Despotizm

0
86

Montesquieu, Doğu despotizmi’nden söz eder. Düşünmez ki despotizmin âlâsı perestişkârı olduğu İngiltere’de ve teb’ası bulunduğu Fransa’dadır. Ne beyzâdelerin dillere destan zulümlerini, ne isim hânesi açık tevkif emirnâmelerini hatırlar. Bu şaşkın toprak ağasının hakkımızdaki türrehâtı sâdece gülünçtür: ‘’Türkler dünyânın en çirkin insanları idi. Karıları da kendileri gibi kaknemdi. Rum dilberlerini görünce akılları başlarından gitti. Başladılar kız kaçırmaya. Zâten ezelden beri hayduttular’’ v.s. ‘’Türkler eşek olacak öbür dünyâda. Yahudileri sırtlarında cehenneme taşıyacaklar.

Bütün kavimlerin en câhili… Türkiye’de teb’anın servetine, hayâtına, haysiyetine kimse aldırış etmez. Anlaşmazlıklar çabucak karâra bağlanır. Şöyle ki: Paşa dâvâcıları dinler, sonra falakaya yatırır herifleri, bir âlâ döver ve böylece dâvâyı netîcelendirir.’’ v.s. Bizi bu kadar tanır Montesquieu. Batı yazarlarında ciddiyet ve dürüstlük aramayacak kadar Batı irfânının âşinâsı olanlar için bu hükümlerin tek orijinal tarafı terbiyesizliktir.

‘’Kanunların Rûhu’’ müellifi, ülkesinin I.François’dan beri çok sıkı münâsebet hâlinde bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu’nu bu kadar tanırsa, Hind’i, Çin’i, İran’ı ne kadar tanır? Ne garibdir ki bu hayâlperest ve hayâsız yazarın Doğu’ya izâfe ettiği despotizm birçok Batılı yazar tarafından münâkaşasız benimsenir. Wittfogel, Sovyetler’e çatmak için Doğu despotizmi bayrağını omuzlar; bizim köksüz ve ufuksuz aydınlarımız da târihimizi karalamak için Montesqiueu’nün coğrâfî kaderciliğine sığınırlar.

-BU ÜLKE-Cemil MERİÇ-

Yorum yapabilirsiniz...