Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Kimler çevirimiçi

Şuanda 32 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün281
Dün303
Bu Hafta984
Bu ay7915
Tümü285295
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



BÜTÜN(*)
Bir Mehmed Dede vardı. Aramızda herhangi bir kan akrabâlığı,hattâ sıhriyet olmadığı hâlde,her kuşun diline saygılı olan bu derviş kişi,benim kardeşim,ağabeyim sayılırdı.Bir derûnî âhenk, nizam ve sevgi taşıyıcısı olan bu müstesnâ insanın, etrâfı ile alış-verişinde onlara hediyesi, kendisinden aşıp taşan îman ve ilâhî şevkten kıvılcımlar yollamaktı.Mehmed Dede, tevhîdin yâni tasavvuf neşvesinin öyle bir yanardağı idi ki, kıvılcımla iktifâ edene kıvılcım verir, yanmaya doyamayanlara ise, lâvlarından, alevlerinden armağan gönderirdi.İmam Alî ne diyor: ‘’Dünyâ bana sağ elini uzattı; ben solunu da çevirdim. Kendisini muhtaç gördüğüm için hepsini ona bıraktım.’’

İşte Mehmed Dede de kolayına söylenemeyecek bir prensibi yaşayarak gösteren adamdı. Zîra, öyle bir Efendi’nin bendesi idi ki, tıpkı:’’Her bende, âzâd olduğunda şâd olur; sevinir, benim şâdlığım, sevincim ise bende olmaktadır.’’ diyen Ebû Bekir gibi, Efendi’sinden aldığı feyzi derin bir tevâzû ve...

 
HAYIRLI KANDİLLER

    

                                                   ''Rûh u cism ü bâtın u zâhirsin elhak yâ Resûl 

                                                                  Hey'et-i kevn ü mekâne şems-i nursun yâ Resûl 

                                                    Rahmetin bâbında Ken'an ahkar u ednâ kulun

                                                                  Vuslatından eyleme bir lâhza mehcûr yâ Resûl'' 

 

************************************************************************************** 

 

 
BİR MEVLÂNA MUHİBBİ

EVLİYA ÇELEBİ
 
"Seyyah-i hakir-i pür-taksîr”
 
Evliya Çelebi, tekke-medrese çatışmalarının yoğunlaştığı bir çağda yaşadı. Hayatı, aile çevresi, şahsiyeti ve eserine bakıldığında onu “sufi meşrep” biri olarak görmemiz gerekiyor. Böyle düşünmemiz için pek çok sebebimiz bulunmaktadır. Evliya Çelebi, her şeyden önce tevazu sahibidir. Ünü tarihe mal olmasına rağmen adını gizlemiş, hocasının adı olan “Evliya” ismini kullanmıştır. Üstelik bu adı da yanına “hakir”, “fakir”, pür-taksir…” gibi tevazu ve mahviyet ifade eden sıfatlarla birlikte kullanarak sufi adabına uygun bir tavrın içinde olmuştur.
Evliya Çelebi’nin tasavvufla ilgisi, öncelikle aile ortamından kaynaklanmaktadır. Babası, “derviş” lakaplı Mehmet Zılli, bir Celvetiye dervişidir. Dost çevresi, daha çok mutasavvıf kişilerden oluşmaktadır. Evleri, derviş arkadaşlarının sürekli gelip gittikleri ve tasavvufi sohbetler yaptıkları bir yerdir. Evliya Çelebi,  işte böylesi bir ortamda yetişmiş, Nakşibendi-Halveti muhitleriyle münasebetleri olmuş, Mısır yıllarında orada bulunan Gülşeni şeyhinden biat alarak bu tarikatın dervişleri arasına katılmıştır. Onun tasavvufla alakasını gösteren bir başka husus da soyunu ünlü Türk sufisi Ahmet Yesevi’ye bağlamasıdır. Bütün bunlara, eserindeki tasavvufi unsurları da eklediğimizde onu o çatışma çağında tekkelerden yana tavır almış, tasavvufu içselleştirmiş; eserinden de tasavvuf ve tarikatlar konusunda çok önemli bilgiler vermiş biri olarak görmek durumundayız.
Mevlevi çevresi
Evliya Çelebi, tasavvufa duyduğu bu yakın ilgiden dolayı, gittiği yerlerde bulunan tekke, türbe ve ziyaretgâh gibi tasavvufi kurum ve yapıları da ziyaret eder. Bu tekke, türbe ve ziyaretgâhın hangi tarikatlara ait oldukları, kurucu şeyhleri, dervişleri ve onlara ait menkıbeler ve inanış ve uygulamaları anlatır. Hatta zaman zaman tarikat nedir? Tarikat kavramları nelerdir? Tarikat erkânı nedir? Şeklindeki sorulara cevap olabilecek bilgiler de verir. ...
 
40 LEVHA 40 YORUM

 

 

     

     Prof. Dr. Mehmet Demirci'nin yeni kitabı çıktı.

 

Hat levhaları salonlarımızı, câmilerimizi, müzelerimizi süsleyen değerli

sanat eserleridir.  Bunların metinleri genellikle âyet, hadis ve hikmetli

sözlerden seçilir. Levhalarda çok yönlü özellikler bulunur. Öncelikle sözleri

değerlidir. Sıradan ifâdeler levhalara geçmez. Anlamlı, değerli, kutsal

kabul edilen kelimeler levhalara yazılır.

Bu çalışmada “Hat Levhalarındaki sözler” konu edinilmiştir.

Asıl gaye levhalardaki kelime ve ifâdelerin açıklamasını yapmaktır.

      Acaba o yazılar ne diyor, bize neler hatırlatıyor, onlar açıklanıyor.

 

Kitapta 40 levhanın metni konu edinilmiştir. Bir kısmı şunlardır: Besmele,

Hasbünallah, Maşallah, Levlâke levlâk, Muhabbetten Muhammed oldu

hâsıl,Edeb yâhû, Men sabera zafere, Mü'mim mü'minin  aynasıdır, Veren el

alan elden üstündür, Men arefe nefsehû.., Hâzâ min fazl-i Rabbî, Çifte vav,

er-Rızku alellah , Nûrun alâ nûr, Bu da geçer yâhû, Rabbi yessir, 

Yâ Vedûd, Lâ taknetû (Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin).

Bu gibi levha metinlerinin açıklamaları yapılmakta ve yeri geldikçe

      tasavvufî yorumlara işâret edilmektedir.

 

(Kubbealtı neşriyâtı, İstanbul, 2012. Telefon: 0212 516 23 56)