Hazret-i Hüdayi

0
223

[1542-1628]

•Aziz Mahmud Hüdayi 1542~ 1628 yılları arasında yaşadı. Koçhisar’ da doğdu, ilk tahsilini, çocukluğunu geçirdiği Sivrihisar’ da yaptı. ilim ve irfanını artırmak için İstanbul’ a gitti. Bir yandan medrese tahsilini yaparken, öte yandan bir Halveti şeyhinin sohbetlerine devam etti. Medreseden hocası olan Nasırzade Edirne, Şam ve Mısır’a resmi görevlerle gidince Hüdayi’yi de birlikte götürdü, oralarda kadılık yaptı. Böylece Osmanlı Devleti’ nin değişik bölgelerini tanıdı, bigi ve görgüsü de artmış oldu.

Mısır’ da iken Kerimüddin Halveti’ nin sohbetlerine katıldı ve ondan manevi eğitim gördü. iki üç yıl Mısır ve Şam’ da kaldıktan sonra Bursa’ya geldi. Bursa’ da müderrislik ve kadılık görevleri yapıyordu. Bir yandan da Üftade’ nin tasavvuf sohbetlerine devam etti. Kendisini ilginç bir mahkeme olayı sonunda tanımıştı. Bir gece rüyasında cennetlik zannettiklerinin cehennemde, cehennemlik zannettiklerinin de cennette olduklarını gördü. Bu durum kendisine çok tesir etti. Zihni alt üst oldu. Öğrenciliği sırasında ve sonraları tasavvuuf ve tarikatle ilgisi olmuştu, fakat bu defa durum daha ciddi idi.

Otuz altı yaşında olduğu halde Üftade’ye intisab etti. Üç yıl içinde tasavvuf eğitimini tamamladı. Bu eğitim çok çetin oldu. Mürşidine verdiği söz üzerine malını mülkünü dağıttı, resmi görevlerini bıraktı ve nefsini yani egosunu ayaklar altına alabilmek için çok sıkı bir riyazete girişti. Üftade’ nin emri ile sokaklarda ciğer sattı. Bütün bunlar, o zamana kadar elde ettiği maddı-manevı mevkilerden, ulaştığı şöhretten dolayı kapılabileceği olumsuzluklardan kendisini kurtarmak için gerekliydi. Böylece benlik, kibir, gurur gibi zararlı huylardan kurtuldu, ruhunu kuvvetlendirdi. Bu yolda kural açıktır:

Boşalmadan dolmak yoktur.

Sonunda kendisi de irşadla görevlendirildi. Sivrihisar’ a gitti. Üftade’nin ölümünden sonra bir müddet Rumeli’de dolaştı. İstanbul’ a geldi. Üsküdar’ a yerleşti. ilim ve irfanıyla kısa zamanda kendini kabul ettirdi ve Fatih Camii vaizliğine tayin edildi. Bir yer satın alarak tekkesini yaptırdı, sonra burası aynı zamanda cami oldu. Üsküdar’ daki bu tekkesi her zümreden insanla dolup taştı. Tesir ve nüfuzuyla devrindeki padişahların hürmetini kazandı. Onlara mektuplar yazdı. III. Murat, III.. Mehmet, I. Ahmet, II. Osman ve IV. Murat Hüdayi’ye saygı duyardı.

Menkıbeye göre Sultan I.Ahmed rüyasında Avusturya kralıyla güreş tutmuş ve yenilmişti. O zaman rüya tabirciliği yaygındı.. Padişahın rüyasını kimse hayra yoramamıştı, o yüz¬den hükümdar üzgündü. Adamlarından biri, olayı Hüdayi’ye sordu. O da şöyle yorumladı: Yeryüzü sağlam bir yerdir. Insanın sırtı da en güçlü ve sağlam tarafıdır. Güreşte padişahımızın sırtının yere gelmesi, iki güçlü unsurun birleşmesi demektir. Sonuç olarak bu rüya sultanımızın Avusturya kralına galip geleceğinin bir işaretidir.

Bundan sonra Sultan Ahmed’in Hüdayi’ye sevgi ve ilgisi çok arttı. Saraya teklifsiz gidip gelir oldu. Bu ziyaretlerinden birinde Hüdayı abdest alırken padişah ibrikle eline su dökü¬yor, Valide Sultan da elinde havlu bekliyordu. Bu sırada Valide gönlünden, §eyh efendi bir keramet gösterse de içimiz açılsa, diye geçirmekteydi. Abdestini bitirince Hüdayi:

“Valide, benim gibi bir aciz kimseye koskoca padişah abdest suyu döküyor, valide sultan da peşkir tutuyor; bundan büyük keramet olur mu?” dedi. Böylece hem onun isteğine cevap vermiş, hem de keramet konusunu fazla büyütmemek, olağanüstü şeyler peşinde koşmamak gerektiğini vurgulamış oldu.

Sultan Ahmet Camii’ nin temel atma töreninde duayı Hüdayı yaptığı gibi, caminin ibadete açılışında ilk hutbeyi de o okudu. IV. Murad’ a tahta geçişi sırasında saltanat kılıcını kuşattl. Devlet ileri gelenlerinden ve devrin bilginlerinden dergahına devam eden çok kimse vardı.

Aziz Mahmud Hüdayi’nin Arapça ve Türkçe otuz kadar eseri vardır. Bu kitapları ve altmış kadar halıfesiyle, Anadolu ve Balkanlardaki dinı-tasavvufi hayat üzerinde derin etkisi oldu. Edebiyat ve musikı yönü de kuvvetli idi. Genel olarak Yunus tarzında olmak üzere şiir ve ilahıleri ve bunlardan oluşan Divan i vardır. Şiirlerinden bir çoğu bizzat kendisi ve başkaları tarafından ilahı formunda bestelenmiştir. Türbesi, kütüphanesi ve camiinin de yer aldığı Hüdayı Külliyesi Üskü¬dar’ da bugün de ayaktadır. Usküdar meydanının sağ tarafın¬daki yamaçlarda, dar sokaklar arasındaki bu külliye, cami içindeki değerli hat örnekleri ve güllerle dolu küçük, bakımlı bahçesiyle maneviyat ve huzur dolu bir mekandır.

Aziz Mahmud Hüdayi’ nin bestelenmiş bir ilahisi şöyledir:

Buyruğun tut Rahman’ın

Tevhide gel tevhide

Tâzelensin îmanın

Tevhide gel tevhide

Yaban yerlere bakma

Canın odlara yakma

Her gördüğüne akma

Tevhide gel tevhide

Zâhirde kalan kişi

Güç etme âân işi

Gider gayıi teşvîşi

Tevhide gel tevhide

Sen seni ne sanırsın

Fânîye dayaınrsın

Uş bir gün uyanırsın

Tevhide gel tevhide

Hüdâyî’yi gûş eyle

Şevke gelip cûş eyle

Bu kevserden nûş eyle

Tevhide gel tevhide

————————————–

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.