Bir Hayat Bir Lugat

0
457

İlhan Ayverdi,1971 yılında lugat çalışmalarıyla ilgili olarak Edirne’den yazdığı mektupta Sâmiha Ayverdi’ye şöyle demektedir.

“Faruk Timurtaş ile mâlum meseleyi görüştük, nizânnameyi verdim, okudu. Gelecek toplantıya kadar taranacak 250 eserin listesini hazırlayıp gelecekmiş. Safvet Hanımda yanımızda idi. Faruk Bey’in işe çok ehemmiyet vermesi onda da çok müsbet tesir bıraktı. Maddî husus üzerinde ciddî şekilde düşünmeye ve imkân araştırmaya başladı.”

Aynı sene yazdığı mektupta da serçenin kırk hikâyesi vardır kırkı da darı üzerine” atasözünü haklı çıkarırcasına gene lugat hazırlıklarından bahsetmektedir.”…onlar gittikten sonra biz Nihad(Sami Banarlı) ve Faruk (Kadri Timurtaş) Beylere hesaba oturduk. Sarf edilecek parayı ve getireceği kârı size hiç yazmamayım. Astronomik. Hep berbâber bi hayli güldük. (Amma çayı geçeceğiz, Efendimizin lûtfu ile inşallah değil mi efendim?)

Arapların bir sözü vardır. “Küllü câhilün cesur” yâni bütün cahiller cesurdur. Lugat çalışmasının ne kadar külfetli ve ne kadar müthiş birşey olduğunu bilmeden biz üniversitede bu işe başladık.

İlhan Ayverdi’nin uzun zamandır kafasını kurcalayan meselelerden biri de Türk dilinin içinde bulunduğu çıkmazdır. “Bu yolda Kubbealtı ne yapabilir? sorusunun cevabını henüz bulabilmiş değildir. Bir gün mutfakta her zaman olduğu gibi eşinin kahvesini pişirirken gönlünden cezvedeki köpük gibi bir iştiyâkın kabardığını hisseder. Zihnine şimşek gibi bir fikir düşmüştür. “Kubbealtı dil akademisi kurulmalıdır.” Hemen bu fikri Ekrem Hakkı Bey’e açar. “Neden olmasın” cevâbını alınca soluğu Sâmiha Ayverdi’nin yanında alır. İlhan Ayverdi heyecanla”Efendim size birşey söylemek istiyorum” der demez kendisinden şu cevabı alır:” Bir dil akademisi kuralım değil mi? İşte bu hayırlı teşebbüsün başlangıcı iki zihin ve gönlün îlâhi bir cilveyle aynı zamanda ve aynı noktada birbirinden habersiz buluşmasıyla olur. İlhan Hanım hemen faaliyete başlayarak bir grup dil alemini bu yalda çalışmak üzere davet eder.

İşte kendi ifadesiyle lugat serencâmının sâdece bir kısmı:

Arapların bir sözü vardır. “Küllü câhilün cesur” yâni bütün cahiller cesurdur. Lugat çalışmasının ne kadar külfetli ve ne kadar müthiş birşey olduğunu bilmeden biz üniversitede bu işe başladık. O zaman kültür müsteşarı Emin Bilgiç’ti. Emin Bey çok âlakka gösterdi, biz bunu bakanlık olarak basarız dedi. Üniversite’den, İstanbul’daki Türkoloji profesörleri, doçentleri hepsi bu çalışmaya dâhil olmak üzere-Allah rahmet eylesin Faruk Kadri Timurtaş-baştaydı bir heyet kuruldu ve akademi bunlara neleri hazırlayabilir? Türkçe’deki her kelime için bir zarf açıldı ve yüzlerce eser tarandı. Bunlar dağıtıldı, bu taramalar zarflara konuldu ve malzemeler hazırlandı. Fakat o derece ağır ilerledi ki o zaman biz yalnızca idareci olarak vardık burada. Fakat Allah rahmet eylesin Necmettin Hacıeminoğlu’nun bir sözü vardı. “Bu iş kumayla bitmez” derdi tâbii profesörlerin kuması çoktur, benim de çok…Onun için yavaş ilerledi. Bir sene, iki sene bir şey yok ortada. Bu çalışmaya girmişiz, îlan ettik, ben vakfın başkanı olarak imzamla taahhütnâme verdim, bırakmamız mümkün değil ama üniversitenin yürütülmesi de mümkün değil. Oturup başına çökeceksiniz bu işin. Öyle olunca ben bu işin altında kaldım. Hani çığ düştü altında kaldım meselesi var ya, öyle oldu altında kaldım.”

Gerçekten de öyle olur. Allah âdeta iradesini elinden almıştır. Günlerce dışarı çıkmayarak fişler arasına gömülürcesine kesif bir çalışmanın içine girer. Yıllar geçmekte onca dünya gailesinin içinde lugat çalışması ağır fakat kararlı şekilde ilerlerken geçen zamanla birlikte şartlar değişmektedir. Bütün sağlık problemleri arasında, ömrünün yarısını verdiği lugat tamamlanarak 2005 senesinde neşredilir. Topkapı Sarayı’ndaki tanıtım toplantısında bulanamayacak kadar rahatsızdır. Bu durum onu üzeceği yerde şöyle düşündürür: Bu takdirle karşılanan eserin tanıtım merasiminde bulunmak benliği kabartabileceği için bu mahrumiyet süphesiz ki Allah’tandır ve en hayırlısıdır.

İşte böylesine hassas ve olgun bir düşünce yapısının sâhibi olan İlhan Ayverdi, Sâmiha Ayverdi’nin deyişiyle “ezelden ebede izzetlenmiş” bu müstesnâ insan Türkçe’ye Misalli Türkçe Sözlüğü hediye etmiştir, kendilerini rahmetle ve hasretle anıyoruz.

İlhan Ayverdi Bir Hayat Bir Lugat; Aysel Yüksel-Zeynep Uluant