Gönül Büyüsü

0
231
Kubbealtı Lugatı

18.

Muhammed İkbâl’e tekrar sordum:

—Sizin için, kendisiyle söyleşen adam diyorlar.

‘’—Meleklere, bu toprak adam olan benden, şu haberi götürünüz; kendine bakıp benliğini gören bu bir avuç topraktan sakınsınlar.

Kendinden habersiz olan, benim türkülerimin nerelerden aksettiğini ne bilir? Onun cihânı başka, benim cihânım başka!

Kalk, insanlık binâsını kendi toprağınla tâmir et. Çabuk ol, ancak bir kıvılcımın tebessümü kadar zamânın vardır.

Eğer ihtiraslı değilsen, sana ince, mânâlı bir söz söyliyeyim:Netîcesiz feryatlar,aşkı daha fazla olgunlaştırır.

Bir bakış,bir gizli gülümseme,bir damla parlak gözyaşı..Sevgiye inandırmak için başka bir yemine lüzum yoktur.’’

—Hayâtınız gazel yazmakla geçmiş diyorlar?

‘’—Gazel yazıyorum, sevgiliden söz ediyorum. Bu bahâne ile, bu bezmde bir mahrem kişi arıyorum.

Sırların yalnızca konuşulduğu yerde, söz dahî hakîkati örten bir perde olur. Orada, gönül sözünü bakış diliyle söylerim.

Aşk bakışını, gözyaşı ırmağı ile yıkıyorum. Onu, O’na bakabilmek için temizliyorum.

O’nunla benim aramda, yalnız bakış râbıtası vardır. O’ndan son derece uzak olduğum hâlde, dâimâ O’nunlayım.

Aşk metâ’ına, akıl pek o kadar değer vermez. Bana gelince, ben, ciğerler eriten bir âhı,Cemşit’in tahtı ile değişmem!’’

—Buna, naz makamı mı diyorlar?

‘’—Bir fakîr, bîniyâz olduğu için, baştan başa nazdır. Baştan başa fakrın huzûr ve saâdetine mazhardır. Böyle istiğnâ âleminde bir dilenciden, Pâdişah tir tir titrer!

Benim makamımı ne soruyorsun?

Ben, gönül büyüsüne tutulmuşum.

Ne inişim iniştir, ne yokuşum yokuş!

Akıl yolunu bırak, onunla ancak, yalvaran bir gönüle ve afîf bir nazara vâsıl olmak mümkündür.

Kiliseye doğru secde ede ede gidiyorum. Alnım, yol boyunca yerlere gönül tarhları seriyor. Benim niyâzım, iki rek’at namaza sığmaz!

Ben, puthâne kırmış adamım, sûrete tapmam. Her kaydı kırıp parçalayan, köpürmüş bir sel’im ben!

Kilisede Tanrı’ya yalvarırım, namazı Kâbe’de kılarım. Belimde zünnâr vardır, elimde tesbih!’’

Yorum yapabilirsiniz...