Ey Ben!

0
55

‘’Bugün, çok erken uyandım. Fakat, erken olduğunu fark etmeme rağmen gözlerim tekrar uykuyu aramadı.

Aslında, gece geç saatte yattığımdan, böyle bir arzuyla gözlerimi kapamam ve uyumaya çalışmam son derece normaldi. Ama, kendimde ne uyku arzusu ve ne de yorgunluk hissediyordum.

İşte o anda şu gerçeği fark ettim ki; gece geç yatmamın sebebi, sendin. Bunu biliyorsun. Çünkü, berâberdik. Hattâ senden özür dileyerek ayrıldım ve uykunun dâveti olmaksızın, zorakî, başım yastıkla buluştu.

Sabah uyanır uyanmaz ise, seni, şu birkaç saatlik mecburî ayrılığa –ayrılık sayılırsa- rağmen; dün gecekinden daha şiddetle sevdiğimi rûhumun derinliklerinde hissettim. Ayrılığın acısını duydum.

İşte, bu arttığına şâhit olduğum hasret, bu sevgi ziyâdeliği benim biricik kârımdır. Ki, sevgim eksilmiş olsaydı veyâ en azından dün geceki ölçüde kalsaydı, artmasaydı; gözlerim uykuya yönelir, bedenimin diğer uzuvları yatakta tembellik etmek ihtiyâcını duyardı.

Hâlbuki zinde idim.

Çünkü rûhen izinde idim.

İzindeydim diyorum; çünkü henüz sana ‘’Ben!’’diyecek yakınlığa ulaşabilmiş değilim. Ben, dâimâ senin taklitçin ve tâkipçin olarak kalacağım. Senin, benimle olduğunu bilmeme rağmen… Sen – ben lâfının ikilik emâresi, toyluk nişânesi sayıldığını bilmeme rağmen!’’

X

Bu yazıyı beğendim. Belki çoğu insana yavan gelebilir, fakat doğru ve samîmi duygularla dolu. Zâtın birisi şöyle diyor:

‘’İki kişi birbirlerine : (Ey Ben!) diye hitâb edemiyorlarsa, aralarında aşk yoktur.’’

Bunu da, aralarında aşk olan; bahtlı ıztırap erleri düşünsün!

Hem mâdem onlar gönül diliyle konuşurlar ve mâdem gönül de elle tutulup gözle görülmez… o hâlde, nereden bilelim sevenlerin birbirlerine ne diye hitâb ettiklerini? Her sayıklama ciddiye alınsaydı dünyâda çok ocak söner, çok tûfan kopardı. Fakat şu da şükretmeye sezâ bir gerçek ki; büyük âşıkların yaşayıp, hissedip söze saza döktükleri şarabın tortusu bile yedi cihânı sarhoş edecek kokuya sâhip! Bu tortudan bize de bir zerre bulaşmış olsaydı; bırakırdık böyle sayıklamayı da, darağacımızı kendimiz kurar, ipimizi çeker, iskemleyi teper; kulluk ederdik.

Heyhât…

PAYLAŞ
Önceki İçerikMüebbet
Sonraki İçerikAv ve Avcı

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...