Folklorcu Gözüyle Nasrettin Hoca -Eflâtun Cem Güney

0
298

Merhum Eflâtun Cem Güney, Nasreddin Hoca’yı incelerken, O’na bir de folklorcu gözüyle bakarak, diyor ki:(Halk, sevdiği, benimsediği insanları kendinden kattığı şeylerle o kadar efsâneleştirir, o kadar kutsallaştırır ki zamanla gerçek çehresi silinir, gider. Şüphesiz, Nasreddin Hoca da eti, kemiği olan gerçek bir insandır. Fakat Hoca’nın şakalarında kendi rûhunu bulan halkın,O’na verdiği öyle bir anlam,öyle bir sima var ki,hikâye deyip geçemeyiz.Halkın inanışlarına dayanan bu hikâyeler,bir bakıma târihî
gerçekten daha kuvvetlidir.Biz,bir folklorcu rûhuyla,hâlâ sürüp giden bu söylentileri çizgileştirmeyi de zevksiz ve faydasız bulmuyoruz.

I.
Hoca, anasından doğarken, ağlayarak değil, gülerek doğmuş; hem de
ağzı, yüzü değil, alnının ortası da gülüyormuş.

II.
Hoca, hayatta en çok kula kul olmaktan korkarmış; bundandır, ne eseye
minnet edermiş, ne de köseye! Dağa gider, odun eyler;  bağa iner, bel beller; daha da her işe koşulur, her yokuşa yorulur, ekmeğini taştan çıkarırmış…

III.

Akşehirliler, Kamber’siz düğün, Hoca’sız dernek olmaz, derlermiş; her dâvetin, her ziyâretin baş köşesi O’nunmuş. Çağrılsa da olur, çağrılmasa da gelip kurulurmuş. Bir iş ayağına dolaşır da gelemezse, yine postu boş dururmuş… Bir var ki, rahmetliyi söze boğdukları için

çok kere sofraya tok oturur, aç kalkarmış…

IV.

Hoca merhum, dünyâda üç şeyden hoşlanmazmış: kara kadı bir, kara gülmez iki, kara eşek üç…

V.
Hoca’nın karısı, ömrünün yarısı imiş; bu hâtuncuk bugün Akşehir’in Kozağaç köyünde yatıyormuş…

VI.
Hoca’nın eski türbesi, üstü açık, dört duvarı yok, geniş bir açıklıkmış. Öyle iken, develik hanı gibi bir kapısı, kapının da değirmentaşı gibi bir kilidi varmış.

VII.
Hoca’nın kendisi ne ise ne…türbesi de gülermiş,türbedârı da;kapısı da gülermiş,duvarı da.İlle o değirmentaşı gibi kilit,insanın suratına karşı öyle bir gülermiş,öyle bir gülermiş ki,de yiğitsen gülme…Er geç insanın başına ağlanacak bir hâl gelirmiş…

VIII.
Hoca’nın kara toprağı,”kuru ağrı” dedikleri göz hastalığı için de bire birmiş. Allah vermesin böylesi derdi ama, buna uğrayan olursa, Hoca’nın türbesine gelir, bir avuç toprağa üç avuç su katar, hamur yapar, çamur yapar; gözlerine sürermiş. Ve Allah’ın izniyle, üç güne
varmaz, bir şeycikleri kalmazmış. Hani o nîmet!

IX.
Bir gün Hoca, bir ağzı duâlı kulun rüyâsına girmiş:”Bu Cuma, Cuma namazı için Ulu camiye gitmeyin, kim var kim yoksa alın da türbeme gelin, türbeme!” demiş. Gerçekten de o gün,o saatte câminin bir tarafı yıkılmış;ama bütün Akşehir Hoca’nın türbesinde toplandığı için
ölümden kurtulmuş.

X.
Güler yüzlü adamlar, Hoca’nın tüyünden bir tüy, tatlı dilli adamlar da iki tüy taşırlarmış. Bundandır, analar çocuklarına:”Allah sana Hoca’nın tüyünden üç tüy ihsân etsin!” diye duâ ederlermiş…

XI.
Bizim Hoca’nın bir hocası, o hocanın da bir kınalı kuzusu varmış. Mollaları dersen karda gezip, izini belli etmez soyundanmış. Hepsi de tilki mi tilki; çoğunun kurtdan bir kulağı eksikmiş.Bir gün allem etmiş,kalem etmiş,kuzucuğun kanına girmişler.Hocaları bunları sıra
dayağına çekip bu işde kimin parmağı olduğunu sorup soruşturmaya başlamış.Biri,”Ben kulağından tutup getirdim!” demiş.

Öbürü,”Ben de yatırıp ayaklarını bağladım!” demiş.Öteki,”Ben de Bismillâh deyip kestim kuzucuğu!” demiş. Beriki,”Ben yüzüm yüzüm derisini yüzdüm.” Demiş. Hâsılı, kim ne yaptıysa bülbül gibi söylemiş ve lâkin hocanın yüreğinin başı öyle bir yanmış,öyle bir yanmış ki,”dilerim Allah’tan,kim ne yaptıysa,yaptığına uğrasın…Sen gözden,kulaktan olasın…Sen elden ayaktan düşesin…Senin boynun cellât satırına gelsin…Senin de derin yüzüm yüzüm yüzülsün…” diye bedduâ ettikten geri dönüp:

”Bre Molla, sen ne halt ettin?” diye sormuş. Molla Nasreddin de:
”Ben de başuçlarında durup bunların hâline güldüm!” deyince, hocası:
”Öyle ise, kıyâmete kadar senin de hâline gülsünler!” demiş. Her duâ yerini bulmaz ama, yerin, göğün kapılarının açık olduğu bir zamana rastlamış olacak ki, bu duâ yerini bulmuş…)