Hastaya Bakın

1
49

Dünyâda, solup sararmış, canı çekilip dermansız kalmış bir hasta mevcut: Güzellik.

Evet, bugün güzellik hasta düşmüş bulunuyor. Ne ki, onun terk edip bıraktığı taht boş kalmadı. Zîra çirkinlik, bu saltanat koltuğuna gelip yerleşerek, güzellikten arta kalan yeri doldurmaya başladı.

O hastaya kim, nasıl şifâ bulur, ona kim devâ olabilir sorusuna verilecek cevap hayli güç. Belki de muhâl(1). Zîra sevginin araya girip müdâhale etmediği hiçbir illetin sağlığına kavuşması düşünülemeyeceğine ve dünyânın böylesine sevgiden yoksun olduğu bir devir yaşanmadığına göre, güzelliği, hiç değilse kaçtığı ya da saklandığı köşelerden bulup çıkarmadan bu çilenin sona ermesi elbette düşünülemez.

*

İşte güzelliği tahtından indirip yerine oturan çirkinlik, san’at dünyâsının hemen her köşesinde söz sâhibi değil midir? Mîmâriye musallat olan, târihî ve millî âbidelerin yerine, yabancı huylu çizgilerle geçip oturan gene o değil midir?

Selçuklu ve Osmanlı eserlerini köhnelikle iftirâ kurşununa tutanlar, iklîmin ve coğrafyanın izni alınarak inşâ edilmiş o güzellikleri nasıl hesapsız ve düşüncesiz bir hücum ile yıkıp yerle bir etmektedirler. Bunlar hep, çirkinliğin savaş galibi olmasından ileri gelmekte değil midir?

Ya kadîm Türk mûsıkîsi, şimdi nerelerde revaç bulmaktadır? Batının avâmî sesleri olan ve mûsıkînin veled-i gayrı meşrûsu(2) denecek olan o çatlak, kavgacı haykırışlar ne çâre ki Merâgî’lerin,Hâfız Post’ların,Dede Efendi’lerin,Itrî’lerin asil nağmelerinin yerlerini aldıktan başka,neo-klasik denebilecek Hacı Ârif Bey’leri,hattâ Şevki Bey’leri ve Lem’î Atlı’ları dahî silip süpürmekte bulunuyor.

Ya şiire, resme ne demeli?

*

San’at denen ve onu hayâtın her bir köşesine taşıyan güzelliği bulmak, artık ne kadar güç,hattâ imkânsız.

Ama şu da bir başka gerçek ki, güzelliği yalnız Türk insanı kaybetmiş sayılamaz. Beşeriyetin müşterek çilesi, hastalığı ve illeti olarak, dünyâ, hemen her köşesinde, dalâletin(3) ve sevgi ölçüsünden mahrûmiyetin acısını çekmektedir. Öyle ki, bu savaştaki mağlûbiyeti, çirkinliğin lehine beşeriyetin imzâladığı ahitnâmeden(4) kaynaklanmakta bulunuyor.

*

Ancak, sırasında doğruları eğri görmek tuzağına düşen insanoğlunun imzâladığı hangi barış anlaşması vardır ki ebedî pâyidâr(5) olabilsin?

Beşeriyetin, çirkinliği esas alarak imzâlamış bulunduğu bu sözleşme, elbette ebedî olmayacaktır. Yeter ki biz sabırlı olup, hezîmetin(6) acısı ile şaşkınlıklara düşüp dalâletleri hakîkat zannetmeyelim.

———————————————-

(*)Sâmiha AYVERDİ, Paşa Hanım, Sayfa:107

———————————————-

(1)Muhâl: İmkânsız.

(2)Veled-i gayrı meşrû: Evlilik dışı dünyâya gelen çocuk.

(3)Dalâlet: Doğru yoldan ayrılma, sapıtma.

(4)Ahitnâme: Devletlerarasındaki bir anlaşmanın yazılı ve taraflarca imzâlanmış resmî kâğıt.

(5)Pâyidar: Kalıcı.

(6)Hazîmet: Yenilgi, bozgun.

PAYLAŞ
Önceki İçerikRamazan
Sonraki İçerikNightingale'ler

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...