Dede'den Torunlara

0
39

Sevgili Tayfur Eren ve Mehmet Efe!

Eskiden, çook çok eskiden… İnsanları eskiten zamânın öncesiymiş ve Türkler’in yurdu, ulu ağaçların gölgesiymiş.
Suları buz gibi soğuk, misk gibi tatlı ve Zemzem kadar şifâlı olan bu ülkede, yiğit Türkler gezermiş. Dedem Korkut diye aksakallı bir ataları ve hep de kahramanlar yetiştiren anaları varmış.
Dedem Korkut, bu obanın insanlarına öyle töreler öğretmiş ki; onlara şöyle demiş:

–‘’Üç şeyden korkun! Birincisi Tanrı’ya karşı gelmeyin,sonra birbirinizi sevin..üçüncüsü ise,hayvanları sevin!’’

Ötüken ormanlarının ulu ağaçları, bu buyruğu yankılarla alkışlamış… Türkler’in obası, pırıl pırıl aydınlanmış ve insanlar, biribirini sevgiyle kucaklamış. Çünkü Dedem Korkut, hep doğruyu öğütlermiş ve hep güzellikleri güzel söylermiş.
Türkler bilmiş ve inanmış ki;eğer Yüce Tanrı’ya karşı gelirlerse,eğer birbirlerini ve hayvanları sevmezlerse obalarında dirlik düzenlik kalmaz..koca Türk yurduna düşmanları gelip oturur.İşte bu inançla,Dedem Korkut’un öğütlerini unutmadan Tanrı’ya kulluk edip,insanları kırmadan,hayvanları vurmadan ve yuvalarını bozmadan çok güzel bir hayat sürmüşler.Ak sakallı dedeler,minik minik bebeler el açmış yalvarmışlar;Allah’a yakarmışlar:

–‘’Tanrım!Biz seni seviyoruz,sen de bizi sev..Yurdumuzu obamızı koru..Sana şükürler olsun!’’
Demişler.
Öyle yaşamışlar ki; ne bir kuşun yuvasını bozmuşlar ve ne de düşmanca davranan düşmanlarından başkasını vurmuşlar.
Gün olup zaman geçmiş, bir haber duymuşlar:
–‘’Bir Türk, bir başka Türk’ü öldürdü!’’
Duydukları haber buymuş ve her duyan sanki beyninden vurulmuş.
O zamâna kadar,hiç böyle bir şey olmadığı için,önce haberi yalan sanmışlar.Hâlbuki bu obada yalan da söylenmezmiş..ve işte bunu hatırlayınca,iyice şaşırmışlar.
Sorup soruşturmuşlar..
Nasıl olmuşsa olmuş,bir Çinli ile arkadaşlık kuran genç bir Türk;o Çinli’nin içirdiği içkiyle sarhoş olmuş ve başka bir Türk’le kavgaya tutuşmuş..
Hâlbuki Dedem Korkut:’’Çinliyle dost olmayın ve ağzınıza içkiyi koymayın!’’diye töre
koymuşmuş.
Neyse..kavga başlar başlamaz,Çinli oradan sinsice sıvışmış ve iki Türk uzun zaman birbiriyle savaşmış.
Zâten Çinli’nin istediği de buymuş. Sonunda olanlar olmuş ve sarhoş olan, kılıcını sıyırınca kınından; ortalık geçilmez olmuş zavallı Türk’ün kanından.
O güzelim Türk obası bu haberle sarsılmış..Öyle utanç duymuş ki yiğit çeriler;günboyu kimse kimsenin yüzüne bakamaz olmuş.Suratlar asılmış,yürekler daralmış,renkler solmuş.Ötüken Ormanı’nın kuşları bile susmuş.
Ceylânlar kaplumbağalarla, kurtlar kuzularla ağlaşmış:

–‘’Nedir bu obamızın başına gelen felâket?’’ diye dert yanmışlar.
Hep birlikte Tanrı’ya yönelmişler:

–‘’Bizi affet Allah’ımız! İçimizden birimiz sana karşı gelerek bir başka kardeşinin canına kıydı. Hâlbuki, senin emrin bu muydu?’’diye yalvarırlarken; gökyüzü kapkara kararmış, şimşekler çakmış derken, başlarına yağmur yerine taş yağmaya başlamış.
Dedem Korkut’un getirdiği töreye göre, Baybars’ı öldüren Baykara’yı tutmuşlar ve yargıç önüne oturtmuşlar.

Olanları anlatınca Baykara, kaşları çatılan Yargıcı buyurmuş ve karârını tüm obaya duyurmuş:
–‘’Anlaşıldı! Baykara’nın Türk kanına bulaşan kılıcıyla Türk töresi yıkıldı. Şüphe yok ki bu işten Tanrı bile sıkıldı. Tanrı’yı üzen, Dedem Korkut’u utandıran Baykara’nın adından Bay’lığı artık silelim; onu bundan böyle yalnızca Kara diye bilelim! Dışından kara bilinmek ne ki? Çinliyi dost bilenin, bir Türk’ün kanına girenin içi dışından binbir kere karadır ve bu adam yaşadıkça, bu obada her yüz, karadır.’’ Demiş.

Halk,,yargıcıya sormuş:
–‘’Tanrı’nın yasasınca, Dedem Korkut töresince hüküm nedir?’’
Yargıcı, susmuş susmuş ve yeniden buyurmuş:

–‘’Yüce Tanrı, yücedir
Kimse bilmez nicedir
Câhiller gökte arar
Kalplerde gizlicedir
Tanrı’yı unutanın hâli budur, görünüz. Bir Çinli’nin huyuyla huylanan Kara’yı öldürünüz!’’

Suçlu Kara, karârı susarak dinlemekteymiş ve aslında, başına geleceği tâ başından bilmekteymiş.
Böylece biraz geçmiş, sonra Yargıcı demiş:
–‘’Sanmayın ki bu karârı kolay verdim… İçim ağlasa da Kara’yı öldürün dedim. Çünkü bir insanın ölümünü istemek kolay değil, ama Kara’yı hoş görerek töremizi öldürmek iyi bir olay değil! Biz ölsek de töreler yaşamalı!
Şimdi bana bir cellât bulup getirin, Kara’ya da Tanrı’dan merhametler dileyin!’’

Yargıcı, bunları tâne tâne söyledi ve sonra da beklemeyi yeğledi.

Yargıcı çok bekledi, lâkin koca Türk obasında hiçbir Türk cellâtlığa gelmedi. Adâleti yerine getirmek için bile olsa, hiç kimse cellât olmak istemedi.

Ak sakallı kocalar,bilge bilge hocalar sordular sorguladılar..fakat,nâfileydi.İlk defâ cinâyet işlenen bu obada herkes cellâtlıktan tiksiniyordu ve:’’Tanrı’nın verdiği canı ben mi alacağım?’’ diyordu.

İşler böyle olunca, akılları durunca, biri dedi:
–‘’En iyisi Çin’lilerden bir cellât isteyelim, bu işi bitirelim!’’
Yargıcı, hemen karşı çıktı bu fikre ve dedi:
–‘’Olmaz! Yüce Tanrı tanıktır;dün gece rüyamda Dedem Korkut göründü ve buyurdu:Türk’ün Türk’ten başka olmaz dostu..Obanızın sırrını Çin’liye bildirmeyin,kendinizi düşmama güldürmeyin!Mâdem bir hatâ yaptı Kara;siz olmayın maskara!Varıp sorun Baybars’ın ağlayan hâtununa..derse ki ben Kara’yı affettim,siz de affedin,gitsin!Tanrı’ya bu,hoş gelir;Baykara’ya Kara’lık,bir ömür nâhoş gelir.’’

Bu rüyâyı hayra yordular, hemen koşup Zengi Hâtun’a sordular. Kısa bir an karşısında durdular. Zengi Hâtun onları gözetledi ve sözlerini şöylece özetledi:

–‘’Aman Allâh’ım aman
Birliğine yok güman
İnandım ettim iman
Ben seni buldum Allah
Nûrunla doldum Allah

Baybars’ı veren de O!
Erimi alan da O!
Affını cezâsından
Uluca tutan da O!

Yargıca deyin bunu
İyice bilin şunu;
Ben Kara’yı affettim
Tanrı affetsin onu!’’

Vara vara vardılar, Yargıcı’ya sordular; Zengi Hâtun ne dediyse hepsini duyurdular.
Türk Obası yeniden neş’eye bürünürken, bir oğlan koşa geldi, sesi şöyle coşa geldi:
–‘’Orhun’un kıyısında oynuyorken oyunu, bir yandan da otlatırdım koyunu… Derken bir çukurun dibinde Kara’yı yatar buldum. Ben onu uyur sandım; Kara’nın kara canı bedende durur sandım. Tez yetişin işitin,şu nâmeyi dinleyin!’’

Oğlanın bu sesine bütün oba koşuştu.
Bundan sonrasını, kendi yazısıyla, Kara şöyle konuştu:

‘’Obasına, töresine kara bir leke süren ben dünkü Baykara; bu yüz karasıyla Türkili’nde gezemem. Baybars’ın canını alan kılıcımla kendi canımı da alıp, Tanrı katına gidiyorum. Dilerim Yüce Tanrı Kara kulunu affede… Birlik ve dirlik, eksilmeye ilimde!’

PAYLAŞ
Önceki İçerikZiyandasın
Sonraki İçerikAslında

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...