Dün, Yokmuş Gibi

0
199

Bir gemi parçalandı. İçindeki yedi yüz kişi suya gark oldu.

İçlerinden bir kadın, bir tahta parçasının üstünde kaldı.

Hâmileydi de, o tahta parçasının üzerinde bir çocuk doğurdu.

O perişan kadın, çocuk dünyâya gelir gelmez denize düştü; boğulup gitti.

Çocukcağız orada kaldı. Dalgalar tahtayı her yandan sürüp durmadaydı.

Yele, dalgaya, balığa Allah’dan hitap geldi:

’’Bu çocuk Allah’ın korumasındadır. Dikkat edin, ona bir belâ gelip çatmasın; mutlaka bir yere ulaşması gerek.’’

Bütün melekler, Yârabbi, dediler; dalgalar, balıklar arasında bocalayan bu çocuk kim ki?

‘’Zamânenin derdine uğramış olan bu çocuğun kim olduğunu vakit gelince anlarsınız!’’ diye hitap geldi.

Çocuk, nihâyet deniz kıyısına düştü. Usta bir avcı onu ele geçirdi. Çocuğu,aslanlarla, kuşlarla, balıklarla hem-dem etti; izzet ve ikramlarda bulunarak gönül kanıyla besleyip yetiştirdi.

Büyüyüp, yol – iz bilir bir hâle gelince günün birinde bir yola düşüp giderken, yolda yâkut bir sürmelik buldu ki, akıl, onun özelliklerine hayrandı.

Gözüne bir mil sürme çekince birden Arş’ı, Kürsî’yi, gökleri gördü. Yer altındaki binlerce hazîneyi görmede aydan balığa kadar her şeyi seyretmedeydi.

Meleklerin hepsi: Ey noksan sıfatlardan münezzeh Allah, diyordu, bu kadar idrâke lâyık olan bu kul kimdir?

Gayblar gaybından:

‘’Bu başı yüce kişi Nemrut’dur! Tanrı’lık dâvâsına girişir, yüzlerce hîleyle bize kin besler de bizimle savaşa kalkışır bu!’’

Diye hitap geldi.

*

Şimdi bak hele, bu yolda onu nasıl yetiştirdi de sonra ansızın reddetti?

Kim olursa olsun ki ilâhî sırrı âlemde kimsecik bilmez.

Değil mi ki sebepler seni ne edecekse edecek; sebeple uğraşmanın mânâsı ne?

Dört tabîate mukayyet olursan –toprağa, suya, ateşe, havaya bağlı kalırsan- hiç şüphe yok ki tabîatın eğridir; dört, aslâ bir olmaz.

Bu denize atla, baş aşağı dal gitsin; tabîatten de çık, sebepten de.

Güneş, şu güzelim gökyüzünde yücelmiyor mu? Böyle olduğu hâlde o bile gece gündüz baş aşağı gelmede.

Ne sorarsın? Zerreden güneşe dek âlemin bütün işi şu:’’Sanki dün yokmuş.’’

Âlem de sonunda yok olacak; çok sürmeden zerre zerre dağılıp gidecek.

Cihânın felek atına eyer vurulmuş; güneş, onun sırtındaki altın eyerdir.

Dünyânın sonu yaklaşıp gece çatınca, güneşi kararınca, bilir misin eyerini nasıl vururlar? Bu bineğe o eyeri batıda ters vururlar da güneşi bu yüzden aksine döndürürler; çünkü bu eyerin de ebedî olmaması mukadderdir.

Kanlarla dolu canından, gönüller yakan bir âh et! Çünkü senin ne geceden haberin var, ne gündüzden.

Gecen hoş, sen de bu geceden memnunsun ama, ne fayda; hiçbir vakit aydın bir güne nâil olamıyorsun ki.

Gece gündüz şâd olmak istersen; sen, sen ol, bugünü, bu geceyi anma!

Fakat sen, senliğinde kaldıkça yaralı bir gönülden başka bir şeycik elde edemezsin.

Kötülükten uzaklaşman, varlığından geçmen, kendinden kurtulman, işini görmemen gerek.

Çünkü hırkaya da bürünsen, değil mi ki kendini görüyor, kullukta bulunduğunu sanıyorsun; zünnar kuşanmışsın sen!

Yorum yapabilirsiniz...