Dede Efendi

0
268
Kubbealtı Lugatı

Türk Mûsıkîsi’nin temel direklerinin başında gelen Dede Efendi 1778-1846 yılları arasında yaşamış, gerçekten, dâhî bir bestekârımızdır.

Gerek 19’uncu asrın ve gerekse daha sonraki dönemlerin en büyüğü olan Hamâmîzâde İsmâil Dede,9 Ocak 1778’de ve Kurban Bayramı’nın birinci günü, İstanbul’un Şehzâdebaşı semtinde dünyâya gelmiştir. Zâten Kurban Bayramı’nda doğduğu için de ‘’İsmâil’’ ismi verilmiştir.

Babası Süleyman Ağa, bugünkü Arnavutluk sınırları içinde kalan Görice Sancağı’nın Kesriye kasabasında doğmuştur. O dönemin sınırları bakımından Görice de Manastır Eyâleti’ne bağlıydı. Süleyman Ağa, Meşhur Akkâ Kahramanı Cezzar Ahmet Paşa’nın Mühürdarlığı’nı uzun yıllar üstlenmiş biridir. Daha sonra bu vazifeden ayrılarak İstanbul’a yerleşmiş ve Şehzâdebaşı’nda hayat sürmüştür. Burada Acemoğlu Hamamı’nı satın alan Süleyman Ağa, aynı yıllarda Rukiye Hanım’la evlendi ve adı geçen hamamı satarak bu sefer de Kurusebil Mahallesi’ndeki Çavuş Hamamı’nı alarak geçimini bu yoldan sağlamaya başladı.

Dede Efendi, işte burada dünyâya geldi.7 yaşındayken okuduğu okulda ‘’İlâhicibaşı’’ oldu. Sesinin güzelliği, onu hemen ön plâna çıkartıvermişti.

Daha sonraki yıllarda Yenikapı Mevlevîhânesi’ne devâm etti. Buranın Şeyhi Ali Nutkî Dede, ondaki kabiliyeti hemen fark etti. Burada Mevlevîliğe bağlanarak iç dünyâsını da arıtıp temizleme dönemi başlamış oldu.3 Haziran 1798’de çileye girdi.27 Mart 1799 târihinde çilesini doldurdu ve ‘’Dede’’ ünvânını aldı. Aslında 1001 gün olarak bilinen çile doldurma süresinin 10 ay kadar sürdüğü dikkat çekiyor. Bu farklı durumun sebebi, O’nun durumunu çok yakından izleyen şeyh efendinin bu süreyi –bu konudaki yetkisini kullanarak- kısaltmış bulunmasıdır. Çünkü, mûsıkî sahasında öyle bir ün salmıştır ki; Pâdişah Üçüncü Selim işte bu yüzden Dede’ye çok yakın ilgi göstermiş ve iltifatlara boğmuştur. Çile süresinin kısaltılması da O’nun önünü açmak ve bestekârlığını engellememek içindir.

Dede Efendi, çile döneminde:

Zülfündedir benim bahtı siyâhım

Sende kaldı gece gündüz nigâhım

Diye başlayan Bûselik makamında ve Ağır Aksak Semâî usûlündeki Şarkı’sını besteledi. Bu eser, onun hayatını değiştirmiştir. Aynı şarkı sebebiyle saraya dâvet edildi. Pâdişah 3’üncü Selim de büyük bir bestekâr ve mûsıkîşinastı; üstün bir zevke sâhipti.Bu yüzden ihsanlar vererek Dede’yi ödüllendirdi.

Sarayda,’’Ser Müezzinlik’’(Baş Müezzinlik) ve ‘’Musâhib-i Şehriyârî’’ ünvanlarını aldı.

1802 yılında Nazlıfer Hanım’la evlendi.

II. Sultan Mahmud’un pâdişahlığı döneminde de saraydaki vazifesini sürdürdü. Bu arada çok sayıda eşsiz beste yaptı. Sultan Abdülmecid dönemine gelince(1839 – 1846) Dede’yi gene sarayda ve dâima el üstünde görüyoruz. Ancak, artık Batı Müziğinin etkisi her geçen gün daha da artmakta ve Klâsik Türk Mûsıkîsi ikinci plâna atılmaktaydı. Dede Efendi ise bundan rahatsız olmaya başladı. Sonunda Pâdişahtan izin isteyerek hacca gitti. Yanında Mutafzâde Ahmed Efendi ile Dellâlzâde İsmâil Efendi bulunuyordu.1846 yılında Mekke’de kolera salgını baş gösterdi ve Dede de Mekke’ye geldiği günlerde bu hastalığa yakalandığı için, çok rahatsız bir hâlde tavâfını tamamladı ve İstanbul’a doğru yola çıkıldı. Fakat Minâ’da çok ağırlaşarak sabaha karşı rûhunu teslim etti. Yanında gene iki öğrencisi bulunuyordu. Büyük bir cemaatle Mekke’de Hazret-i Hatîce Annemiz’in ayakucuna defnedildiği zaman, takvimler 29 Kasım 1846’yı gösteriyordu.

Bir Kurban Bayramının il günü doğan Dede Efendi, gene bir başka Kurban Bayramı’nın birinci gününde Hakk’a yürümüştü.

Allah rahmet eylesin.

Yorum yapabilirsiniz...