Demokrasi Ve İslamiyet

0
198

İki asır önce basılan bir ikonoloji kitabında, kadın olarak tasvir edilmiş: alnında asma yapraklarından bir taç, sırtında kaba saba giysiler; bir elinde nar, ötekinde yılan.

Her çağ kendi rüyâlarını, kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her domagog kendi yalanlarını. Uğrunda sel gibi kan akıtılmış. Nedir bu demokrasi?

Katıksız demokrasi, ayak takımının despotizmidir, diyor Voltaire. Demokrasinin temeli fazîlettir, diyor Montesquieu… De Maistre: hırstır, diyor. Demokrasi adâletin temelidir, Vacherot’ya göre. Proudhon’a göre, rûhânî ve cismânî bütün iktidarların sona ermesidir. Thierry için, demokratik cumhûriyetlerin sonu ahlâkî bir alçalıştır.

Günümüze gelelim: Weber’ci bir sosyologa göre, demokrasiyi diğer siyâsî rejimlerden ayıran ön faraziye: hürriyet, demokrasinin başlangıcından îtibâren mevcuttur; derece kabûl etmeyen, kayıtsız şartsız bir hürriyet. Bu mefhum demokrasinin amacını da belirler: Eşitlik. Eşitlik gerçekleşemez, gerçekleşirse hikmet-i vücûdunu kaybeder, yerini anarşiye bırakır. Târihdeki demokrasileri anlamak ve özlerinden ne kadar uzaklaştıklarını tâyîn etmek için onları bu saf tiple karşılaştırmak gerek.(Bk. J.Freund, Le nouvel âge.edit. Riviêre,1970).

Çağdaş Avrupa’nın demokrasi anlayışı bu, kısaca. Şimdi de İslâmiyet’in devlet telâkkîsine bir göz atalım.

İnsanlar, doğuştan eşittirler: kullukta, fânîlikte eşitlik bu. Sonra, îman sâyesinde yeni bir eşitlik kazanırlar, kardeş olurlar. Rabb’in lûtuflarından aynı ölçüde faydalanacaklardır: hukûkî ve müsbet bir eşitlik.

Kulun bütün haysiyeti; mü’min oluşunda. Kul, mü’min olunca hukûkî bir hüviyet kazanır, dilenciyi halîfeye eşit kılan bir hüviyet.

İslâm için hürriyet felsefî değil, hukûkî bir mefhum. Temeli: câmiânın bütün ferdleri arasında tam bir hak eşitliği olduğu inancı.

Hükmeden Allah’dır, bu hâkimiyet devredilemez. Allah, her ul-ül-emr’i otorite ile doğrudan doğruya teçhîz eder. Emîr (veyâ Sultan) seçimle gelse de,durum değişmez.Allah’ın dışında cismânî bir otorite yoktur.Vardır demek,Allah’a şirk koşmaktır. Ul-ül-emr, Allah’ın âletidir sâdece. İslâmiyet’te her türlü istibdâda, ahkâm-ı Kur’âniyye dışındaki her türlü keyfîliğe karşı direnmek için birçok yollar vardır.

Kitap sâhibi kavimler, İslâm’ın üstünlüğünü kabûl etmek ve ona cizye ödemek şartıyla hudutlu, fakat temînâtı olan bir hakka lâyık görülürler. Bu himâye, ümmetin bir civanmerdliğidir. Bir nevî misâfirperverlik. Himâye edilenlerin daha az vazîfeleri olduğu için, hakları da daha azdır. İbâdetlerine devâm edebilir, kendi kanunlarını uygulayabilirler.

Putperestlerin câmiada yeri yoktur. Ama Müslümanlar onları da zaman zaman korumuşlardır. Her kâfir ve putperest İslâmiyet’i kabûl eder etmez, mîsak’a dâhil olur. İslâm, cihanşümûl bir dindir, bütün insanlara hitâb eder. Kast da tanımaz. Gerçek Müslümanın nazarında sosyal sınıf diye bir şey olamaz. Servet veyâ mevkî ayırmaz insanları; Müslüman, Müslümana eşittir. Cevdet Paşa’nın söyleyişiyle: ‘’Emr-i taayyüşçe ağniyâ ile fıkarânın halleri mütekaarib ve müteşâbihdir. Câmi-i şerîfde ise müsâvât-ı tâmme ve hürriyet-i kâmile vardır…’’ Fukarâ ile zengin arasında ‘’bir büyük mesâfe görünmez.’’ Ve Hrıstiyan devletlerinde olduğu gibi, tefrika ve husûmet de yoktur. ‘’Binâenaleyh, akvâm-ı islâmiyyede commune ve socialste ve nihiliste gibi firâk-ı îtizâliyye’’ bulunmaz.

Emr (teşrîî magister) Kur’ân’ındır. Fıkıh (kazâî magister) bütün mü’minlerindir. Mü’minler Kur’ân’ı okur, ezberler ve hareketlerini ona göre ayarlarlar. Bir hükm(icrâ kuvveti) var, hem mülkî, hem dînî. Hükm yalnız Allah’ındır. Bir aracı tarafından (ul-ül-emr) yürütülür. Ul-ül-emr’in ne kazâî, ne de teşriî kuvveti vardır.

Vatandaşlığı yapan kan ve toprak değil, inanç. Ümmetin Avrupa dillerinde karşılığı yok. Siyâsî ve dînî bir bağ. Kur’an hem bir ibâdet kitabı, hem bir anayasa, muhâtabı bütün insanlık. (Bk.Gardet, La cite Musulmane, Vrin, 1970)

Demek ki İslâmiyet’in temel mefhûmu: eşitlik. Bu bir amaç değil, bir hak. Hürriyet, eşitliğin bir başka adı veyâ görünüşü. Sınıf kabûl etmeyen bir dinde, kimin kime karşı hürriyeti? Batı, hürriyeti bir hatâ işleme hakkı olarak târif ediyor.

Müslümanın böyle bir hakkı yoktur. Çünkü o ebedî hakîkatin, yegâne hakîkatin,cihanşümûl hakîkatin emrindedir.

Evet, İlâmiyet bir kanun ve nizam hâkimiyeti(nomokrasi)dir. Batı’nın gerçekleştirmeğe çalıştığı eşitliği çoktan fethetmiştir. Fikir hürriyetini, insanı insana saldırtan bir tecâvüz silâhı olarak değil, bir îkaz, bir irşâd vâsıtası olarak kabûl etmiştir. Demokrasinin ta kendisidir İslâmiyet. Ama Batı’nınkinden çok başka bir ruh iklîminde gelişen, çok başka umdelere(prensiplere) dayanan bir demokrasi.

—BU ÜLKE, Cemil MERİÇ–

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.