Ehl-i Beyt 3

0
59

*Peygamber Efendimiz’in,’’cennet çiçeklerim’’ dediği torunları… yâni,’’Ehl-i Beyt’im Nûh’un gemisine benzer; ona binen kurtulur’’ hadîsinin odağı olanlardan Hazret-i Hasan zehirlenerek; Hazret-i Hüseyin ise, eski takvime göre 10 Muharrem günü Kerbelâ’da sevenleriyle berâber şehîd edildiler.

(Hayat, inanmak ve mücâdele etmektir) diyen Hazret-i Hüseyin, yetmiş iki kişilik bir kafileyle Kûfe’ye giderken – ki O’nu dâvet eden Yezid’in vâlisi İbn-i Ziyad’ idi ve ve yetmiş iki kişilik kafileye kundaktaki çocuklar da dâhildi- Siyraf isimli bölgeye geldiler. Burada, iki bin kişilik bir orduyla yolları kesildi ve zorakî olarak çorak bir yere sürülüp konakladılar.

Hazret-i Hüseyin, buranın adını sorduğunda,’’Kerb ü Belâ’dır’’ dediler. Bu cevâbı alınca gülümsedi ve şunları söyledi:

(Ne garip hâldir… bir gün rahmetli babamla Sıffîn’e giderken bir yerde konakladık. Babam, konakladığımız yerin adını sorunca:’’Kerb ü Belâ’’ dediler. O zaman babam şöyle buyurmuştu:’’Burası kerb yâni meşakkat ve belâ sâhibi bir yerdir. Allah’ın takdiri odur ki; bir gün gelecek, Âl-i Muhammed’den bir topluluk buraya inecek ve başlarına gelecek olan gelecektir.’’) Hazret-i Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:(İşte biz, bu ilâhî takdire uyacağız.)

Çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bu bilgiler ışığında şu düşünceleri paylaşabiliriz:

Biz, kimseye lânet okumayız. Nefislerimiz dururken kimseye düşmanlık etmeye ve lânet okumaya gerek yoktur. Ehl-i Beyt’i sevmek; Hazret-i Peygamber’in yolundan yürümekle, onların ahlâk güzelliğine erişmeye çalışmakla mümkündür.

Acaba herkes Muharrem ayının muharremliğine imân etmiş olsaydı ‘’müslümanım!’’ iddiâsıyla Kerbelâ’da Müslüman kanı dökülür müydü? Öyle ya, savaşmak da bu ayda haramdı, kan dökmek de!

Acabâ, öğle namazı kılmak için savaşa(!) be şon dakika ara vermeyi taleb eden Peygamber torununa:’’Hayır! Olamaz, çünkü sizin namazınız câiz değildir’’ karşılığı verilebilir miydi?

Acaba, savaş (!) meydanında, kucağında tuttuğu altı aylık bebek Ali Asgar’a içirilmek üzere bir yudum su müsaadesi isteyen Hazret-i Hüseyin de değil, kundaktaki o bebek ok ve kargı yağmuruna tutulur ve öylece şehîd edilir miydi?

Hâsılı, bu acabâları belki yüzlerce defâ daha tekrarlayarak insanı çileden çıkartacak binlerce sual sormak mümkündür ve hattâ gereklidir. Fakat, biz, bunları da yapmayalım ve bu yarayı kaşımayalım. Sâdece DİNİN ÖZÜ ile cehâletin ta kendisi demek olan TAASSUB’un arasındaki uçurumu anlatan Kerbelâ Vak’ası hakkında da unutkanlığa düşmeyelim.

Kerbelâ’da şehid edilen Ehl-i Beyt, dinimizin özünü temsil ederken; onları hunharca katledenler de her devirdeki kaba câhil, ham softayâni taassub ehlinin ta kendisiydiler.

Hazret-i Hüseyin bizim rûhumuz, Yezit ise nefsimizdir.

Sözlerimizi, Hazret-i Ali’nin şu sözleri ile noktalayalım:

(İnsanı iki şey helâk eder. Biri nefsinin arzusuna uymak, öteki de övülmeyi sevmek.)

PAYLAŞ
Önceki İçerikÖlüm
Sonraki İçerikŞeytan Bunun Neresinde?

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...