Gülen Adam

0
51

(Yedi asırdır yedi dünyâya gülen adam!
O’na her yerde bir beşik, her yerde bir mezar gösteriliyor ama, doğrusunu Allah bilir. Bizim bir bildiğimiz varsa, bugün de bir kolu maşrıkta –Doğu’da-,bir kolu mağrıpta –Batı’da- ve rûhu ebedîlikte bir yaştadır.
Dünyâ durdukça duracak O!
Hoca’yı bu ölmezliğe eriştiren güler yüzü, tatlı dilidir. Güler yüz gönlün aynası, tatlı dil de o yaylanın baharıdır. Zâten adam dediğin ya yüzünden belli olur, ya sözünden. Kara gülmez dediklerimiz kara bulut yüzlü,acı soğan sözlüdür.Oysa ki güleç insanların yüzlerinden nur mu dedin,nur akar;dillerinden bal mı dedin,bal akar.Hele Hoca’nın sâde yüzü değil,alnının ortası bile gülüyor.İlle dili,ille dili!Kaymak çalıyor bal üstüne.Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var,O’nun da huyu bu,dobra dobra konuşmak.
Bir lâf dilinin ucuna geldi mi, öyle vezir vüzerâ gibi ‘’yut gitsin’’ etmiyor. Ama,’’Parmağım gözüne, kör kadı!’’ hesâbı da değil; şöyle yarlı yakışıklı; tam dengine getirerek taşı gediğine yerleştiriyor; gayrı O’nun sözüne sohbetine doyulur mu? Herkesi, ağzına baktırıyor. Bundandır Hoca; her başın tâcı, her gönlün ilâcıdır. Her meclisin gülü, her sohbetin bülbülüdür. O’nsuz, ne düğünün tadı, ne bayramın adı olur. Hele söze bunaldığımız zamanlarda Hızır gibi gelir yetişir.
Bir var ki, Hoca yetmiş iki milletin diline çevrildiği hâlde Türkçe’mizde yazılamamıştır. Bu kıssaların, ya nazma çekilerek ağızları yüzleri eğilmiş, ya da yamalı dile dökülerek tadı, tuzu kaybolmuştur. Oysa ki bunlar millî mirasımızdır bizim.
Ağızdan ağza bir gelenek hâlinde sürüp gelen bu bergüzarları, har vurup harman savuranlardan kurtarmalı, efsânelerimiz, masallarımız, halk hikâyelerimiz gibi halk kıssalarımızı da halk ağzı ve zevkiyle işleyerek çocuk ve halk eğitimine yarar nüshalarını meydana getirmeliyiz.
Biz, boynumuza düşeni yapıyor, rahmetli oğlumun başladığı bu işi bitirmeye çalışıyoruz. Bunlar şerbetli fıkracıların ballandıra ballandıra anlattıkları kadar olmasa da, az çok bir ağız tadıyla okunabilirse,’’halk eğitimi’’ vazîfemizi de yapmış olmanın zevkini duyacağız.)
-Eflâtun Cem GÜNEY-
(VARLIK YAYINLARI a.ş.1995)-MİLLİYET Gazetesi’nin parasız ilâvesi)

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikUmre Notları
Sonraki İçerikMektup

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...