Batmayan Gün 2

0
89

‘’…asıl ölüm, kalp habersizliğidir. Zîrâ hayat kalbe merbuttur(bağlıdır).Kalb ölü olunca hayat da yoktur. İnsan kalb hayâtını bulmadıkça, cansız bir nakıştan ibârettir. Ancak aşkını ve mânâsını bulan kimsenin kalbi dirilmiş olur. O,bütün mükevvenâtın rûhudur. Cihânın varlığından geçip aşkı bulanın, bütün varlıklar esîri ve zebûnu olur. Kendi mânâsından, kendi canından hissiz ve lezzetsiz olan nakış ise, zengin fakîr, kimin olursa olsun, iz’ansız ve cansızdır…

Demek ki, şekil izâfî ve mecâzîdir. Halbuki aşk, bütün lezzetlerin özü ve aslıdır. Ona kavuşan, başka şeyden zevk almaz; zevk ve lezzette hiçbir şeye iftikar etmez. Her ne kadar zevk ve hoşluk varsa hepsini kendinde bulmuş ve hepsi kendi olmuş olur.’’(54–55.s.)

‘’…’İnsan’ nâmına hak kazanmak için mânâ hudûduna yaklaşmak lâzım, belki de elzem! Bence mânâkenle insan arasında ne fark varsa, mânevî bilgi sâhipleriyle maddeden başka varlık görmeyenler arasında da aynı mânâ farkı var…

…bilgi şebekesini mânevî bir hatla gayba bağlamış olanlardan başka, bütün insanlar, âlim, câhil, ne olursa olsun hepsi ölüm kasabının keyfini bekleyen sürü gibidir. Herkes, kendini yaratan kuvveti tanımalıdır. Çünkü bütün mükevvenât bu kuvvetin zebûnu ve musahharıdır. Hüküm ondan gelir, cereyân ettiğini gördüğümüz her şey, her hâdise, o kuvvetin karârı ile tezâhür eder. Dünyâ, bu teşriî kuvvetin icrâ sâhasıdır. İnsanlar ve bütün yaradılmışlar da, bu emirlerin birer mûtî icrâkârıdırlar.

Mark Orel ne güzel söyler: ‘Rabbânî kuvvetlerden istimdâd etmeden hiçbir işi hayra sevk edemezsin.’’(61-62.s.)

(Sâmiha AYVERDİ’nin Fikir ve Gönül Dünyâsından Seçmeler)-İsmet BİNARK/Altay Kültür, San’at ve Eğitim Vakfı Yayınları:4 – ANKARA, Mart 2009

Yorum yapabilirsiniz...