|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Salı, 10 Ağustos 2010 18:33 |
Tatlı bir telâş başlar, ayak seslerini duyduğumuzda Ramazanın.
İnşa mevsimi gelmiştir rûhun. 11 ay boyunca hasar gören, yara alan, nice bâdirelerden geçen mânâ âleminin yeniden restorasyona uğramasıdır. Ve bunun içindir ki; kul bu inşa mevsiminde çalmamalıdır malzemeden,
Hoş sâdece Ramazana da sıkıştırmamalı ya Kulluğunu (o ayrı bir mevzû)!
En hâlisinden bir niyet, Helâlinden bir bardak su ile ağzını, Mânâ âlemine dalarak nefsini bağlamak,
Dedik ya!
İnşa mevsimidir Ramazan!
En hâlisi ile tövbenin, İhlâs ile ibâdetin, Veren elle pay etmenin, Alan elle çok etmenin, Tebessümle kardeşliğin, Ezcümle;...
|
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 08 Ağustos 2010 14:32 |
|
Hazret-i Ebû Bekir’in bendelikte bulduğu zevk ve şâdîlikten bahsediyorduk: --‘’Hazret-i Ebû Bekir, Efendimiz’in arkasından giderken dâimâ, her bende, her kul, âzat olduğu vakit sevinir, ama yâ Resûlallah ben sana bende kalmakla şâdım ve sevinçliyim! Derdi. Bir gün de: Yâ Resûlallah,ben sana intisap etmeden evvel bir rüyâ görmüştüm.Güneş bana selâm vermişti.Şimdi anlıyorum ki bu,bana seninle buluşmak devletini tebşir etmekmiş demişti. Ebû Bekir Hazretleri, kabîlesinin ulusu, zengini ve âlimi idi. Efendimiz ise ümmî bir çocuktu ve deve çobanlığı ederdi. Böyle iken bir gün Efendimiz: Yâ Ebû Bekir, bana bir melek geldi ve risâletimi haber verdi! Deyince, Ebû Bekir hiç tereddüt etmeden: Senin, Hakk’ın Resûlü olduğunu tasdik ederim! Diyerek Resûlullah’ın ayaklarına kapandı. Bunun üzerine Resûlullah: Peki ammâ tek sözümle bana nasıl İnandın? Deyince Hz.Ebû Bekir’in cevâbı şöyle oldu: Bu yüz yalan söylemez. Sen Allâh’ın Resûlüsün. Düşünmeli ki, Ebû Bekir gibi gerek yaşça gerek içtimâî mevkîce büyük olan bir kimsenin tek söz ile Resûlullâh’ı tasdik edivermesi kolay işlerden değildir. -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 08 Ağustos 2010 14:15 |
|
(Şu muhakkak ki cihanda, her fert, şu veyâ bu cihetten hemen her gün bir insanlık imtihanına tâbî olmakta… fakat herkesin sorguya çekiliş şekli o kadar birbirinden başka, birbirinden ayrı ve uzak ki, bu büyük vicdan imtihanının, çoğumuz farkında bile olmuyoruz.)(69.s.) (Ne kadar parlak bir yıldız da olsak, güneşi kıskanmakla güneş olabilir miyiz? İyisi mi kıskanmaktan vazgeçelim.)(76.s.) (İhtiraslarını, zaaflarını, isyanlarını öldürememiş kimse aşkı ne bilir?)(79.s.) (…mûsıkî, insanın kendini aldatmaya uğraşamayacağı ulvî anlardan bir andır.)(105.s.) (Hür, o kimseye derler ki nefsinden âzâd olmuş; kendi varlığını bulmuştur…)(127.s.) (Söz nûrânî bile olsa vefâsızdır,fânîdir; sen onu terk etmesen bile o seni tez bırakır. Nûrânîlikten de geç, nûr ol…tâ ki ne terk eden ve ne terk edilen kalsın…)(128.s.) (Aşk âlemine, menfaat, riyâ ve yalan sığmaz. Orada ikiliğe yer yoktur.)(149.s.)...
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Cumartesi, 07 Ağustos 2010 08:42 |
|
Birisi, bir meczûba, o coşkun ruhlu ere dünyâ işlerini nasıl görüyorsun diye sordu. O: dertle, elemle dopdolu dünya, tıpkı satranç tahtası gibi bence, dedi. Bâzı bir safta bezenip görünür; bazen iki kahraman gibi birbirine saldırır. Taşın birini hânesinden sürerler, öbürünü derhâl hem de onun gözü önünde o hâneye koyarlar. Bâzı vakit gelip, yüzlerce elemle Şâhı sürerler, hânesini boş bırakırlar. Kimbilir bu berbat satranç tahtasını ne vakit ortadan kaldıracaklar? İşte o zamâna dek böyle sürüp gidecek bu oyun. * Böyle bir oyun seni aldatmıştır da; mal ile mülkle, fermanla oyalanıp kalırsın. Sen bir doğansın; aç kanadını, uç şu çocukların oynadığı tuzak yerinden!
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 01 Ağustos 2010 19:10 |
Gözlerimi kapatmışım Gururu yana atmışım Bini bire ulatmışım. Hû! Kendimden geçiyorum, Aşk şarâbı içiyorum.
Dalmışım sözün demine Ne gerek olur yemine? Verdim gönlü yed’emîne.. Hû! Kendimden geçiyorum Aşk şarabı içiyorum.
Tüm gönüller sevdalıdır Yürekleri yaralıdır. Böyle yârenlik var mıdır? Hû! Kendimden geçiyorum, Aşk şarabı içiyorum.
İki kaşının arası, Sanki ruhumun darası.. Sensin aşkın şahikâsı; Hû! Kendimden geçiyorum, Aşk şarabı içiyorum.
Esat ANIK
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 3 > 97 |