Fetih Ziyafeti

0
73

istanbulun_fethi

Hemen fethi müteâkıp iki mühim hâdise ile karşılaşıyoruz: İlk Cuma namazı ile fetih ve zafer alayı.

 

‘’Mehmed-i Sânî,Kostantiniye’ye hâkim ve sâhib olunca,teshîr-i beldenin üçüncü günü donanmasını ganâim-i külliye ile i’zâm ettikten sonra,dördüncü günü bir muzafferiyet alayıyle fâtihâne şehre girdi.Ayasofya Kilisesi’nin önünde ve solunda,Hıristiyanlığın Şarktaki merkezini tesellüm etmek üzere atından indi(1)’’ diyen Hammer’e göre Pâdişah,müteâkıben imparatorun sarayına gitmiş,bundan sonra da şehri dolaşmıştır.Fetih ve zafer tebriklerini kabûl ederken,başardığı büyük işte bütün yardımcılarının hakkını unutmayan Pâdişah: ‘’Şühedâya rahmet-i rahman,gaazîlere şeref ü şan,tebeama fahr ü şükran!(2) demek sûretiyle bütün yardımcılarına lâyık oldukları ihtiram ve şükrânı ifâde etmekle berâber,bunu maddî plânda da teyîd etmekte gecikmeyerek ‘’bir fetih ziyâfeti ve zafer şenliği tertip edilmesini emretmiştir(3).’’
İşte hemen fethi müteâkıp, Türkler bu târihî şenliği Ok Meydanı’nda yapmışlardır. Şöyle ki: Muazzam bir geçit resminden sonra, üç gün üç gece süren ziyâfet başlamış ve bu ziyâfeti bizzat Pâdişah idâre etmiştir. Her taraf donatılmış, oklar atılmış, türküler, ilâhiler söylenmiş, gaazîler, mücâhidler türlü eğlencelerle zevketmişler,nihâyet sıra zafer hediyelerinin ve bahşişlerin dağıtılmasına gelmiştir ki,hediye alan bu yüz yetmiş bin kişiyi Ahmed Muhtar Paşa şöyle tasnîf eder: ‘’Tabibler,cerrahlar,kehhaller,kırıcılar ve
emsâline;şerîfler,âlimler,sâlihler,şeyhler,mollalar,kadılar,imamlar,hatiplerden başka serdengeçti gaazîlere,karadan gemi çeken azeplere,yeniçerilere,sipâhilere,beylere,topçu,cebeci,lâğımcı ve eşkinci tâifesine,at kullarına,orduculara olmak üzre(4)’’ gayet mebzul mal,ev ve arâzi dağıtılmıştır(5).

Hediye, atiye ve bahşişlerin dağılması tamâm olduktan sonra ‘’Fâtih’im mürşid-i mükerremi kibâr-ı evliyâ-ullahtan Ak Şemseddîn-i Velî Hazretleri ayağa kalkarak, bütün askerlere ve hazır bulunanlara, Ey gaazîler, bilin, âgâh olun ki cümleniz hakkında âhır zaman peygamberi ol sunucu-i kâinât, ‘’Ne güzel askerdir onlar’’ buyurmuştur. İnşallah cümlemiz mağfûruz. Fakat gazâ malını isrâf etmeyip İstanbul içinde hayır ve hasenâta sarf ve Pâdişâh’ımıza itâat ve muhabbet ediniz! demiş ve bu sözlerden sonra Pâdişâh’ın başına iki çatal ablak sorgucu takmış ve: Pâdişâhım, bütün Âl-i Osmânın âb-ı rûyu oldun. Hemen mücâhid-i fî sebîl-illâh ol! diyerek gülbank-i Muhammedî çekmiştir(6).’’

 

İki çatal sorguç ile Şark ve Garb’a, aynı zamanda madde ve mânâya işâret etmiş olduğu anlaşılan mürşid, her fırsatta teyîd ettiği ‘’fî-sebîlillâh mücâhid’’ olmak fikrini, böyle bir zevk ve sürûr ânında bile tekrâr etmesi, prensiplerinin aslî kıymetlerle ne derece aynîleşmiş olduğunu da gösterir.

 

Fethin diğer mühim hâdisesi, Ayasofya’da ilk Cuma namazıdır. Mîmarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak Salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde Cumaya kadar lüzumlu değişikliği yaptıktan sonra, Pâdişah, emîrleri, mücâhidleri, gaazîleri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mâbedin içinde ilâhî bir gulgule yükseldi, hâfızlar okumaya, müezzinler salâlara, ezanlara başlamışlardı. Cemaat bir ağızdan tekbîr alıyor ve kubbet,aksisadâlarla uğulduyordu. Nice dem bu ilâhî sesler sürüp gittikten sonra, müezzinler: ‘’İnn-Allâhe ve melâiketihî âyetini yanık seslerle okumaya başlayınca, Ak Şemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Hân-ı Sânî Hazretleri’nin koltuğuna girip hürmetle kendisini minbere çıkardı. Etrâfa hidâyet nûru saçan seyf-i Muhammedî, elinde parıl parıl parlıyordu. Hazret-i Fâtih minberde yüksek ve heybetli bir sesle Elhamdülillâh, elhamdülillâh diye hutbe okumaya başlayıp, nîmet ve ihsanların hakîkî sâhibi Cenâb-ı Hakka yönelerek şükür ve hamdeylediği zamanda idi ki, câmide mevcud bütün gaazîler, İslâm mücâhidleri bir acâib ferahlık, neş’e ve şâdümânî ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.
Hazret-i Fâtih, bir hatîb üslûb ve edâsı üzre hutbeyi okuyup bitirdikten sonra minberden inerek Ak Şemseddin Hazretleri’ni imâmete geçirip, Cuma namazını ol vaktin îcâbâtına göre İslâm mücâhidleri safları önünde îfâ eyledi(7).’’

 

———————-
(*)Sâmiha AYVERDİ, Edebî ve Mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih, s.121-124.
(1)Hammer tercümesi, cild 3,s.7.
(2)Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantiniye isimli eserinin 259. sahifedeki bir notta bu sözün Konya’da Alâeddîn-i Selçûkî’nin câmi içindeki husûsî kütüphânede yazma bir kitapta bulunduğunu söyler.
(3)Ahmed Muhtar Paşa, El-asâkirü’l-Mecîdiyye fil-Menâkıbü’l-Hâlidiyye isimli eserde, Ak Şemseddin’in çadırının Ok Meydanı’nda olması dolayısıyla, (Çadır Gecesi) başlıklı yazımızda temas ettiğimiz mürşid-mürîd alış verişini, adı geçen kitabın Musâfaha gecesi olarak almakta bulunduğunu ve Ak Şemseddin’in karargâhı Ok Meydanı’nda olduğu için,Pâdişâhın da zafer tes’îd eden geçit resmi ile ziyâfetin orada tertiplenmesini münâsip gördüğünü beyân etmektedir.
(4)Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantiniye,s.268.
(5)Mehmed Ziya, İstanbul ve Boğaziçi, kitab 1,s.23-4.
(6)Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantiniye,s.268.
(7)Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantiniye, s.273.

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikHikmetler 18
Sonraki İçerikHayırlı Kandiller

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...