Hazreti Mevlana 1

0
182

“Şu üç sözden fazla değil,

Bütün ömrüm bu üç söz:

Hamdım, piştim, yandım.”

Hz. Mevlânâ

Mevlânâ, bugün Afganistan’ın kuzeyinde bulunan Belh şehrinde 30 Eylül 1207 tarihinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Celâleddîn’dir. Demek ki Mevlânâ bundan tam 802 yıl önce doğmuş oluyor. Mevlânâ’nın kelime anlamı ‘’Efendi’’dir. Eski devirlerde büyük şahsiyetlere bu lâkap verilmiştir.

Yüzyıllar içinde onun canlılığı, tâzeliği ve orijinalliği daha da artmaktadır. Sekiz asır önce doğan Mevlânâ’nın yaşadığı zamana, mekâna onun fikrî ve edebî yönünün geliştiği çevreye kısaca göz atalım:

Anadolu Selçuklu Devleti, Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından kurulmuştu. Süleyman Bey’in 1086 yılında vefatının ardından idareyi onun çocukları devraldılar.

I. Kılıçarslan döneminde İslam ülkelerine yapılan haçlı seferleri durdurulmaya çalışıldı. Bu seferler sırasında, Selçukluların ilk başşehri olan İznik, düşman eline geçince devlet merkezi Konya’ya taşındı. 1116’dan itibaren devlet merkezi olan Konya, önemli kültür ve sanat hareketlerine de ev sahipliği yaptı. Bu dönemde Selçuklular, bir yandan haçlı seferlerini durdurmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler.

Sultan Alaeddin Keykubat döneminde Selçuklu devleti yüksek bir medeniyet kurma başarısını gösterdi. Sultan Alaeddin Keykubat, ülkeyi siyasi ve ekonomik yönden geliştirirken Moğol tehlikesine karşı, devletin askeri gücünü de kuvvetlendirdi. Sultan Alaeddin’in ölümünden sonra Moğol istilalarıyla devlet sarsıldı. 1244 Kösedağ savaşı ile mağlup olan Selçuklular,Moğol hakimiyeti altına girdiler. Yaklaşık 50 yıl kadar Anadolu’da kalan Moğollar Anadolu halkına her türlü baskı ve zulmü reva gördüler. Moğol hücumları sonucunda Selçuklu Devleti yerini beyliklere bırakmıştır.

Mevlânâ, babası Sultanu’l-Ulemâ Bahaeddin Veled , muhtemelen Harzem ve Moğol saldırıları ve rahatsızlıkları sebebiyle yaşadığı şehirden (Belh) bütün aile fertleriyle birlikte Anadolu’ya göç etmeye karar verdi. Onların ilk hedefi haç görevini yerine getirmekti. Nişabur, Bağdat, Mekke ve Şam gibi şehirleri dolaşarak Anadolu’ya geldiler. Bu yolculuk sırasında birçok alim, sûfî ve düşünürle karşılaşarak onlarla sohbet etme imkanı buldular. Anadolu’da önce Malatya ve Erzincan’a, ardından da Karaman ve Konya’ya geldiler. Mevlânâ ve ailesi muhtemelen Karaman’da yedi yıl kadar kaldı. Mevlânâ , burada Gevher Hatun’la evlendirildi.

Mevlânâ ve ailesi Selçuklu Sultânı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine 1221 yılında Konya’ya gelmiş oldular. Konya’ya geldikten sonra, babası seksen yaşında iken vefat etti (1230). Babasının ölümünden sonra, ünlü mutasavvıf Seyyid Burhaneddin’in isimli gözetiminde tasavvufi eğitimine devam etti.

Şems-i Tebrîzî 1244 yılında Konya’ya geldi. Bu tarih, Mevlânâ’nın hayatında önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Mevlânâ’da ki aşk ateşini ilk defa Şems tutuşturur. Bundan sonra aralarındaki sohbet ve ruhi iletişim çok derinleşir. Bunun tabii bir sonucu olarak Mevlânâ’nın hayâtında önemli değişiklikler olur. Aralarındaki büyük dostluk ve sevgi, çevredekiler tarafından kıskanıldı. Bunun için Şems , bir süre Konya’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Bu ayrılış Mevlânâ’yı çok üzer. Bunun üzerine şâir, lirik şiirler yazmaya başlar. Onun şâirliğe ilk adım atışı bu şekilde olur. Şems, aşırı ısrar üzerine Konya’ya geri döner ve üç yıl sonra da sırlanır.

Hazret-i Mevlânâ ,bundan sonra Kuyumcu Selahaddin Zerkubî ile dost olur ve bu dostluk yaklaşık on yıl devam eder. Oğlu Sultan Veled’i onun kızı ile evlendirir. Daha sonra, Hüsamettin Çelebi ile yakın dostlukları oldu. Önemli eseri Mesnevî’yi de Hüsamettin Çelebi yazdı. 17 Aralık 1273’te ebedi âleme göç etti.

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.