Cehennemden Haberler

0
227
Kubbealtı Lugatı

Muhâbirimiz İbiş İBRİŞİM,cehennemin en dibinden bildiriyor:

–Bundan önceki haberimde sözünü ettiğim röportajı gerçekleştirdim sayın seyirciler. Kameraman arkadaşım Esat ECELİGELMİŞ ve ulaşım elemanımız -şoför deyince kızıyor da- Niyâzi HODRİMEYDAN’la birlikte bu başarıya da imza atmış bulunuyoruz. Üçümüz’de saygılar sunuyoruz. Peki ama, Cimbom’un elinden Stok’u (Stoch yazılır fakat aslında stoktur) kapan Kanarya’nın transfer ekibi gibi bu işi nasıl başardık?

Bu sualin cevâbı, şu:’’Elbet bizim de stoklarımız var.’’

(NOT: Haber kaynaklarımı açıklamak zorunda değilim, özür beyân ederim.) Zebânîlerden Allah râzı olsun, çok yardımcı oldular; aksi takdirde Nâzım’ın bulunduğu bölgeye geçmem hem imkânsızdı hem de -geçsem bile- oradaki yüksek ısıya dayanmam mümkün değildi. Hattâ bir ara buharlaşıp yok olacağımı bile düşündüm yâni… Size sunduğum bu görüntüleri de zâten gene ‘’özel yollardan’’ ulaştırıyorum. Hayret ettiğim husus şu; Nâzım’ın naturası ne kadar kalınmış ki,10 bin -yazıyla on bin- derecelik ısıda bile adam paltosuyla oturuyor. Hattâ o bildiğimiz Karl Marks’da aynı fırında –hücre demek istiyorum—idi ve ‘’Bir ömür fakirlik edebiyatı yaptığın yetmedi, milyonlarca insanı kandırmaktan da suçlu bulundun’’ demişler ve herife o cehennem sıcağında paltosuna ilâve bir de çoban kepeneği giydirmişler. Marks, o durumda üşüyor olmalı ki, Nâzım’a iyice sokulmuştu. Yâhut aralarında başka bir durum var, günahlarına girmek istemem. Neyse, görüntülerde de zâten iki sevgili gibiler, görüyorsunuz. Biz röportaja gelelim…

Bizim Esat şıpı şıpır terleyerek çekim yapıyor. Ben, söze nasıl başladım biliyor musunuz; Nâzım’dan şiir okumayı mârifet sayan çook çok büyüklerimizden birinin geçenlerde attığı nutuk sırasında döktürdüğü mısrâları Nâzım’ın yüzüne karşı patlatarak. Ulaşım elemanımız Niyâzi HODRİMEYDAN’da bu sırada ağzıyla ‘’dana na naaan!’’ diyerek fon müziği yaptı, Allah ondan râzı olsun. Bu ise Nâzım’ı iyiden iyiye gevşetiverdi. Sorularımı peş peşe sıralamaya başladım. Ve tabii ‘’geçmişinden’’ söz açarak lâfa girdim ve tam da:

–Ben senin geçmişini…

Derken, iki zebânî geldi ve Nâzım’la öteki ‘’yoldaşlarını’’ karga tulumba alıp götürdüler.’’Durun, yapmayın; röportaj yarım kalacak’’ diye biraz sızlandıysam da kimse aldırış etmedi. Öylece ortada kala kaldık. Ahbapları mıntıka temizliğine götürdüklerini sonradan öğrendik.

Soluğu bizim hemşeri Zebânî’nin yanında aldım; baktı ki yüzümden düşen bin parça:

–‘’Hayırdır, n’oldu?’’ Diye sordu.

–(Yav hemşerim, herifi sizinkiler alıp götürdü. Görüşmeyi yapamadık) dedim.

–‘’Üzülme gardaş… Onlar, kendi pisledikleri yeri temizlemeye götürülür, günde beş vakit. Çünkü adamların her şeyi pis; oturdukları yeri mok götürüyor. Al sana malzeme… Herifin ‘geçmişini’ mi öğrenmek istiyordun? Aha buradan yaz yazacağını!’’

Deyip, önüme 6 Haziran 2010 târihli Haber Türk Gazetesi’ni koyuverdi. Bayan Gülenay Börekçi’nin imzâsını taşıyan yazı, böylece bendenize ilâç gibi geldi. Gerçi bu bayan da bize ilâç gibi gelen bilgileri bir kitaptan almış. Kitabın adı,(İstanbul’un Nazım Plânı)ymış, yazarı ise Sunay Akın diye bir büyük ‘’düşünür’’. Büyük düşünür olduğunu nereden anladın? Diyeceksiniz. Cevâbı basit: Adı geçen kitabı tam da 3 Haziran’da yayınlamış. 3 Haziran –meğerse—Nâzım’ın cehenneme geliş târihiymiş.

Kolay iş mi bunu düşünebilmek sayın seyirciler?(Bakın okumuş insan nasıl da belli oluyor, değil mi? Eğitim şart kardeşim.)

(Devam edecek)

Yorum yapabilirsiniz...