Ayverdi Ailesi

0
378
Kubbealtı Lugatı

Muhsin İlyas Subaşı

Ayverdi Ailesi Ülkemizin Yüzakıdır!

Samiha Ayverdi hanımefendi, bizim kültür dağarcığımıza bereketli tohumlarını bırakan bir annemizdi. Türkiye’de “Müslümanım!” demenin neredeyse suç sayıldığı yıllarda, bizlere eserleriyle ışık tutmuş, cesaret vermiş ve yazma şevkimizi arttırmıştı. Onun ufuk açıcı eserleri bizim gençlik dönemimizde beslendiğimiz birer gıda ambarı gibiydi. Cumhuriyet neslinin tarihe şaşı bakışını düzeltebilmek için eserlerinin besleyici damarı olarak Tarihi, yine aynı nesle, üstelik bu defa devlet otoritesinin ceberut tavrını da yanına alarak bürokrasinin inanca karşı katı tutumunu yumuşatabilmek için de tasavvufu besleyici ana kaynak olarak kullanmıştır. Samiha Ayverdi, bunlarla da yetinmemiş, Türk kadınının kültür alanıyla birlikte özellikle de sosyal hayatta neler yapabileceğinin örneklerini bizzat yaşantısında göstererek Kubbealtı Cemiyeti (1970) ve Vakfı’nın (1978) kuruluşlarıyla yeni bir yol ve ufuk açmıştır. Ayrıca, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul ve Yahya Kemal Enstitülerinin hayata geçirilmesine öncülük etmiştir. 1966’da Türk Ev Kadınları Derneği’nin kuruluşuna önayak olmuş, 1970’de ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi ile birlikte Kubbealtı Cemiyeti’nin kurulmasını sağlamıştır.

Samiha hanımefendi için ayrı bir yazıyı borçlanarak, ben burada önce Ekrem Hakkı Ayverdi, sonra muhterem eşi İlhan Ayverdi üzerinde durmak istiyorum.

Bizde mimariyi kuru bir şekilciliğin ötesinde, milli geleneklerine taşıyan ve üslubunu ortaya koyan ilk isimlerden birisi merhum Ekrem Hakkı Ayverdi’dir. Semavi Eyice’nin diliyle, “Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı devri Türk mimarisini meçhul olmaktan kurtaran adamdır.” Onun sekiz cilt halinde yayınladığı Osmanlı Eserlerini anlatan kitabı, bizim mimariye bakışımızdaki körlüğü de gidermiş ve böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun bir medeniyet devrinin tapu senetlerini, Türk mimarisinin beslenebileceği kaynak halinde istifadeye sunmuştur.

Ayverdi ailesinin belki en önemli hizmetlerinden birisini yapan ise geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz merhum İlhan Ayverdi hanımefendidir. Çeyrek asrı aşan bir süredir onun bir lügat çalışmasının içinde olduğunu biliyordum: “Misalli Büyük Türk Lügat”ine 1972’de Sâmiha Ayverdi, Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihad Sâmi Banarlı, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan, Prof. Dr. Kaya Bilgegil, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Prof. Dr. Fâruk Kadri Timurtaş, Fâruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Fevziye Abdullah Tansel’den oluşan bir kurul başlamıştı.

Ne var ki, böyle bir çalışma başlı başına bir adanmış irade istiyordu. Bu isimlerin hepsinin öncelikle işleri, görevleri ve hizmet alanları vardı. Yürütemediler, iş ortada kaldı. Bu defa, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin eşi İlhan Ayverdi bu işe kendini adadı. Edebiyatçı olmasının imkanlarını da kullanarak otuz yılı bulan bir zamanı hasretti ama ortaya bir şaheser çıktı. Üç büyük cilt halinde neşredilen kitabı elime alınca derin bir oh çekmiştim: kolay değildi, İlhan Hanım da hayli yaşlıydı. Yaşı 80’e ulaşmıştı. Allah ömür verse de, zihnî ve bedenî problemler buna fırsat bırakacak mıydı? Şükür korkulan olmadı, kitap okuyucusuyla buluştu. Daha doğrusu Türk kültürü bir kaynağına kavuşmuş oldu. Ölümüne üzülürken, eseri bitirmiş olmasına da sevindim.

Benim bu esere verdiğim özel önemin ana sebeplerinden birisini, merhume, 2005’te sevgili dostum Mehmet Nuri Yardım’la yaptığı bir konuşmasında anlatmıştı. Şöyle diyordu İlhan Hanımefendi:

“Türkçe’nin başına gelen bence hiçbir dilin başına gelmemiştir. Bu mücadelenin temelinde dış mihraklar, Türkçe üzerinde oynanan oyunlar vardır. Bunların başında komünizm gelir. Komünizm Türk Cumhuriyetleri’ne ayrı ayrı alfabeler vermiş. Kimine Kril, kimine Latin, kimine Arap alfabeleri.Bu suretle onların bir olmalarını, bütünlüklerini zedelemiş, ayrı ayrı parçalara ayırmış. Bizde de gerek komünizm gerek Türkiye’deki işbirlikçilerinin oynadığı oyunlarla Türk dili âdeta bölünmüştür.”(Bk. Dersimiz Edebiyat, Mehmet Nuri Yardım, Nesil Yayınları, İstanbul-2006)

Muhsin İlyas Subaşı

Evet, bir milleti yıkmak isteyenler önce o milletin dilini bozmaya başlarlar. Rusya bunu yaptı ve kısmen de başardı. Bugün bile hürriyetlerine kavuşmuş olmalarına rağmen, Türk Cumhuriyetlerinde dil birliğinin sağlanamamış olması bu korkunç tuzağın insanları ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemlidir.

İlhan Ayverdi, Ayverdi ailesi içerisinde böyle hayırlı bir hizmeti başarmış örnek bir isimdir. Eşi Ekrem Hakkı Ayverdi tarih ve mimari’de, görümcesi Samiha Ayverdi tarih ve tasavvuf’ta, kendileri edebiyat ve dilde bu milletin besleyici kültürel malzemelerini oluşturma gibi imtiyazlı bir itibara kavuştular. Üçü de hizmetlerinin meyvesini görerek, arkalarında kendilerini hayırla anacak bir nesil ve dost meclisi bırakıp aramızdan çekildiler. Onların dünyalık bu mükafatlarından daha önemlisini öyle sanıyorum ki, ukbada Yüce Yaratıcı rahmetiyle lütuflandırıp verecektir. Ne mutlu Ayverdi ailesine: Onlar milletimizin yüz akı olmanın şerefiyle yerlerini asırlarca koruyacaklardır.

Yorum yapabilirsiniz...