Folklorcu Gözüyle Nasrettin Hoca

0
190
Merhum Eflâtun Cem Güney, Nasreddin Hoca’yı incelerken, O’na bir de
folklorcu gözüyle bakarak, diyor ki:(Halk, sevdiği, benimsediği insanları kendinden kattığı şeylerle o
kadar efsâneleştirir, o kadar kutsallaştırır ki zamanla gerçek çehresi
silinir, gider. Şüphesiz, Nasreddin Hoca da eti, kemiği olan gerçek bir
insandır. Fakat Hoca’nın şakalarında kendi rûhunu bulan halkın,O’na
verdiği öyle bir anlam,öyle bir sima var ki,hikâye deyip
geçemeyiz.Halkın inanışlarına dayanan bu hikâyeler,bir bakıma târihî
gerçekten daha kuvvetlidir.Biz,bir folklorcu rûhuyla,hâlâ sürüp giden
bu söylentileri çizgileştirmeyi de zevksiz ve faydasız bulmuyoruz.I.
Hoca, anasından doğarken, ağlayarak değil, gülerek doğmuş; hem de
ağzı, yüzü değil, alnının ortası da gülüyormuş.

II.
Hoca, hayatta en çok kula kul olmaktan korkarmış; bundandır, ne eseye
minnet edermiş, ne de köseye! Dağa gider, odun eyler;

bağa iner, bel beller; daha da her işe koşulur, her yokuşa yorulur, ekmeğini taştan
çıkarırmış…III.
Akşehirliler, Kamber’siz düğün, Hoca’sız dernek olmaz, derlermiş; her
dâvetin, her ziyâretin baş köşesi O’nunmuş. Çağrılsa da olur,
çağrılmasa da gelip kurulurmuş. Bir iş ayağına dolaşır da gelemezse,
yine postu boş dururmuş… Bir var ki, rahmetliyi söze boğdukları için
çok kere sofraya tok oturur, aç kalkarmış…IV.
Hoca merhum, dünyâda üç şeyden hoşlanmazmış: kara kadı bir, kara
gülmez iki, kara eşek üç…

V.
Hoca’nın karısı, ömrünün yarısı imiş; bu hâtuncuk bugün Akşehir’in
Kozağaç köyünde yatıyormuş…

VI.
Hoca’nın eski türbesi, üstü açık, dört duvarı yok, geniş bir
açıklıkmış. Öyle iken, develik hanı gibi bir kapısı, kapının da
değirmentaşı gibi bir kilidi varmış.

VII.
Hoca’nın kendisi ne ise ne…türbesi de gülermiş,türbedârı da;kapısı da
gülermiş,duvarı da.İlle o değirmentaşı gibi kilit,insanın suratına
karşı öyle bir gülermiş,öyle bir gülermiş ki,de yiğitsen gülme…Er geç
insanın başına ağlanacak bir hâl gelirmiş…

VIII.
Hoca’nın kara toprağı,”kuru ağrı” dedikleri göz hastalığı için de
bire birmiş. Allah vermesin böylesi derdi ama, buna uğrayan olursa,
Hoca’nın türbesine gelir, bir avuç toprağa üç avuç su katar, hamur
yapar, çamur yapar; gözlerine sürermiş. Ve Allah’ın izniyle, üç güne
varmaz, bir şeycikleri kalmazmış. Hani o nîmet!

IX.
Bir gün Hoca, bir ağzı duâlı kulun rüyâsına girmiş:”Bu Cuma, Cuma
namazı için Ulu camiye gitmeyin, kim var kim yoksa alın da türbeme
gelin, türbeme!” demiş. Gerçekten de o gün,o saatte câminin bir
tarafı yıkılmış;ama bütün Akşehir Hoca’nın türbesinde toplandığı için
ölümden kurtulmuş.

X.
Güler yüzlü adamlar, Hoca’nın tüyünden bir tüy, tatlı dilli adamlar da
iki tüy taşırlarmış. Bundandır, analar çocuklarına:”Allah sana
Hoca’nın tüyünden üç tüy ihsân etsin!” diye duâ ederlermiş…

XI.
Bizim Hoca’nın bir hocası, o hocanın da bir kınalı kuzusu varmış.
Mollaları dersen karda gezip, izini belli etmez soyundanmış. Hepsi de
tilki mi tilki; çoğunun kurtdan bir kulağı eksikmiş.Bir gün allem
etmiş,kalem etmiş,kuzucuğun kanına girmişler.Hocaları bunları sıra
dayağına çekip bu işde kimin parmağı olduğunu sorup soruşturmaya
başlamış.Biri,”Ben kulağından tutup getirdim!” demiş.Öbürü,”Ben de
yatırıp ayaklarını bağladım!” demiş.Öteki,”Ben de Bismillâh deyip
kestim kuzucuğu!” demiş.
Beriki,”Ben yüzüm yüzüm derisini yüzdüm.” Demiş. Hâsılı, kim ne
yaptıysa bülbül gibi söylemiş ve lâkin hocanın yüreğinin başı öyle
bir yanmış,öyle bir yanmış ki,”dilerim Allah’tan,kim ne
yaptıysa,yaptığına uğrasın…Sen gözden,kulaktan olasın…Sen elden
ayaktan düşesin…Senin boynun cellât satırına gelsin…Senin de derin
yüzüm yüzüm yüzülsün…” diye bedduâ ettikten geri dönüp:
”Bre Molla, sen ne halt ettin?” diye sormuş. Molla Nasreddin de:
”Ben de başuçlarında durup bunların hâline güldüm!” deyince, hocası:
”Öyle ise, kıyâmete kadar senin de hâline gülsünler!” demiş. Her duâ
yerini bulmaz ama, yerin, göğün kapılarının açık olduğu bir zamana
rastlamış olacak ki, bu duâ yerini bulmuş…)

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.