Hatice Cenan Hanım

0
100

24 Şubat/4 Cemâziyelâhir,Hatîce Cenan Sultan’ın vefat yıldönümüdür.Kendilerini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

Kendilerini minnet ve rahmetle anıyoruz. ( DERTLİDOLAP)

Aramızda bizimle beraber gezip dolaşan çoğu muzun farkına bile varmadığımız, bir kısmımızın sürtünüp geçtiğimiz, fakat yaşamak için -bilerek, bilmeyerek- ihtiyaç duyduğumuz öyle insanlar vardır ki bunlar günlük hayat problemleri içinde yoğurulup kavrulan beşeriyetin tahakkuk ettirmeye uğraştığı ve erişmek için yola düzüldüğü gayenin öncüleri, numuneleridir. Doğum sancıları, ölüm acıları, düğün şenlikleri, zaferler, mağlubiyetler içinde toprakla, insanla, hayat ve ölüm ile yoğrula törpülene devam eden bu yürüyüşün içinde insan, fert olarak görüş aydınlığını kaybediyor ve kütle halinde geçirdiği değişmelerin, tekamülün şuuruna varamıyor. Fakat kütlenin bu devamlı tekamülü asırların bazı çıkış noktalarında, kabuğunu çatlatan bir tohum gibi kendini dışarı verince ya bir san’at eserinde -masal, destan, türkü gibi- yahut da bir büyük insanın şahsında ifadesini buluyor.

Nesilleri birbirine bağlayan bu misilsiz san’at eserleri, içinde doğduğu ve geliştiği halkın ifadesi oluyor. Aynı şekilde kütlenin kollektif şuur altında birikip kemâle ermiş olan ideali ve bağrında geliştirip olgunlaştırdığı kültür mirasım kendinde taşıyan “büyük adamlar” ki biz onlara bâzan şair diyoruz, bazen hakim diyoruz, bâzan peygamber, bâzan müncî… Onlar kütlenin tam bir temsilcisi olarak, haiz olduğu vasıflan da ihtiva ve temsil ederek karşımıza çıkıyorlar.

İsimleri ne olursa olsun, bilinen bir gerçek var ki kütlenin başardığı her şey evvela onların düşüncelerinde kök salıp şekil buluyor, oradan cemiyete intikal ediyor.

İşte Ken’an Rifâi gibi, onun annesi de bu isimsiz kahramanlardan biridir. O, insanlığın içinde bulunduğu meseleleri, maziden getirdiği mirası ve katetmesi icap eden yolu -belki de manevi bir ilham sayesinde vâzıh olarak görmüş olan bahtlılardan biriydi. Hatice Cenan Hanım’ın bütün bir hayat prensibini bir cümle ile hulâsa etmeye çalışırsak, görürüz ki onda insanlık ideali beşerin yüzünü güzele, doğruya, iyiye çevirmek üzere ifadesini bulmuştur. Ana dilini idrake başladığı ilk günlerden itibaren ise onun önüne -bu sefer söz halinde- aynı hayat felsefesi aynı âlem görüşü sunulmuştur. “İnsanları seveceksin, senin içinde tükenmez af, merhamet ve müsamaha hazineleri var. Onun için yalnız insanları değil, bütün mahlûkatı aynı yorulmaz hız ve aynı tükenmez iştiyakla seveceksin. Sende mevcut cevherleri cömertçe harcamalısın. İnsanları insanlara iştirak ederek, hatalarında ve sevaplarında onlarla bir olarak seveceksin. Doğumları ile çoğalıp ölümleri ile eksilecek kadar onlardan olacaksın. Senin bir insan olarak vazifen, insanların yüzünü müşterek, samimi bir gayeye bir ideale çevirmektir ve bunun birçok yolları vardır.

Fakat en kestirme, en güzel, en büyük yol aşk ve iman yoludur. Hudutsuz bir insanlık aşkı… Beşeriyetin tek selamet kapısı her zaman budur. İnsan kemale, beşerilikten ulûhiliğe, kısacası Allah’a ancak ve ancak bu yoldan ulaşır.”

Ken’an Rifaî’nin vücudu toprağına anası tarafından ekilen tohumun özü, zannediyoruz ki budur.

PAYLAŞ
Önceki İçerikVarlık İçinde Yokluk
Sonraki İçerikDeli Kahkaha Bilmez

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...