Filozof Hoca

0
238

(Aşağıya aldığımız makale,1952 yılında Resimli Târih Mecmuası’nda –Cilt:3,Sayı 27—merhum Server İSKİT imzâsıyla yayınlanmıştır. Hoca’mız hakkında belge niteliği taşıdığı düşüncesiyle, bu yazıyı sâdeleştirerek, sizlerle paylaşıyoruz.)
Halkın bağrından yetişip halk içinde haşır neşir olarak,yalnız kendine değil;karısı,çocuğu ve eşeğine bile dünyâ çapında bir ün kazandıran…Ve sekiz asırdan beri işimizde ve özel hayâtımızda dâima hazır bulunan büyük ve zarif halk filozofu Nasreddin Hoca,öz be öz Türk’tür.
O’nun hâl tercümesi; kendisine yakıştırılan veyâ gerçek şahısları değiştirilen bâzı fıkraları sebebiyle her ne kadar Hoca’nın meraklılarını tereddüde düşürmüşse de; en doğrusu, Bursalı Tâhir merhumun yerinde ve Hoca’nın el yazısıyla yazılmış ‘’vakıfnâmeleri’’ üzerinde yaptığı ciddî araştırma ve incelemelerle aydınlanmış ve kesinleşmiş bulunmaktadır.
Tâhir Bey’in,Profesör Fuat Köprülü’ye verdiği bu araştırma ve inceleme belgelerine göre;Hoca Nasreddin merhum,o dönemin yönetim şekline uygun olarak,Akşehir’in Sivrihisar kazâsına bağlı Hortu Köyü’nde doğmuştur.Babası,bu köyün imamı Abdullah adlı zâttır.İlk tahsilini köyünde yapmıştır.
Babasının vefâtı üzerine imamlığı babasının mollası Mehmed’e bırakarak, Akşehir’e göçmüş ve o devrin ünlü hocaları Seyyid Mehmed Hayrânî ve Seyyid Hacı İbrâhim’den ders almıştır.
Eski Sivrihisar Müftüsü’nün ifâdesine göre, Milâdî 1208’e rastlayan; Hicrî 605 yılında doğmuştur. Mezar taşında yazılı ve ters okunan vefat târihi 683 olup, bu da 1284 senesine karşılıktır. Bu durumda, Hoca merhum yetmiş altı yıl yaşamış ve Akşehir’de vefât ederek, oraya gömülmüştür. Bu târihler de sayın Bursalı Tâhir Bey’in tesbitlerine uygun düşmektedir.
Hoca, taş basması eski hikâye kitaplarına ve fıkralarına göre; Konya medreselerinde de okumuş, Sivrihisar’da ve Akşehir’de öğrenim görmüştür. İmamlık, hatiplik yaptığı, vaazlar verdiği, devlet işlerinde fikrine ve görüşlerine başvurulduğu da anlaşılmaktadır.
Hoca’nın, Hanefî fıkhının en özlü kitabı olan Kudûrî’yi okuttuğu ve Konya, Ankara ve Bursa taraflarında seyahat ettiği de görülmektedir.
Hoca Nasreddin’in, Yıldırım Bayezit’le Timürlenk devrinde yaşadığı hakkındaki bilgiler, O’nun yukarıda sunulan hâl tercümesine bakılırsa, yanlıştır. O,Anadolu Selçuklularındandır. Mezar taşındaki târihine dikkat edilirse; Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan on beş sene evvel vefât ettiği görülür. Buna göre, Timurlenk’le olan fıkralarının ya zamânın gerçek kişileriyle Hoca arasında cereyân eden mâceralara âit olduğu, yâhut da uydurma olduğunu kabûl etmek lâzımdır.
İbrâhim Alâettin Gövsa,’’Meşhur Adamlar Ansiklopedisi’’nde, Timur’la arasında geçtiği rivâyet edilen lâtîfelerin, Hoca Nasreddin’e değil, Şâir Kütahyalı Ahmedî’ye âit olduğunu yazar.
Şu hâle göre, eski târihli yazma ve basma hikâyelerinde kayıtlı olup, hepsinde de tekrâr edilen yüz yirmi fıkrasının tamâmen kendisine âit olmadığını, son zamanlarda ve hâlâ daha Hoca’ya atfedilerek ilâve edilenlerin de Nasreddin Hoca’nın malı olmadığını kabûl etmek lâzımdır.
Bu yanlışlıkları, asırlardan beri yüzlerce defâ basılıp, bilgili – bilgisiz ellerde tahrîf edilen milyonlarca nüshanın, satış gayesiyle şişirilmiş olduğu sebebine bağlamak gerekiyor.
***
Nasreddin Hoca, yalnız adı bile söylenir söylenmez dudaklarda hemen tebessüm çizgileri belirerek; ardından hikmetli, mânâlı, fakat çok hoş ve güldürücü nükteler bekleten bir Türk’tür.
O;karısı,kızı,oğlu ve eşeğinden ibâret şahsî çevresi,sevdiği ve sevdirdiği öğrencisi,mahallelisi,köylüsü ve kasabalısından meydana gelen , Akşehir ve Sivrihisar’la köyünden ibâret üçgen içindeki özel dünyâsıyla haşır neşirdir.
Hoca, bu dünyânın filozofu, babası, bilgini, canı ve ciğeridir. İçinden yetiştiği halkın, o gün bugün hâlâ içindedir.
Eski yayıncıların maddî menfaati uğruna değiştirilen veyâ O’na âitmiş gibi gösterilen bâzı ‘’yabancı’’ fıkraların tersine O;nezih, dürüst, zarif ve nüktedandır. Hırsızlık, dalkavukluk, ahlâk düşkünlüğü gibi kötü huylardan uzak bir ahlâka sâhiptir. Saydığımız konulardaki veyâ müstehcen sayılacak nükteler, O’nun değildir,yakıştırma ve uydurmadır.Dikkatli,anlayışlı bir zekâ sâhibi O’na âit olanları bulmakta aslâ zorluk çekmez;O’nunkiler,gerçek bir halk adamı rûhu taşıyan ince ve hikmetli olanlardır. Kendi tarlasında ve rahlesinde kolları ve beyniyle ekmeğini kazanan bu tok gönüllü, kanaatkâr ve zekî insandan, başka türlüsü beklenemez.
Hoca’nın bâzı hikâyelerinde fazla saflık kokusu varsa, o,O’nun bilgisizliğinden veyâ budalalığından değil; tam tersine olarak, O’nun halka bir şey öğretmek, nükte yapmak arzusundan veyâhut da muzipliğindendir. Bâzı nüktelerinde öyle ince istihzâlar –alaycılık- vardır ki, gerek bunların ve gerekse öncekilerin meydana gelişlerindeki maksat hemen apaçıktır. Ve bunların halk esprisi şeklinde ifâdesi ise, onun kıymetini en üst seviyeye çıkarmaktadır.
Hoca, Türklerin kalbinde sekiz asırdır yaşıyor ve birkaç asırdan beri de öteki milletlerin hayâtına girmesini bilmiştir. O,sevgi iklimine hâkim tek insandır. Eşsizdir; bir benzeri ne gelmiş, ne de gelecektir. Ciddî veyâ neş’eli her toplulukta hâzır ve nâzırdır;dâimâ da öyle olacaktır.Çünkü O’nun nüktesi,halkın nüktesidir.
Eski taş basmalarında okuduğum efsânemsi bir fıkra vardır; bu fıkraya göre Nasreddin Hoca henüz pek genç ve öğrenci iken, arkadaşları, hocaları olan zâtın kuzusunu kesip yemişler ve Nasreddin Hoca da bu işe gülmesiyle katılmış. Öğretmenleri işin farkına varınca suçluları araştırmaya başlamış; falan kesti, falan yüzdü demişler. Nasreddin’i sormuş; o da bu işe yalnızca güldü, cevâbını vermişler. Bunun üzerine öğretmenleri bedduâ edip: kesen kesilsin, yüzen yüzülsün, demiş ve Nasreddin için de: dünyâ durdukça ona da gülsünler, demiş. Güyâ, dedikleri olmuş. Bu, bir halk efsânesidir. Fakat, şu var ki, hocalarının son duâsı kabûl edilmemiştir; çünkü, Nasreddin Hoca hiçbir zaman gülünç bir şahsiyet olmamış; bilâkis O,bir filozof kavrayışı ile dünyâ işlerine ve topyekûn dünyâya gülmüştür
***
Hoca’nın meşhur fıkralarından birkaçı:
*Hoca’nın buzağısı, bir gün sağa sola koşmaya ve Hoca da arkasından kovaladıkça, kaçmaya başlamış.
Hoca, pek kızmış ve eline bir sopa alıp, ahırdaki öküzünü dövmüş.
Kendisine, öküzü neden dövdüğünü, suçunun ne olduğunu soranlara:
‘’—Siz anlamazsınız, demiş; asıl suç ondadır. Çünkü, o öğretmese, dünkü buzağı bu oyunları ne bilir?’’

*Hoca bir gün karısına kızarak, kilerdeki küpün arkasına gidip, yatar.
Kızı, bir şey almaya gelip de babasını orada görünce, sorar:
‘’—Babacığım, burada neylersin?’’
Hoca, üzgün üzgün cevap verir:
‘’—Ananın elinden, artık şu gurbet ellerde olsam gerek kızım!’’

*Bir gün, Hoca’nın oğluna bir patlıcan gösterip:
‘’—Bu nedir?’’
Diye sorarlar, o da:
‘’—Gözü açılmamış sığırcık yavrusudur.’’
Der.
Bunu, gülerek Hoca’ya anlattıkları zaman, Hoca:
‘’—Bakın, der; bu, bizim oğlanın kendi irfânıdır, yoksa vallâhi ben öğretmedim.’’

*Hoca, bir gün hafiften rahatsızlanır. Komşu kadınlar ziyâretine gelip, hatır sorarlar ve takılırlar:
‘’—Hoca Efendi, geçmiş olsun; inşallah geçer. Fakat, olur ya, vefât edersen senin arkandan ne diye ağlayalım?’’
Hoca, cevap verir:
‘’—Kadınların sohbetine hiç doyamazdı deyip, ağlayın!’’

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.