Azınlık Masalı 1

0
43

-Sâmiha AYVERDİ-

Türkiye’de bir azınlık mes’elesi yoktur, bir azınlık masalı vardır. Bu masal da kiliseler arasındaki müşterek fanatik gayretten doğan sesin dünyaya aksetmesinden ileri gelmektedir. Yoksa sözü uzatmamak için kısaca şunu belirtmek gerekir. İslâm’ın zuhûru ile 1400 sene evvel insan hakları temînat altına alınmıştır. Türk dinamizmi ile İslâm imânı nikâhlandıktan sonra, civanmertliğin merhamet ve şefkati de yanına almış olmasından tabiî ne olabilirdi. Batı ise, insan hakları terânesi ile kendisine şampiyonluk süsü verirken, İslâm’ın yayılış asırlarında Müslümanların farklı dil ve ırklara karşı gösterdikleri dostluk ve yakınlık daha sonra İslâm’ın kılıcı vazîfesini devralmış Müslüman Türkler’in de insaf ve müsâmahada başı çekmesiyle, dünyâ târihine bir insanlık ve medeniyet gerçeği yaşatmış ve yaşatmaktadır. Amma ne tuhaf ki kendilerini insanlık şampiyonu zannetmekte ayak direten Batı,eli ve emri altına aldığı milletlere revâ gördüğü zulüm,haksızlık ve katliamlarla daha kılıçlarındaki kanlar kurumadan siyâset ve târih sahnesine insan hakları kahramanı olarak çıkmaya utanmamakta bulunuyor. Sömürgesi Cezâyir’de canlı insan bırakmamacasına kan döken Fransa, on bin Polonyalı subayı Katin Ormanları’na gömen Rusya, kezâ, Macar millî gurûrunu kanla boğan Sovyet vahşeti, Amerika’nın Vietnam fâciaları, Nazi Almanyası’nın, Mûsevî cemaatine revâ gördüğü zulüm ve şenâat,’’en iyi Kızılderili, ölü Kızılderili’dir’’ atasözünün sâhibi olan Amerikalılar’ın,Kızılderililer’in topraklarına,altın ve gümüşlerine sâhip olmak için yaptıkları zulüm,Ermeniler’in Birinci Cihan Harbi’nde Türkler’e tatbîk ettikleri kıyım,hep Batı’nın görmezlikten geldiği gerçekler değil de ya nedir? Yakalanacağını anlayan hırsızın, peşine düşenlerin arasına karışarak onlarla berâber:’’Hırsız var, hırsız var, yakalayın!’’ diye bağırarak etrâfa, hırsızı arayanlardan birisi olduğu vehmini vermek sûretiyle yakalanmaktan kurtulmayı başarması gibi, Türk dostluğuna kurşun sıkmayı bir îman borcu hâline getiren Ermeni’nin de kendi zulüm ve şenâatini, asırlardır huzûr içinde ekmek yediği Türk’ün üstüne atması, hırsızın mârifetine benzemekte değil midir?
***
Azınlıklara karşı gösterilen dünyânın hemen hiçbir ülkesinde görülmemiş dostluk ve sıcak yakınlığın Türk’ün îman menbâından kaynaklandığı göz yumulmayacak bir gerçek iken, Batı bu hakîkati görmezlikten gelmekte bilmem neden inad eylemektedir?
***
Son Halîfe Abdülmecid Efendi’nin husûsî kâtibi Sâlih Kerâmet Nigâr Bey, Halîfe’nin yurttan çıkarılışında kendisine refâkat ederken tuttuğu günlüğü, sonradan bir kitap hâlinde neşretmiştir(1).İşte 4 Mart 1924 gününün notları:’’Yol hazırlıkları ancak sabaha karşı tamamlanabildi. Halîfe Hazretleri ile oğlu Şehzâde Ömer Fâruk, kızı Dürrüşehvar Sultan ve Kadınefendiler, verilen haber üzerine alt kata indiler. Binek taşında bekliyen ve elini öpen eşime, Efendimiz:(Sizi de birlikte götüremediğimize esef ederim kızım. İleride imkân olursa, ayrıca çağırırım.)dedi. Kendisini son defâ selâmlayan yâverini kucakladı. Arabasına binerken önce ellerini açarak, milletimizin ve memleketimizin selâmetine duâ etti. Efendimizin maiyetinde mâbeyincisi Hüseyin Nakib Turhan Bey de, husûsî tabibi Dr.Selâhaddin Bey de bulunuyordu. Âilece otomobillerinin önünden ve arkasından giden arabalar uzun bir kafile teşkîl diyordu. Edirnekapısı’na vardığımız sıralarda gün ağarmaya başlamıştı. Çekmeceler’den sonraki yolculuk epey zahmetli oldu. Bozuk şosede arabaların çamurlara saplanmaması için jandarmalar, yol kenarından büyükçe taşlar topluyor, tekerlek geçitlerine döşüyorlardı. Arada iki üç kere mola vererek nihâyet öğleden sonra Çatalca Demiryolu İstasyonu’na varılabildi. Rumeli Demiryolları Şirketi’nin oradaki âmiri meğer bir Mûsevî vatandaşımız imiş. Efendimizin ve âilesi âzâsının dinlenmelerine elverişli başka bir yer bulunmadığı için üst kattaki kendi dâiresini bu habersiz gelen yüksek misâfirlerin istirahatine tahsîs etti ve çoluk çocuğu ile izâz ve ikramlara koyuldu. İçten gelen bu saygı ve sevgi dolu yardımlarına Efendimiz tarafından teşekkür ettiğimizde:(Osmanlı Hânedânı, Türkiye Mûsevîleri’nin velînîmetidir. Atalarımız İspanya’dan sürüldükleri ve kendilerini koruyacak bir ülke aradıkları zaman onları yok olmaktan kurtardılar. Devletlerinin gölgesinde yeniden can, ırz ve mal emniyetine, din, dil hürriyetine kavuşturdular. Onlara bu kara günlerinde elimizden geldiğince hizmet etmek bizim vicdan borcumuzdur.) Dedi. Bu sözleri ile de gözlerimizi yaşarttı.’’

(1)Son Halîfe II. Abdülmecid, Sâlih Kerâmet Nigâr, sh:8,İst.1964. -Hey Gidi Günler Hey,Sayfa:25-

01.09.08

PAYLAŞ
Önceki İçerikYüzleşmek
Sonraki İçerikAzınlık Masalı 2

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...