Eski Yazı

1
258

Başucunda eski ve yıpranmış çerçevesiyle bir levha vardı. Diğer pek çok eşyâ ve yazıya rağmen bu levhanın şu ihtiyar nazarında pek önemli bir yeri ve anlamı olmalı diye düşündüm. Oturduğu yerin tam da arkasındaydı; belki bir âyet veyâ hadis bu, dedim içimden.

Levhaya fazla baktığımdan mı yoksa içine öyle doğduğundan mı bilmem, sakalı ile bıyıklarının daracık aralığından fısıldadı:

—Beğendin mi?

—Bilmem… Öyle bakıyordum.

—Okusana!

—Ben, eski yazı okuyamıyorum.

—Okursun, okursun!

–……………….

Cevap vermedim. Aslında ben, bu tatlı ihtiyarın küçük dükkânına söz söylemeye değil, ondan bir şeyler dinlemeye gelmiştim.

Kendi işiyle uğraşırken, başını kaldırmadan sordu:

—Onun eski yazı olduğunu kim söyledi?

—Eski yazı değil mi?

—Pek çoklarına göre eski… Dıştan bakınca, öyle. Ama her şeyin bir dışı bir de içi vardır; bunu hiç unutma! İnsanın, sözün, dünyânın, kitabın, kalem ve defterin… Hâsılı her şeyin dışı olduğu kadar içi de vardır. Hattâ dış bir ise, iç binbirdir. Yazı da bu her şeyin içinde. Sen,bu yazıyı öğrenmeye bak!

—İnşaallah! Öğrenmeyi çok istiyorum ama, zor diyorlar.

—Dışına mı zor diyorlar, yoksa içine mi?

Cevap vermeden yüzüne baktım; olgun, mânâlı nazarlarla gülümsüyordu:

—Dışı kolaydır, dedi.

—Ya içi?

—İçini de sevmeyi bilmeden anlayamazsın. Ne vakit ki sevdin, o zaman bütün güçlükler kolay gelir; bütün müşküller çözülür.

Levhadaki yazıyı kastederek sordum:

—Ne yazıyor burada?

—Bu, bir beyit…’’Sevdim seni ben, sevmeye lâyık diye sevdim/Bir benzeri yok, herkese fâik diye sevdim.’’

—Çok güzel…

—Elbette… Güzel olmasa, sevmezdim.

—Ama, fazla tozlanmış. Onu silebilir miyim?

Gene önündeki işini sürdürerek:

—Hayır, dedi, o silinmez. Yıkanır.

—Öyleyse izin ver, yıkayayım.

Derin bir ah çekerek yüzüme baktı ve:

—Eğer gözyaşın varsa, yıka evlât… Ama kurulamaya kalkma!

Dedi.

Baktım… Ağlıyordu.

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...