Dost-4

0
133

Mesnevî’den rıza ve teslîmiyet bahsi okunuyordu. İçimizden biri: “Allah’ın rızâsı ne ile kazanılır? ” diye sordu.

-“Riyâ, yalan, kibir, tefâtur, gıybet gibi bütün fenâlıklar hep halkı görmekten, kendini aradan kaldırmamaktan ileri gelir. Eğer sen halkla değil, dâima Hakk’la olursan, O’ndan başka bir şey görmez ve bilmezsen kime ne söyleyeceğin kalır? Nasıl kibir eder, kime gıybet edersin? Çünkü bu gibi evsaf, ancak halk ile olan muâmeleye mahsustur. Fakat halkı görmezsen o vakit ne haset kalır, ne riyâ kalır, ne kibir, hepsi birden kökünden kesilir.

Fakat tabiî bu nefy-i kalbîdir. Bu sözleri dinleyip de, öyle ise çoluğumla çocuğumla, etrâfımla bütün alâkayı keseyim, diyecek değilsin. Benim sözlerim o mânâyı ifade etmiyor kir..Ben dünyevî alâkaların kesilmesinden değil, nefy-i kalbîden bahsediyorum.

Yâni Hakk’ın rızâsını kazanmak için, halkı görmeyip ancak Hak’la olacak ve her tarafta onu görüp onunla muâmele edeceksin.

(Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık, syf. 503, Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz, Sofi Huri, Safiye Erol)10294360_858141364205933_877362634560845947_n

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.