Cehennem

0
233
Kubbealtı Lugatı

SAYFA:4

İmam’a, papaza; “Allah nerede? Nasıl?” gibi sualleri sorup sorup da; muhâtabını mat atiğini sanıp zevklenen zevzek Ateist! Neden aynı zekâ cevvâliyetini “içgüdü” gibi tabular için de gösteremiyorsun?

Ateist ile yobaz arasında kaç “arpa boyu” mesafe var, sence?

Birisi, Allah yoktur kelepçesiyle kendini bağlamış.. öteki, Allah vardır’dan öteye tek adım atmamış!

Bu ikincisi, şu anda ötekinden çok ileri.. fakat, şu anda! Ancak, ateist için de hidâyet ezanları her an okunmakta, yobaz için de..

Bilgi, bilgi olarak sadırlarda ve satırlarda kaldıkça.. tefekkür olmadıkça, aşk bilinip yaşanmadıkça, irfan ele geçmedikçe; ateist de cehennemde, yobaz da!

Gül ile bülbülün, insanla defterin.. kalemle aklın karasevdâlarla dolu aşk hikâyelerinden haberdar olmayan nesnelerin adı yobaz diye anılsa ne gam, Allahsız diye anılsa ne gam?

Onların da bir vazîfesi olduğunu bilerek; onları “onlar” diye bizden ayrı farzetmek de irfan değil!

Hamur, hep aynı hamur…

Dinli, dinsize beslediği aşkın adını “Nefret” diye koymuş da hem kendini kandırıyor, hem de taraftarlarını..

Dinsiz de ötekine karşı duyduğu ve Ezel damgalı sevdâyı; allayıp pullayıp “irticâ” ismiyle kaydettirmeseydi, hiçbir nüfus kütüğü bu sevgiyi “kavga” diye yazamazdı.

Seni beşer, beni defter diye takdîr edip; aynı cevheri parçalara ayırmış gibi gösteren Usta; yobazla dinsize nefret etme ve kavga irâdesi vermesiydi, her ikisinin de birbirlerine aşk şarkıları söyleyip, ilân-ı aşk ettiklerini görecektik.

Bu, gene böyle…

Bize “kavga” gibi gelen şey, aslında sevgi! Bize dövüşmek gibi görünen şey, gerçekte sevişmek!

Karanlık bir odadaki erkekle dişinin, alt alta üst üste hareketini dürbünle seyreden Âdemoğlu’nun; kendi niyetine uygun olarak tahmin yürütmesinden farklı bir davranış değil bu!

İşin hakîkatini ancak o iki kişi bilir. Bir de…

Evet, bir de “havâssın da havâssı olanlar” bilir.

Zirâ ateist, dindar kimselerin îmânını pekiştirmek.. yobaz da, ateistin küfrünü ziyâdeleştirmek gibi bir vazifeyle yüklü olabilir..

Ama, bu iki zümrenin de ötesinde olan öyle ‘’seçilmiş’’ bir zümre var ki; onlar, bunlardan birini diğerinden ayrı görmezler. Hiçbir varlığı ayrı görmezler. Varlık âlemini bir görürler.

Onlar:

“Sevdiğim bir,

Gördüğüm bir,

Taptığım bir!” diyebilenlerdir.

Yorum yapabilirsiniz...