Ehl-i Beyt

0
52
  • Bilindiği gibi, Hazret-i Ali Müslüman olduğu zaman, çocuktu. Çok bilinen, ’’Ben, ilim beldesiyim; Ali, O beldenin kapısıdır. O hâlde ilim peşinde olan, o kapıya yaklaşsın’’ Hadîs-i Şerîfi’nin muhâtabı olmuştur. Altı ünlü Hadîs Kitabı’ndan, yâni ‘’Kütüb-i Sitte’’den biri olan Tirmizî’deki ifâdeyle üstteki hadis, şöyledir: “Ben, hikmet yurduyum, Ali de onun kapısıdır.”
  • Hazret-i Ali, bütün tarîkat şecerelerinde mürşitleri Hazret-i Peygamber’e ulaştıran silsilede yer almaktadır. Hazret-i Ali mevzunda en îtidâlli tutumun sâhibi olan Nakşî’lerde bile, silsilelerden yalnız bir tânesi Hazret-i Ebûbekir’le Peygamber Efendimiz’e ulaşmakta; diğer iki silsile Hazret-i Ali’yi esas almaktadır.
  • Hazret-i Ali ve O’nun ev halkı, Asr-ı Saadet’te geçim darlığını en ileri ölçüde yaşayan kimseler oldular. Bütün hayatlarını İslâm Dini’ni yaymaya ve insanlara hizmete tahsîs eden Ehl-i Beyt’in; diğer bütün Müslümanlara serbest olan zekât ve benzeri yardımlardan faydalanması da bizzat Hazret-i Peygamber tarafından yasaklanmıştı. Meselâ Hazret-i Hasan’ın, küçücük bir çocukken, yığınla duran zekât hurmalarından birini ağzına götürdüğünü gören Efendimiz, koşup,o hurma lokmasını torununun ağzından eliyle çıkarmış ve: (Sen bilmez misin ki Muhammed Ehl-i Beyti’ne zekât ve sadaka yemek haramdır!) diye onu paylamışlardır.
  • Hazret-i Ali’nin bütün geliri; Kur’an tarafından harp gâzilerine hak olarak tanınan ganîmetlerden hissesine düşen pay idi. Fakat o devirde hem bu ganîmet getirici savaşlar azdı ve hem de Hazret-i Ali, insan aklının zor kabûl edeceği ölçüde cömert bir insandı.
  • Hazret-i Ali ve Ehl-i Beyt’in hayâtını inceleyen herkes itirâf etmiştir ki; tasavvuf, onların hayat tarzıydı ve bu hayat, bütün çile ve ıztırapları ile bizzat Hazret-i Peygamber’in nezâretinde tâlim edilmişti.
  • Ehl-i Beyt’le ilgili bir Hadîs: (Ey Fâtıma! Cebrâil bana şunu haber verdi: Mü’min kadınlar içinde en çok ve en büyük ıztırâba sen mâruz kalacaksın. Gayret et de, sabır yönünden onlardan geri kalma!)
  • Hadis âlimlerinden Münzirî anlatıyor: ’’Hazret-i Ali ile Fâtıma’nın evinde sık sık yiyecek yokluğu görülürdü. Geceleri, küçük Hasan’la Hüseyin açlıktan ağlamasınlar diye, babaları tarafından dışarı çıkarılır, oyalanırlardı.’’
  • Hazret-i Ali ve Ehl-i Beyt’in hayâtı, daha sonraki tasavvufî hayat için her bakımdan örnek teşkîl etmiştir.
  • Alevîlik, Hazret-i Ali’ye muhabbet ve Ehl-i Beyt bağlılığını ifâde eder. Bütün tasavvufî okullarda bu aşk ve bağlılık dikkat çeker. Bunun kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. Politik bir mezhep olan İran Alevîliği, yâni İran Şiîliği ile hiç mi hiç ilgisi yoktur.
  • Hazret-i Ali’ye verilen adlardan bâzıları şunlardır: Hayder-i Kerrâr(tekrar tekrar hücûm eden), Seyfullah (Allah’ın kılıcı), Esedullah (Allah’ın Arslanı), Fetâ (En yiğit delikanlı) (Bunu Hazret-i Peygamber buyurmuştur.)
  • (Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.) (Ahzap Sûresi,34)

Bu âyet-i kerîme nâzil olduğu vakit, Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuşlardır: Bu âyet; benimle Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin hakkında nâzil oldu.) Ve nüzûlü tâkîben de Efendimiz’in, Hazret-i Fatma’nın evi önünde şöyle seslendiğini Tirmizî, ’’Menâkıb’’ isimli eserinde zikreder:

(Namaza, namaza ey Ehl-i Beyt! Allah sizden kiri gidermek istiyor. Temizlenin ey Ehl-i Beyt!)

*En güvenilir hadîs âlimlerinin ittifakla naklettiği bir başka hadîs de şudur:

(Şu bir gerçek ki ben yakında ölüm aracılığıyla Hakk’a dâvet olunup gideceğim. Size iki ağır emânet bırakıyorum; Allah’ın Kitabı, akrabâm. Allah’ın Kitabı, gökten yere uzatılmış bir iptir. Akrabâm ise Ehl-i Beyt’imdir.)

*İmam Şâfiî, bu noktaya temasla şöyle buyuruyor:

(Ey Resûl’ün ehl-i Beyti! Sizi sevmek, Allah tarafından Kur’an’da farz edildi. Bu size yeter övünç olarak. Ve size salât ü selâm etmeyenin namazı olamaz.)

*Peygamber Efendimiz’in eşi Ümmü Seleme Vâlidemiz şunu naklediyor:

(Bir keresinde Allah Resûlü, Hazret-i Fatma’nın evini şereflendirmiş, oturmuşlardı. Fatma, yemek yapmak üzere et doğruyordu. Hazret-i Peygamber Fatma’ya gidip; Ali, Hasan ve Hüseyin’i çağırmasını emretti. O da gidip çağırdı. Hazırlanan yemeği yedik. Bunun ardından, Allah Resûlü, sırtındaki Hayber imâlâtı abâyı çıkarıp Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’in üstüne örterek şöyle dedi:

“Ey Allâh’ım! İşte bunlar benim Ehl-i Beytim ve Âl-i abâmdırlar. Sen, onları rızâna aykırı şeylerden uzak tut!”

Sahâbelerden Üsâme b.Zeyd anlatıyor:

(Bir gece, bir işim için Allah Resûlü’nü ziyârete gitmiştim. Elbisesi altına birilerini almış, örtüyordu. Ben, Ey Allah’ın Resûli, elbisene sarıp sarmaladıkların kimler? Diye sordum. Resûl, şu cevâbı verdi: ‘’Bunlar benim yavrularım ve yavrularımın yavrularıdır. Allâh’ım, ben onları seviyorum, sen de sev! Onları sevenleri de sev!’’

Peygamber Efendimiz’in azadlı kölelerinden Sefîne Hazretleri şu Hadîs-i Şerîf’i naklediyor:

(Benden sonra hilâfet otuz senedir. Sonra, mülk ve saltanat olur.)

İslâm Târihi’nde Dört Hâlife devri, Hazret-i Ali’nin şehâdetiyle tamamlandığında toplam yirmi dokuz buçuk yıl geçmişti. Hazret-i Hasan’ın altı aylık hilâfeti, Muâviye’nin kan dökmesini engellemek arzusuyla sona erdiğinde ise, üstteki hadîs yaşanıyor ve otuz sene tamamlanmış oluyordu. Gerçi Hazret-i Hasan, kan dökülmesin diye hilâfeti bırakmıştı ama, O’nun bu gayreti ve fedâkârlığı kan dökülmesini önlemeye yetmedi.

İslâm âlimleri arasında ‘’müfessirlerin üstâdı’’ diye anılan Fahreddin-i Râzî, araştırmaları sırasında Ehl-i Beyt’in; bizzat Allah tarafından Peygamber Efendimiz’le tam beş şeyde ortak kılındığını tesbit etmiştir.

Hazret-i Peygamber’in mübârek ağızlarından çıkan ‘’cennet ehlinin genç efendileri’’ sözüyle müjdelenen Hazret-i Hasan’la Hüseyin; kendilerinden bir şey istendiğinde, hemen şöyle derlerdi:

“Azığımı âhırete taşıyan kişi! Hoş geldin, safâ geldin!”

Çünkü, her ikisi de bu azığın kendileri nâmına taşındığına inanmış ve öyle görmüşlerdir. Zîra insan, Allah’ın kendisine verdiği nîmetin fazlasını bir başkasına verip yüklemezse; kıyâmette Allah’ın huzûruna, o fazlalık sırtına yüklenmiş olarak gelecek ve ondan dolayı sorguya çekilecektir. Bunun için Hazret-i Hasan şöyle buyururdu:

“Onun azığını âhırete, isteyicisi taşıyor ve böylece taşıma yükü kendisinden kaldırılmış oluyor.”

Yorum yapabilirsiniz...