Gül ve Çocuk

0
42

Zekî bakışlı, ele avuca sığmaz bir çocuk sabah erkenden bahçeye çıktı.

Doğruca güllerin yanına varıp, sırtını erik ağacına dayayarak oturdu.

Kaç zamandır zihnini kurcalayan bir sualin cevâbını, işte nihâyet alacaktı.

Karnı acıksa bile, arılar ve sinekler bıktırıcı bir inatla kendisini rahatsız etse bile hiç kimse onu buradan kaldıramıyacaktı. Çünkü, minicik zihnindeki kocaman soru işâreti, şuydu:

–‘’ Bu fidandan, şu çiçek nasıl çıkıyor? Tomurcuk, dalların neresinde nasıl saklanıyor ki; bir el, önce onu ortaya salıyor… Sonra gene görünmez bir kuvvet aynı tomurcuğun açılıp saçılmasına yetiyor. Hiç olmazsa bu son sahneyi gözlerimle görmeliyim.’’

Çocuk, bütün dikkatini avına çevirmiş bir kedi gibi, gözleri gülfidanında, saatlerce bekledi. Ne kızgın güneşine zaman zaman bir borçlunun tepesine dikilmiş insafsız alacaklı gibi vahşîleşen sinekler onu bu ilgi ve dikkatten geri durdurabildi.

Heyhat ki çocuk yenilmişti. Bunca zaman beklemesine rağmen görmek istediğini göremeden, tomurcuk, gene açılıp saçılmış… Gene açılıp saçılmıştı.

Çocuk, aynı sabrı günler ve aylarca tekrarlasa da bu büyük sualin cevâbını alamıyacağını sonunda anlamış, yorulmuştu.

Yıllar yılları kovaladı, o çocuğu çiçeklerin arasında çok gördüm. Fakat bu alâka, eskisine hiç benzemiyordu; ya onları sulamayı yâhut da bakımını yapmayı tercîh ediyordu.

Nihâyet bir gün, o eskimiş ahşap bahçe evinden sesini duydum. Ağlıyor ve soruyordu:

–‘’Sen, bahçıvan mısın? Sen, kuyucu musun yoksa cerrah mısın? Ne elin var ne kolun, hem elin var hem kolun. Gönlüme tohumu ne zaman ektin? Sonra elsiz elinle orayı kazdın; bir hünerli cerrah gibi -hayır- elinle koymuş gibi o Yusuf’u o kuyudan çıkardın. Ne vakit ve nasıl gönlüme girdiğini fark etmedim ki; neyi nasıl yaptığından haberim olsun. Bildim ve inandım artık; senmişsin, senmişsin! Tohumdan dâneye, fidandan meyveye kadar içte olanları dışa çıkaran, senmişsin!’’

Kim bilir daha neler söyleyecekti. Fakat delikanlının sözlerini kesen, bir genç kız oldu:

–‘’Ben bunların hiçbirinden haberdar değilim. Ben sâdece seni seviyor, başkaca bir şey bilmiyorum. İnan bana!’’

Delikanlının ses tonu, birden bire değişiverdi:

–‘’Biliyorum. Ben de zâten bunca sözü senin aşkına söylüyordum, sana değil!’’

PAYLAŞ
Önceki İçerikAlametler
Sonraki İçerikİnsan ol!

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...