Destanlarımız 1

0
67

Destanlar,milletlerin târihi demektir;hangi millete âitse o milletin duygu ve düşüncelerini,o milletin ‘’kültür genlerini’’ ortaya seren birer belge özelliğini taşırlar.Bu konuda Merhum Edebiyat Târihçimiz Nihad Sâmi Banarlı şöyle der:: “Destanlar halk gözüyle görülen, halk rûhuyla duyulan ve halk hayâlinde masallaştırılan târihlerdir.”

Destanlarda yer alan kahramanların insanüstü özellikler arzetmesi, hâdiselerin ‘’sıra dışı ve olağanüstü’’ anlatılıyor olması, destanların gerçek dışı olduğunu göstermez. Bu anlatış özellikleri ve üslûp farkı bilinerek bakıldığı takdirde, destanlar, millî târihi aydınlatan en mühim kaynaklarıdır. O bakımdan,’’destan kültürü’’ olmayan milletlerin istikbâle ümitle bakması imkânsızdır. Bunun önemine inanarak, -mânâ ve mahiyetleri son zamanda karalanmaya çalışılsa da- destanlarımızı özetler hâlinde sunuyoruz.

Yüzyıllar boyunca biz Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayâllerini; güzel sanatlarını; aşk, âile, vatan, millet, ordu ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.

***

(Ergenekon Destanı)

Türk kavimlerinden Göktürkler’i konu edinen Ergenekon Destânı, Büyük Türk Destânı’nın en önemli parçasıdır.

VI. asır ortalarında Türkleri yeniden birleştiren Göktürkler’in köklerini açıklayan bu önemli destânımız, özetle şöyledir:

Türk illerinde, Göktürkler’e boyun eğmeyen hiçbir ülke yoktu. Bu durumu kıskanan ve kinlenen düşman kavimler, birleşerek, Göktürkler’in üstüne yürüdü. Böylece intikam almayı hedeflemişlerdi.

Göktürkler, çadırlarını ve hayvan sürülerini bir yere topladılar. Çadırların çevresine hendek kazıp, beklemeye başladılar. Nihâyet, düşman geldi ve çatışma başladı. Tam on gün boyunca savaştılar. Bu ölüm-kalım mücâdelesinden Göktürkler zaferle çıktı.

Bu mağlûbiyetten sonra, düşman kavimlerin hanları ve beğleri, av yerinde toplanıp, durumlarını tartıştılar ve çâre aradılar.’’Göktürkler’e karşı hile yapmazsak, sonunda işimiz yaman olacak!’’ fikrinde karar kıldılar. Gene bu karara uygun bir plânla, tan ağarınca, baskına uğramış gibi davranıp; ağırlıklarını bırakarak oradan kaçtılar.

Göktürkler:’’Bunların bizimle dövüşmeye gücü yok, kaçıyorlar!’’ deyip, düşman ordusunun peşine düştüler. Fakat düşman, Türkleri görünce birden bire geri döndü ve gafil avlanan Göktürkler, yenildi. Hepsi birer birer öldürüldü; çadırları alındı, önderlerinin hepsi kılıçtan geçirildi, küçükler ise düşmana ‘’kul’’ yapıldı.

Bu sırada Göktürkler’in başında İl Han vardı. İl Han’ın çok sayıda çocuğu vardı fakat bu uğursuz kavgada biri dışında hepsi öldü.’’Sağ kalan bir tek oğlun adı ‘’Kayı’’ idi ve Kayı da o yıl evlenmişti. İl Han’ın,’’Dokuz Oğuz’’ adında bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz Oğuz, düşmana bu savaşta esir düşmüşlerdi. Fakat, aradan on gün geçmeden, ikisi de kadınlarını da alarak atlarına atlayıp kaçtılar. Esâretten kurtuldular. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen birçok deve, at, öküz ve koyun buldular.’’Dört yandaki illerin hepsi bize düşman… Gereği odur ki, dağların içinde insanın yol bulup geçemeyeceği bir yer arayıp, orada oturalım!’’ dediler. Sürülerini alıp, dağa doğru göçtüler.

II.

Ulaştıkları topraklar öyle bir yerdi ki, geldikleri yoldan başka geçilecek yolu yoktu. Öylesine sarptı ki; bir at veya deve burada zor yürürdü. Ayağını yanlış yere basan paramparça olurdu.

Göktürkler’in yeni ülkesinde hayvanlar, akarsular, çeşitli bitkiler, ağaçlar, meyveler ve avlar vardı. Böyle bir ülkeyi görünce, Ulu Tanrı’ya şükürler ettiler. Burada, kışın hayvanların etini yediler; yazın sütünü içtiler, derisini giydiler. Bu ülkeye ‘’ERGENEKON’’ ismini verdiler.

İki Göktürk şehzâdesinin, zamanla Ergenekon’da çocukları çoğaldı. Kayı Han’ın, Dokuz Oğuz Han’dan daha fazla çocuğu oldu. Yıllar yılı bu iki Han’ın evlât ve torunları Ergenekon’da kaldılar, çoğaldıkça çoğaldılar.

***

Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, artık Ergenekon’a sığamaz oldular. Çâre bulmak için kurultay toplandı. Dediler ki:

‘’Atalarımızdan işittik: Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerdeymiş. Dağların arasından yol izleyip, arayalım. Göçüp, Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onlarla görüşelim. Düşmanla vuruşalım!’’

Kurultay bu karârı alınca, Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar, fakat bulamadılar. O zaman, bir Demirci dedi ki:

‘’Bu dağda demir mâdeni var. Yalın kat mâdene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verirdi!’’

Göktürkler, varıp, demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbîrini çok beğendiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle doldurdular. Yetmiş deriden, büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun ve kömürü ateşleyip, körüklemeye başladılar.

Tanrı’nın gücü ve inâyeti ile ateş kızdı. Kızdıkça demir eridi, akıverdi. Dağ delindi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün kutsal saatinde Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmaya başladılar. Bu mukaddes gün, o günden sonra Göktürkler’de bayram günü oldu. Her yıl, o gün gelince, büyük törenler tertiplendi. Bir parça demir alınıp ateşte kızdırıldı. Bu demiri önce Göktürk Hâkânı kıskaçla tutup örse koyup, çekiçle döverdi. Ondan sonraki Türk Beğleri de böyle yapıp, şenlikleri başlatırlardı.

Ergenekon’dan çıkınca, Göktürkler’in Ulu Hâkânı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderdi. Göktürkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Bütün iller, Türkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını öğrenip, onlara baş eğdiler. Büyük Türk Hâkânı Börteçine’ye saygı sunup; O’nu ululadılar. Kore’den Karadeniz’e kadar bütün ülkeler yeniden Türk buyruğuna girdiler. Dört yüz yıl Ergenekon’da bekleyen Türkler, eskisi gibi, dünyânın en büyük milleti oldu.

PAYLAŞ
Önceki İçerikMuhasebe 2
Sonraki İçerikKanal'a Hücum

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...