İlhan Abla Hakka Yürüdü

0
64

–Prof.Dr.Nâmık AÇIKGÖZ–

Kubbealtı Akademi Cemiyeti’nin serin ve insana huzur bahşeden bir odasına girdiğimde, 20. yüzyılın Kaşgarlı Mahmud’uyla tanışacağımı bilmiyordum.

Bıyıklar bile terlememiş bir mübtedi idim ve üniversiteyi o yıl kazanmıştım. Yıl 1976 idi ve Misalli Büyük Türkçe Sözlük hazırlıkları, o yıl henüz başlamıştı. Merhume İlhan Ayverdi, sözlük çalışmalarıyla meşgul idi. Bir fenâ fi’llah yolcusunun, “fenâ fi’l-lugat” aşkının başlangıcına şâhit oluyordum. Yumuşak, müşfik ve 700 yıllık birikimin verdiği bir güvenle, sözlükçülüğün ve sözlüğün medeniyet tarihi açısından önemini izah ediyor, yöntem, kaynaklar ve çalışma plânından söz ediyordu. Üniversite tahsiline yeni başlamış bir mübtedi için yepyeni bilgilerdi bunlar. Sadece yepyeni değil, baş döndürücü bir projeydi de. Kelimeler… Fişlemeler… Örnekler… İzahlar… Ve Türkçe’nin en büyük sözlüğünü hazırlama heyecanı…

Tahsilim ilerledikçe, İlhan Abla’nın ve ekibinin heyecanını daha da iyi anlıyordum. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra, Türkçe’nin sözlüklerini 1680 yılında Meninski’nin ve 1890 yılında Redhause’un yazdığını öğrenecektim. Şemseddin Sami’nin 1901 yılında yayımladığı Kamus-ı Türki’nin bile en büyük sözlük olma özelliğini kazanamadığını öğrenince de şaşıracaktım.

Kubbealtı Akademi Cemiyeti’nin o odasında, Türk medeniyetinin kelimelere aksetmiş kılcal damarlarının nabzının tutulduğunu anladığımda, mütevazı bir eski medrese odasının nelere şâhitlik ettiğini idrak etmiştim.

Çeyrek yüz yıldan 3 yıl fazla, tam 28 yıl sürdü bu çalışma ve 2004 yılında 3 cild hâlinde neşredildi.

İlhan Abla’nın şahsında, büyük bir medeniyetin kelime hazinesi gün ışığına çıkmıştı. Artık Meninksi’ye de Redhause’a da ihtiyaç kalmamıştı. Her kelimenin dilde kullanılışının örnekleri, en seçkin müelliflerden ve en güzide şâirlerden alınan cümlelerle ve mısralarla desteklenmişti. Kaşgarlı Mahmud’un torunu, atasının da kullandığı örnekleme yöntemiyle, atasına lâyık bir sözlük hazırlamıştı.

Gerçek bir derviş de olan İlhan Abla, sözlük projesi ile, aynı zamanda bir dil dervişi gibi de davranmıştı. Neredeyse bir ömür adanarak ortaya çıkan bu sözlük, şimdi öksüz kaldı. Muhterem eşleri ve bizlerin Ekrem amcası, 1984 yılında Hakk’a yürüdüklerinde muhteşem Osmanlı mimarisi yetim kalmış; 1993 yılında, 20. yüzyılın irfan hazinesi Samiha Ayverdi Hakk’a yürüdüklerinde, evlatları ve cilt cilt eserler öksüz kalmıştı. Aslında, Yetimler Yetimi’nin sevdalıları yetim ve öksüz kalmıştı.

***

Fatih-Fevzipaşa Caddesindeki evleri, dıştan bakıldığında, her bina gibi bir bina idi fakat içi, buram buram tarih kokuyordu. Eşyasıyla, duvarlardaki Hilye-i Şerifler ve hüsn-i hat levhalarıyla ve en önemlisi, tüm bunlara ruh veren insanlarıyla, bu saadethane, geç kalmış bir tarih sahnesi gibiydi. Bina, bina olmaktan çıkmış, her tarafına hikmet ve ulûhiyet sinmiş bir mekân hâline dönmüştü. Gelenler, ruhları arınarak ve yücelerek çıkarlardı bu evden.

***

Ayverdiler, vakıf insanlardı…

Muhteşem Türk medeniyetine varlıklarını vakfetmişlerdi… Mesailerini vakfetmişlerdi…. Yazarak, çizerek, konuşarak hayatlarını vakfetmişlerdi…

Şimdi üçü de ebedî âlemde. En son giden İlhan Abla oldu. 6 kasım 2009 tarihinde Hakk’a yürüdü. O şimdi, kâinatın merkeziyle arasındaki perdeyi araladı ve elest bezmi saadetini yaşamak üzere, Merkez Efendi toprağına emanet edildi.

Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde

Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler

Mekânın Cennet, yârânın Yetimler Yetimi ve Hak dostları olsun İlhan Abla.


PAYLAŞ
Önceki İçerikİlhan Ayverdi
Sonraki İçerikAyverdi Ailesi

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...