cümle ile geçen aylarda gittiğim Edirne II. Bayezid Camii’nde gördüğüm restorasyon cehaletini söylemeden geçemiyeceğim. Belki bir başka bahiste.”

Evet, Aydın Yüksel Bey böyle feryad ediyor. Duyan var mı?

b.ayvazoglu@zaman.com.tr

05 Temmuz 2012, Perşembe



Henüz Yorum Yapılmamış.

Bir Yorum Yapın