Pazar, Ekim 21, 2018
Ana Sayfa Blog
(…Gene ithal malı bir anneler gününün, bizim için yüz kızartıcı alışkanlığı ile karşı karşıya bulunuyoruz. Anneler günü de ne demek? Bu, dikilir dikilmez meyve veren sihirli bir ağaç gibi, cemiyet tarlasında kendini göstermesi ile boy atması bir olan yabancı, sun’î yapmacıklı ve taklit bir âdettir. Türk, garplı gibi, anasını senede bir gün hatırlamaz. Bizde, yılın üç yüz altmış beş günü hep analarımızın...

Sefer 19

‘’Saklı sırra insan bir örtüdür; içte olan dışa vurur. Hayır ise hayır, şer ise şer!’’ Hadis PAKİSTAN’LI şâir ve Türk dostu Muhammed İkbâl, Hazret-i Mevlânâ’nın talebesi ve hayrânıdır. Hâlbuki o,Mevlânâ’yı dünyâ gözüyle görenlerden değildir. İkisinin yaşadığı çağlar, farklıdır fakat aralarındaki talebe-hoca ilişkisi su götürmez bir gerçektir. İkbâl, ’’bel evlâdı değil, yol evlâdıdır.’’ Bir bakıma Veysel Karânî’ye benzer onunki… Veysel Karânî de Peygamberimizin yüzünü görmemiştir...
video
Ben Devletten Ayrıldım Güfte: Sâmiha Ayverdi Beste: R. Tekin Uğurel 16 Mart 2013 Eskişehir, Sâmiha Ayverdi'yi Anma Konseri
ÇOCUKTUM, ufacıktım, ama yüreğimde koca bir dert, koca bir acı, koca bir ateş vardı. Hüzün müydü, melâl miydi, istek miydi, hasret miydi, neydi ki? Ben büyüdüm o büyüdü. Yel esti eyyam geçti… Günler günleri, geceler geceleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı durdu. Artık onu içime sığdıramaz oldum. Bu, ne hüzündü, ne kederdi, ne sevinçti, ne istekti, ne de melâl… Meğer bu,...
‘’Ölmek, dirilmek, eskimek, yenilenmek kıyâmetin bir türlüsüdür. Onun için gözleri gönüllerine açık olanlar, ’halk-ı cedîd’i her an görür ve yaratılış âleminin her lâhza bir başka libâsa bürünüp bir gûnâ boy gösterişini seyrederler. Tabiat ve beşeriyet kayıtlarının kulluğundan yakasını kurtarmış olanlar için bu budur. Amma nazarları dış âlemin çalılıklarına takılıp kalmış olanlara göre elbette ki ‘halk-ı cedîd’ diye bir şey yoktur. Biz,...
İçinde yaşadığı zevk çamurundan kurtulup, berrak sularda yıkanmak ve bir daha kirlenmemek üzere vicdanına ve onun zamanı aşan ebedî kanunlarına vefâlı kalmak isteyenlere nasıl imrenilmez? Elbette temiz, lekeliden; sağlam, çürümek üzere olandan; inanan ve mes’ud olan, îmansızdan-ümitsizden daha güzel ve asildir. İnanan mes’uttur, hiçbir şeye bağlanmayan ilk önce kendine inanmaz, sonra şikâyet eder. Doğrusu hiçbir şeye bağlanmayan insan yoktur... Zîra, böyle bir insan,...
‘’Meclislerinizde iyi insanları anın; çünkü onlar zikredilince rahmet yağar.’’ Hadis (Şahâbeddin Sühreverdî, Bağdat’dan Konya’ya geldiği günlerde Seyyid Burhâneddîn’i ziyâret etmek istedi. Huzûruna girdiğinde, Seyyid toprağa oturmuş durumdaydı ve hiç kımıldamadan duruyordu. Sühreverdî, bunu görünce uzaktan niyâz edip oturdu. Aralarında hiçbir söz geçmedi fakat Şeyh Sühreverdi ağlayarak kalkıp gitti. Müritleri, Seyyid Burhâneddin’e: --Sizin aranızda hiçbir soru-cevap olmadı; hiçbir kelime de geçmedi, ama bu yaşananların...
Bir makamdan söz eden kişi, o makamı uzaktan gören biri olabileceği gibi; o makama ulaşmış birisi de olabilir. Bunu ancak basîret sâhipleri ayırt edebilir. * Yol erlerinin, kendi vâridlerinden bahsetmeleri doğru değildir. Çünkü, kalpteki tesirleri azalır ve o kimsenin Rabbi ile arasındaki edebi zedeler. * Sakın, halktan bir şey almak için elini uzatma! Eğer verenin gerçekte halk değil Mevlâ’n olduğunu görüyorsan, o zaman...
CENNET neresi? dediler. Senin olduğun yerdir… dedim. Cehennem neresi? dediler. Senin olmadığın yerdir… diyecektim, ama diyemedim. Senin olmadığın yer yok ki… Âh, vallah da yok, billâh da yok Allah’ım… *** BİZ insanlar, durmadan güzel bir manzara gördük mü, ne âlâ, tıpkı cennet deriz. Hoşumuza gitmeyen acı ve nâhoş bir hal içine düştük mü, sanki cehennem demekten kurtulamayız. Halbuki senin olduğun yerin cennet,...
(Görünüşe kapılan, Âdem’e melekler secde etti, der durur. A zavallı revâ görür müsün ki, şu küçücük bedenden ibâret olalım?) * (Nereden gelmişiz, bilmiyor musun? Noksan sıfatlardan ârî olan Allah’ın hareminden gelmişsin sen. * (Aşkla buluşman yakın, buluşma günü için güzelleş! Ölümümüz neş’edir, buluşmaktır bize; sana yas ise yürü git buradan!)
Hikmet sâhiplerinin nurları sözlerinden önde yürür. Aydınlatma nerede olursa söz de oraya taşınır. * Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. * Kime, hakîkatlere has söz söyleme izni verilirse, sözleri, halkın gönüllerince anlaşılır, işâretleri açıklanır. * Erenlerin sözleri ya bir vecdin coşkunluğu ya da bir mürîde öngörülen yolun doğruluğunu göstermek içindir. Birincisi yol erlerinin/sâliklerin, ikincisi ise temkin ehli muhakkiklerin halleridir. * Sözler, dinleyenler âilesinin gıdâsıdır....
Şeyhlerden birinin huzûrunda: --‘’Filânca kişi, benim hakkımda kötü söylemiş.’’ Diye şikâyette bulundum. Şeyh: --‘’Sen onu iyilikle utandır.’’ Dedi. * Sen doğru yürü de kötü fikirli kimse, senin eksiğini söylemeye mecâl bulamasın. Kopuzun akordu düzgünse, çalgıcı onun kulağını büker mi?
Meşkûre Sargut Hanımefendi 9 Şubat 2013 Cumartesi günü Hakk'ın rahmetine kavuşmuşlardır. Mekânlarının Cemâl Cenneti olmasını niyâz eyler; yakınlarına ve sevenlerine ömür bereketiyle sabırlar dileriz.
GÜNEŞ bulutların kalbini delik deşik edip karanlığı yırtmak istiyor da, sen arzû istek nedir bilmeyecek misin? Yorgun gün, bir aşk telâşı ile son ışıklarından soyunup başını yastığa bırakmak istiyor da, sen daha, dilek ümid nedir bilmeyecek misin? Toprak, içinde tuttuğu nefesini üfleyince, yerden çiçek, çemen bitiyor da, sen, sırlarını dökmek için hiç mi telâş etmeyecek, insaf nedir bilmeyecek misin? (*)Sâmiha AYVERDİ, HANCI
Bütün dostların Mevlid Kandilini tebrik ediyoruz. (Dahîlek Yâ Resûlallah!)
Yıldırım Bayezid, İstanbul’u ikinci muhâsarasında da ele geçiremedi; fakat Bizans İmparatoru, İstanbul’da bir Müslüman mahallesi kurulmasına, câmi ve mahkeme yapılmasına, imam, hatip, kadı tâyinine ve her yıl on bin duka altını ödemeye râzı edildi. Ve böylece İstanbul’a ilk olarak Türk halkı yerleştirilmiş oldu.(1399) * Yeniçerilerin öldürdüğü ilk sadrâzam Karamanî Mehmed Paşa’dır.1481 yılında Gebze’de vefât eden Fâtih’in ölümünü saklaması hayâtına mâl olmuştur....
‘’AKIL insana insâfı kullanmak için verilmiştir.’’ Bu yeni(!) din modelinin gün geçtikçe revaç bulması ve toplumda yaygınlaşması ise cehâletin kolay bir iş olmasından, cehâleti de ‘’menfaat’’ kaygusunun desteklemesindendir. Çünkü böyle bir câmiâya katılan herkes çeşitli yollardan kolayca para, mevkî, makam ve ünvan sâhibi olabilmekte; sırtını büyük bir insan topluluğuna ve elbette ekonomik güce dayayacağını da bilmektedir. Büyük bir kalabalık, işte...

Sefer 16

‘’Hakk’ı bilmek farz, dünyânın dedikodusu ise mekruhtur.’’ Sâmiha AYVERDİ Bugünkü toplum uyuşturucudan, tecâvüzden, cinâyet ve intiharlardan yana büyük problemler yaşamakta, her türlü ahlâk bozukluğu her gün yeni ve daha da dehşet verici örneklerini sergilemektedir. Bütün sıkıntı ve şikâyetlerimizin kaynağı, milletçe yaşadığımız ahlâkî düşüşten başkası değildir. Peki, hiç düşünmüyor muyuz ki kaynağı ahlâk olan bu sıkıntıları gidermenin yolu, insanlarımızın ahlâkını güzelleştirmekten geçiyorsa;...
Devletlim! Ölüm, şu vücûdun tertîbini bozunca, sana akmak yolunda bir daha bocalamamalı, şaşırmamalı, seni gözden kaybetmemeliyim. Eğer bir zaman için de olsa, elim eteğini bırakacak, yoluna, daha şedîd bir akışla dökülmekten kalacaksam, bana âb-ı hayât içir hiç ölmeyeyim. Yok eğer, cismimi, dünyâya geri vermekle, daha da kazançlı olacaksam, ey yârân, ey cemâat! Hazırım… Ne duruyorsunuz? Haydi, üstüme el bağlayıp dört...
24 Ekim 1926,''Allah'a giden yolda yürümek için, ezel nasiplisi bir ele sımsıkı yapışmak gerek'' diyen... Ve gene:''Hizmeti ihlâsla yap. Hizmet eden sensin, başarıyı tahakkuk ettiren Allah'tır'' buyuran merhum İlhan AYVERDİ Hanımefendi'nin doğum târihidir. Kendilerini hasret ve minnetle anıyoruz.
10 Ekim, ünlü bir ilim adamımız olan İsmâil Hakkı Uzunçarşılı’yı kaybettiğimiz târihtir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı,1888 yılında İstanbul’da dünyâya gelmiş ve 10 Ekim 1977’de vefat etmiştir. Edirnekapı Şehitliği’nde yatmaktadır. 1912’de Darülfünun’un edebiyat bölümünü bitirerek Kütahya İdâdisi târih öğretmenliğine tâyin edildi.Burada kaldığı sekiz sene içinde şehrin târihini de inceledi. Kütahya Yunanlılar tarafından işgal edilince, Eskişehir, Ankara ve oradan da Kastamonu’ya yerleşti. Kastamonu...
Merhum Ergun Göze’nin ‘’insan mühendisi’’ olarak vasıflandırdığı, Ahmet Kabaklı’nın ise '’Görünen hizmetlerin değil, görünmeyen himmetlerin adamı’’ olarak târif ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nu rahmet ve minnetle andık. * Fethi Bey, Elazığ’lı bir âileye mensuptu ve 1922’de İstanbul/Göztepe’de dünyâya geldi. Çok renkli bir şahsiyet ve ateşli bir vatanseverdi. Meselâ 10 Nisan 1950’de Mareşal Fevzi Çakmak vefat etmiştir ama radyoda oyun havaları ve neş’eli şarkı-türkü çalınmaktadır....
"Alemde tersine çakılmış nallar görür, esirlere "padişah" adı verildiğini duyarsın! Hz. Mevlânâ
On bir yaşında tahta geçen Dördüncü Murad, yirmi bir yaşında annesini devlet işlerinden uzaklaştırıp, iç isyanları düzeltmeye koyuldu. O sıralarda, sipâhi askerleri çok değişik zorbalıklar yapmaya başlamıştı. Genç pâdişah ilk iş olarak, bu zorbaların hesâbını görmek istedi. Bunların elebaşısı olan Recep Paşa’yı yakalatarak huzûruna getirtti. Can derdine düşen Paşa, hünkârın ayaklarına kapanmak istedi, fakat askerler buna izin vermedi. İki...
Muhatabımız elifi mertek sananlar değil. Lâfı gözünden anlayan feraset ehline de diyeceğimiz yok. Çünkü ne kadar kâğıt ve mürekkep harcarsak harcayalım bizim söylemek istediğimizi değil, söyleneni kendi algılama yetenekleri ölçüsünde anlayacaklar. At gözlükleriyle görecekler.. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü; Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız ve Hakan Kaynar'ın hazırladığı “Orta Karadeniz Kültürü” adlı bir kitap yayınlamış. Karadeniz'e has kültürel unsurların artık sadece hatıralarda kaldığı kaydedilen kitabın sonuç...
Konya’nın Mevlânâ Külliyesi içinde bir misâfir kabul salonu vardı. Belki de burası, bir vakitler müptedî semâzenlerin dershânesi olabilirdi. Dâvetli misâfirlerden olduğumuz için bize de yer göstererek bir iskemleye oturttular, işte o an, gözüme, tam karşıma düşen bir âşinânın yüzü ilişti: Onu tanıyor muydum? Bilemem. Belki de beni şaşırtan görmüş olduğum fotoğrafları idi. İşte bu tereddüt ânının geçmesine vakit bırakmadan, hiç de...
Dört şey, Hakk’ın kerâmetlerindendir. Mâdem ki benden ders alıyorsun, iyi öğren. Birincisi, sözlerinde doğruluk. İkincisi, emâneti korumaktır. Bunu iyi anla! Sonra; cömertlik, Allah’ın kerâmetlerindendir. Gözünü kötü şeylerden sakınmayı da Tanrı’nın bir lûtfu bil, elinden geldikçe madrabaz ve hîlekârlardan kaç. Çünkü onlar Allah düşmanlarıdır. Allah, bu dört meziyeti kime vermişse o,kötülüklerden sakınan mümin olur. Halka senin sırlarını açıklayan câhil ahmakla yoldaşlık etme! Hele...
(… Burhan Toprak-Bizim edebiyatçılar ne kadar kolay yazıyorlar. Çünkü düşünmüyorlar, kafaları bomboş. Edebiyat-ı Cedîde denilen o devrin yâdigârları yârabbi ne boş, ne korkunç bir taklid… Sâmiha Ayverdi- Biliyor musunuz Burhan Bey, Aşk-ı Memnû’yu okuduktan sonra, Emil Zola’nın bir eserini okudum. Temin ederim ki cümlesi cümlesine intihal yapmış. Burhan Toprak- Bu adamlar düşünmek ıztırâbına katlanmamışlar. Iztırab olmayınca da bir şey olamaz. Fikret, bakarsınız...
Bâzı edebiyatçı ve nüktedan kimseler vardır; durup dururken yarı şaka, yarı ciddî öyle bir söz söylerler ki, daha sonraları herkes şaşar kalır. O gelişi güzel söylendi zannedilen söz, derin bir hikmet taşımakta, bâzen de târihi özetlemektedir. İşte bunlardan biri: Köse Rauf Paşa, vezir olduğu zaman maârif bakanlığı ve İran elçiliği yapmış bulunan Münif Paşa: ‘’Üç tuğlu vezîr olurdu evvel Üç tüylüsü oldu şimdi peydâ Üç...
(Sıratı geçmek için ahireti beklemeğe lüzum yok… Onu, burada geçmektesin… Tekrarlıyorum: Ayağınızı denk alın!.. Gafletin yeri, vakti, zamânı değil!.. Burası muhârebe meydanıdır. Kurşun kime isâbet ederse o gider. Gıybet, arabozuculuk, yalan, iki yüzlülük ve gaflette bulunmayın. Her yerde Hakk’ı seyredin. Hâsılı kimseyi incitmeyin, kimseden incinmeyin. Size dâima nasîhatim budur!..) Hz.Ken’an Rifâî (Sohbetler)

Sefer 15

‘’Cenâb-ı Hakk’ın taleb ettiği kul, kalb-i selîm sâhibi olan kuldur. Gönlü berrak su gibi gıll-ü-gıştan, kin ve nefretten, kötü zanlardan arınmıştır.’’ İlhan AYVERDİ Günümüzde Müslümanlığa, bilhassa İslâm tasavvufuna veyâ tasavvufî yaşayışa; tasavvuf müesseselerine sıradan, ucuz; düşmanca ve câhilce yaklaşıldığı, üzücü bir gerçektir. Tuhaf olan bir başka husus da, köpek ölüsünün, çirkin kokusuna… Yarısı su ile dolu bardağa ‘’yarısı boş ‘’ demeye ve...
‘’Affınla azâbından,lûtfunla gazabından, seninle senden,sana sığınırım Yâ Rabbi!...’’ (Sohbetler) * (Biz ne isteriz de sen vermezsin?..Senin için güçlük yok,nur ve zulmet,akşam ve sabah da yok…Yâ Rabbî bizden murâdın ne ise bize onu müyesser eyle… o murâdın ki kullarında ihlâs ve safâ ve ahidlerinde sıdk ve vefâdır,ondan ayırma!.. Bizi senin benliğine benliksiz eriştir ki sıfatınla sıfatlanalım. Bizi bizsiz senden sana ulaştır ve şükrün yolunu...
Her şey İlâhî irâdeye dayanır. O irâde ise hiçbir şeye dayanmaz. * Yoksullukların gelişi, müridlerin bayramıdır. * Yoksulluğun artmasıyla olacak kazançları başka ibâdetlerde bulamayabilirsin. * Yoksulluk, bağışların sergileridir. Eğer sana bağışlar gelmesini istiyorsan, önce fakr durumunu gerçekleştir. Çünkü ‘’Sadakalar ancak yoksullar içindir.’’(9/60) * Sen, kulluk vasıflarının gereğini yerine getir ki, O da kendi vasıflarıyla senin yardımına koşsun. Sen zilletini gerçekleştir ki, izzetiyle senin yardımına gelsin. Aczini ortaya...
Karagöz Bursa’da doğmuş, fakat şüphe yok ki, İstanbul’da gelişmiş… Türk zevkinin öz evlâdıdır. O’nun, Osmanlı Hâkanlarının son pâyitahtına nasıl ve ne zaman geldiğini pek iyi bilemiyoruz. Fakat Evliya Çelebi’nin bir kaydından anlıyoruz ki, Yıldırım Beyazıt devrindeki Kör Hasan adında bir zat, pâdişahın huzûrunda hayâl perdesi kurup, Karagöz oynatmış. Menba –kaynak- zikretmeyen bâzı müsteşriklerin-târihçilerin- kavlince –söylediklerine göre- ise, hayâl oyunu...
(………)Ortaköy tepelerinden sâhile süzülüp inerken, Galata’dan Kavaklar’a kadar yeşil bir canfes gibi uzayıp giden sırtlar ve sâhiller üstündeki yalı, köşk, kasır, câmî, türbe, çeşme, sebîl, kışla, kale, tabya gibi sivil, askerî veyâ dînî mîmârî arasında göze çarpan binâlardan şüphe yok ki Çırağan Sarayı başta gelir. Vaktiyle hasbahçelerden bir bahçe olan bu semti Dördüncü Sultan Murad kız kardeşi Kaya Sultan’a hediye...
Yolunuz Hırka-i Şerif'e düştüyse, Mesih Paşa Camii'ni de görmüş olmalısınız. Samiha Ayverdi'nin Mesih Paşa İmamı'na -ki bence en güzel romanıdır- konu olan bu zarif cami Tezkiretü'l-Ebniye ve Tuhfetü'l-Mi'mârîn'de Mimar Sinan'ın son eserlerinden biri olarak zikredilir. III. Murad'ın vezirlerinden Hadım Mesih Paşa'nın 1585 yılında yaptırdığı, 1930'ların sonlarında merhum Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından restore edilen bu caminin haziresinin alt köşesinde, Eski Ali...
"Biz süt taşıyan memeye benzeriz; bizi çeken ele göre süt veririz." Hazreti Mevlânâ
Dükkânın ortasında küçük bir tüp vardı ve çevreyi ısıtan da bu tüptü. Adamın biri dedi k: —Biliyor musun bu tüp, şu anda oksijen yakıyor. Yâni bize çok lüzumlu olan oksijeni yakarak, dükkânı ısıtıyor. Zararlı… Öteki cevap verdi: —Evet… Aynen biz insanlar gibi yâhut bâzı insanlar gibi! —Anlayamadım? --Canım, biz de türlü ibâdetler ve faydalı işlerle, çevremizdeki insanlara yardımcı olmaya çalışarak… Mânevî, bilgi ve irfan dolu...
Zikr edeyin Rabb’im seni Mevlâ’m inleyü inleyü Derdin ile doyur beni Mevlâ’m inleyü inleyü   Derdinle derman bulayın Hüsnüne hayrân olayın Zîr ü sergerdân kalayın Mevlâ’m inleyü inleyü   Bakmayam dünyâ âhırne Meyl eylemeyem valsına Ko gark olayın hasrete Mevlâ’m inleyü inleyü   Şöyle Mecnûn eyle beni Bilmeyeyin seni beni Dost diyeyin dünü günü Mevlâ’m inleyü inleyü   Yok eyle bu tenim cânım Helâl olsun sana kanım Göklere boyansın ünüm Mevlâ’m inleyü inleyü   Gözlerimi giryân eyle Ciğerimi biryân eyle Cânım aşka kurbân eyle Mevlâ’m inleyü inleyü   Derdinden...
O, şu anda işi bitik, iflâs etmiş bir müteahhitti. Son olarak aldığı sulama kanalı inşaatını bitirmiş olmasına rağmen, resmen iflâs etmişti ve elinden hiçbir şey gelmiyordu. Perişan durumda, gidip bir kahvehâneye oturdu. Günlerden beri her nereye başvurmuşsa sonuç alamamıştı. İşçileri para bekliyor, mal aldığı esnafa ödeme yapamıyor; günü gelen çeklerini ödeyemiyordu. Çayından birkaç yudum almıştı ki masasına biri gelip...
Resimli Târih Mecmuası, Sayı 7,Temmuz 1950; ‘’Târihte Adâlet’’ başlıklı yazıda şöyle deniyor: (Salzburg civârında Veystum kasabasında 1400 seneleri sularında şöyle bir karar alınmıştır: Bir köylü para cezâsına uğrar ve bunu veremeyecek halde olursa karısına tecâvüz edilecektir. Kanun yazanlar, kadının, hâkimin hoşuna gitmemesi ihtimâlini de düşünerek, böyle durumlarda cezânın uygulanmasını Mübâşire havale etmeyi uygun görmüştür. Suçlunun karısını Mübâşir de beğenmediği takdirde, cezânın...
Târihlerin Şarkî Roma dedikleri Bizans’ı asırlardır nice devletler kuşatmış ve zaptetmek üzere ordular göndermiş olduğu hâlde hiçbiri bu arzusuna ulaşamamıştır. Fakat artık halkın da, krallarının da,bu son kuşatmanın Bizans’ın ölümü demek olacağını iyice akılları kesmiş bulunuyordu.Buna rağmen,gene de taht rekabeti devam ediyor,fırsat bulan zümreler birini indirip öldürürken bir başka zümre de kendi tuttuğunu tahta çıkararak kavga gürültü devam edip gidiyordu. Asırlar...
(…Zaman hep o zaman, eskiden ne ise şimdi de o.Ancak o zaman şatafatlı olan tecellî şimdi nihan. Bir gün Resûlullah(S.A.) minberde hutbe okurken münâdîler şehre erzak geldiğini haber vermeye başlamışlar. O sıralarda kıtlık son haddinde imiş. Bir anda herkes hutbeyi bırakıp koşuşmuşlar ve Resûlullah’ın yanında kendisini dinleyen iki kişi kalmış. O zaman Hazret-i Resûl: ‘’Eğer siz de gitseydiniz, Allah...
Celâliyle zâhir olsa, bu da geçer be yâ hu… Cemâliyle âyan olsa, bu da geçer de yâ hu… Bî karardır felek, daim döner durmaz bir an, Dursa bir an, ne yer kalır ne gök kalır be yâ hu… Kâh-ı zulmet, kâh-ı envâr birbir ardın devreder, Kâh-ı lütuf, kâh-ı kahır, ondan olur be yâ hu… İmtihan için oluptur daima neş’e, azâb Sen, “sen”i bilmek içindir, kahrı lütfu...
Yuva yıkan: Bihter… Fesat kumkuması: Ferhunde… Baba oğlu birbirine düşüren: Gülhayat… Hayranlarının yaldız yetiştiremediği 7 Kocalı Hürmüz… Ve…adıyla uyuşmayan: Mukaddes… ………………. Acaba diyorum hanım hanımcık kadınların köküne kıran mı girdi?.. Yoksa soyları mı kurudu?.. İçimden bağırmak, haykırmak, yeri göğü inletmek geliyor: Nerelerdesiniz ey “kadın hakları” diye yırtılmadık yerleri kalmayanlar?..Nerelerdesiniz, ey bin yıl önce “Kadın hakları yasası” (İ.Kafesoğlu, Melikşah, İ.A.) çıkarılan bir ülkede feminizm masalları, martavalları anlatanlar?.. Kulaklarınız mı sağır,...
''Her gül kokan yerde muhakkak gül vardır. Her gül kokan yerde gül olduğu gibi her dedikodusuz ve fesatsız olan mecliste de Hazret-i Muhammed vardır. Nerede muhabbet,orada Muhammed...'' Ken'an Rifâî Hz.
Herkesin,her şart altında yapacağı faydalı bir iş mutlaka vardır.  
/* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;} Fuat Paşa, bir gün Sultan Abdülâziz’le görüşürken, bir meselede ısrâr edince Pâdişah hiddetlendi. Fakat Paşa: ‘’—Efendim, bizden evvel gelen vezirler, Orta Kapı’da cellâdın beklediğini...
24 Nisan, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin vefat yıldönümüdür. O’nu hasret ve rahmetle anarken, sayısız hizmetinden birini paylaşmak istiyoruz: (İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Son Hattatlar nâmındaki önemli eserinde Ekrem Hakkı Ayverdi’den şöyle bahsedilmektedir: ‘’İsm-i Celâli, İsm-i Nebevîyi, esâmi-i çar yâr ve Hasaneyni ihtiva eden bu elvâh-ı celîle, bir takım kıymet bilmez eşhas tarafından indirilip bir kenâre konulmuş ve bâzılarının bâzı yerleri zedelenmişti. Bu hâl,...
10 Nisan 1919, kahredici bir cinâyetin târihidir. Devlet idâresini çocuk oyuncağı zanneden bir grup mâcerâperestin, pâdişahı çeşitli entrikalarla devirip işbaşına gelmelerinden hemen sonra, başımıza bin türlü gâile açılmış; akla hayâle gelmeyen kayıplar yaşanmıştır. İşte bu kayıplardan sâdece ‘’küçücük’’(!) biri de üstte sözünü ettiğimiz cinâyettir. Devlet, kendi memurunu katletmiştir. Devletin memuru dediğimiz cinâyet kurbânı Kemâl Beğ, Boğazlayan’da kaymakamlık yapıyordu. İttihat – Terakkî...
Vefâtının üzerinden tam otuz yıl geçti. 1938 yılında Kırşehir’de doğan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü 1961’de bitiren ve Profesör Doktor Mümtaz Turhan’ın seçkin bir talebesi olarak sosyal psikoloji asistanlığına başlayan merhum Profesör Doktor Erol Güngör’den bahsediyoruz. Erol Hoca,1965 yılında doktorasını vererek, ABD’ne gitti. Orada, iki yıl müddetle Colorado Üniversitesinde araştırmalar yaptı.1971’de Doçent,1978 yılında da profesör oldu.1982 senesinde Konya Selçuk Üniversitesi...
Büyük asker, büyük insan Fevzi Çakmak l876 yılında İstanbul’da doğdu. Millî Mücâdele döneminin unutulmaz askeri. Topçu Albayı Çakmakoğlu Ali Bey’le Varna Müftüsü Hacı Bekir Efendi’nin kızı Hasene Hanım’ın oğludur. Fevzi Paşa,1898’de Harp Akademisi’nden mezun olmuş,1901 yılında Rumeli’de stajını tamamlayarak Kolağası yâni Kıdemli Yüzbaşı rütbesine yükselmiştir. Aradan geçen her yılla birlikte rütbece yükselmeye devâm etmiş;1911’de İkinci Ordu Kurmay Başkanı, Balkan Harbi’ne katıldıktan...
Lisan bahsi açıldıkça: ‘’Hâlâ mı o bahis?’’ diyerek bezginlik gösterenler bana, acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde: ‘’Hâlâ mı o bahis!’’ diyecek bir Türk, menfur/nefret uyandıran/tiksindiren bir kayıtsızlık göstermiş sayılır. Bu telâkkî/böyle bir anlayış, kabul ediş/ lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı bu derece vâriddir/akla gelmektedir. Vatan fikri bizde dâimâ vardı;...
Şehzâdebaşı’ndaki evimizde, ancak üç kirâ evi vardı. Bir defâsında bu üç evden birine, alafranga ve züppe oldukarı rivâyet edilen bir âilenin taşınmış oldukları söylentisi dolaşmaya başladı. Âilenin yaşlı beyi, papyon kravatlı ve ayaklarında getr, sefâret kâtibi olarak senelerce Avrupa’da dolaşmış bir diplomat eskisi idi ki, torununun adının Cengiz oluşu mahallenin ileri gelenlerince çok yadırganıyordu. Bilhassa yüksek mekteplerde târih hocası...

Ehl-i Beyt

Bilindiği gibi, Hazret-i Ali Müslüman olduğu zaman, çocuktu. Çok bilinen, ’’Ben, ilim beldesiyim; Ali, O beldenin kapısıdır. O hâlde ilim peşinde olan, o kapıya yaklaşsın’’ Hadîs-i Şerîfi’nin muhâtabı olmuştur. Altı ünlü Hadîs Kitabı’ndan, yâni ‘’Kütüb-i Sitte’’den biri olan Tirmizî’deki ifâdeyle üstteki hadis, şöyledir: "Ben, hikmet yurduyum, Ali de onun kapısıdır." Hazret-i Ali, bütün tarîkat şecerelerinde mürşitleri Hazret-i...
Fuzûlî’nin eseri olan Saâdete Ermişlerin Bahçesi adlı eserde şöyle anlatılır: Rivâyete göre Hz.Hüseyin doğduğu zaman Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil iki vazîfe ile Hz.Muhammed’e gönderilir. ‘’Git Resûlümü bu doğan çocuktan ötürü tebrik et ve sonra şehitlik için baş sağlığı dile!’’ Cebrâil Hz.Muhammed’e önce tebriklerini sonra tâziyesini bildirir. Hz.Muhammed hayretle: --Ey Cebrâil kardeşim. Kutlamanın sebebini anladım ama hangi şehit için baş sağlığı diliyorsun? Cebrâil...
(...Bir vakitler İslâm dînini kabul etmek isteyen çarlık Rusyası’na “Bizim köylü sert iklim sebebiyle câmide pabuçlarını çıkaramaz” diyen Çar’a, zamânın din otoritesi: “Olamaz, mutlaka çıkarmaları şerîat icâbıdır” diye cevap yollayarak milyonların şeref-i İslâm ile müşerref olmasının önüne geçmiştir. Sorarım size şimdi bu din âlimi Resûlullah nezdinde makbul bir iş mi görmüştür? O Resûlullah ki: “Uzaklaştırmayın, yaklaştırın; güçleştirmeyin kolaylaştırın” buyuruyor....
Hz.Ali’den sonra Muâviye Şam’da duruma tamâmen hâkim olmuş ve Hz.Hasan hilâfetten ferâgat ettiği halde iktidar hırsı ile onu zehirlettirmiştir. Geriye bir tek Hz.Hüseyin kalmıştır. Bütün Peygamber evlâdı da yetmiş küsur kişi. Hiçbir hilâfet iddiâsı yok. Hatta kendisine uymak isteyenleri kabul etmiyor. O zaman Muâviye ölmüş, yerine Yezid,’’Ne olursa olsun Peygamber çocuğudur, benden üstündür’’ diye Hz.Hüseyin’i öldürme karârı alır. Hz.Hüseyin,...
(...Asırlar boyu sünnî müslümanlığın kalesi olmuş bulunan Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının teokratik idâre tarzlarına baktığımız zaman dâima şerîat emirlerini, örf ve âdetlerin zemîni üstünde tedvin ettikleri görülür. Meselâ Osman Gāzi pazarı teftiş ederken esnaftan baç alan birisini görerek etrâfındakilere sorar: “Bu adam niye esnafın kazancından hisse alır. Bunun şerîatta yeri var mıdır?” der. “Töredir Beyim töredir” derler. Hükümdar: “Bu...
İslâm târihi açısından biliyorsunuz Peygamber Efendimiz Hz. Îsâ gibi bir peygamber değildir. Hz.Îsâ zulüm altında sâdece zulme boyun eğmeyi öğretmiştir. Başka yapacak bir şeyi yoktu. İlk zamanlarda biri sana tokat atarsa öbür yanağını çevir demek mecburiyetinde idi. Çünkü insanları yakıyorlardı. En basit eğlenceleri bugün arkeolojik kazılarda bulunup medeniyet eserleri diye ortaya çıkarılan arenalar; Zavallı köleleri günlerce aç bırakılan vahşî...
Muharrem ayının ikinci önemi peygamberler târihi açısından ortaya çıkar. Meselâ bu ayda Hz.Âdem’in cennetten çıktıktan sonra tövbesi, ilk defa kabûl olunmuştur. Hz.Yunus balığın karnından, Hz.İbrâhim, ateşten kurtulmuştur. Hz.Mûsâ’nın Mısır’dan çıkışı ve Hz.Nuh’un tûfandan kurtuluşu da sayılabilir. Peygamber Efendimiz Medîne’yi teşrîf ettikleri zaman, Medîne’de Yahudiler var ve onlar Muharrem’i çok iyi biliyorlar. Muharrem’in onuncu günü oruç tutuyorlar. Müslümanlar, Peygamber Efendimiz’e Kur’ân-ı Kerîm’de...
Muharrem’im birinde büyükler tarafından bereket parası verilirdi. Bu, âile arasında olduğu gibi, dervişan arasında da olabilirdi. Bu, hem yeni bir senenin muhâsebesi, eski senenin yeni bir sene ile karşılaştırılması, hem de yeni senede kazanılacak hayâtın her yönden bereketli olmasının ilk tembihi idi. Çünkü hayat çok kazançlı olabilir ama, bereketli olmayabilir. Hayat çok sıhhatli geçebilir ama, sıhhatin bereketi olmayabilir. Mühim olan...

SİTEDEN SEÇMECELER