Halk-ı Cedid

‘’Ölmek, dirilmek, eskimek, yenilenmek kıyâmetin bir türlüsüdür. Onun için gözleri gönüllerine açık olanlar, ’halk-ı cedîd’i her an görür ve yaratılış âleminin her lâhza bir başka libâsa bürünüp bir gûnâ boy gösterişini seyrederler.

Tabiat ve beşeriyet kayıtlarının kulluğundan yakasını kurtarmış olanlar için bu budur. Amma nazarları dış âlemin çalılıklarına takılıp kalmış olanlara göre elbette ki ‘halk-ı cedîd’ diye bir şey yoktur.

Biz, ferd olarak da cemiyet olarak da, çocuklar gibi dış âlemin büyüsüne çokça tutulur olduk, amma dönelim… Kendimize, kendimizde mahfuz olan hayat ve bekâ iksîrine yeni baştan dudak değdirelim. Tâ ki yokluğun bağrından varlık baş kaldırsın ve gebe olan zaman, hâmil olduğu ‘halk-ı cedîd’i bir kere daha doğurup beşiğinde de sallasın…

Biz, bir târih, bir an’ane, bir görüş, bir nizam, bir üslûp, bir medeniyet kaybettik. Amma dirilişe inanıyoruz. ‘Halk-ı cedîd’ nüktesi ayân olacak ve ademin bağrında yeni bir hayat, yeni bir çehre ile baş kaldıracaktır. Böylece de, dermansız bir ihtiyar gibi yorgun düşmüş zaman, ezelden ebede kim bilir kaçıncı seferini yapacak, kaçıncı gidiş gelişin ayak seslerini duyuracaktır?’’

———————————————————–

(*)Sâmiha AYVERDİ-(Boğaziçi’nde Târih,Sayfa40-41).



Henüz Yorum Yapılmamış.

Bir Yorum Yapın