Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

KUVVETLİ kimse güreşte başkalarını yenen değil, hiddet ânında kendine hâkim olandır.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 9 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün77
Dün100
Bu Hafta772
Bu ay486
Tümü48010
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
MÎRAC
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 21:32


‘’Gönlüme bir araştırmadır saldın;

 saldın da araya – taraya

 senin derene düştüm işte!’’

                          --Hazret-i Mevlânâ—

                                    *
Nedense, insanoğlunun büyük çoğunluğu, Mîrâc’ın, kendisini ilgilendirmeyen tarafıyla uğraşarak ömür tüketmiştir. Devir devir, en fazla tartışılan ve hakkında sual sorulan konu; Hazret-i Peygamber’in, mîrâcı tenle mi yoksa başka bir türlü mü yaptığıdır. Halbuki bu husus, bizlerin üzerine vazîfe olmayan bir işdir.Zîra ‘’Namaz,müminin mîrâcıdır’’  buyruğu,biz kulların üzerine düşen vazîfeyi kesin bir üslûpla ortaya koymaktadır.Kendi mîrâcımızı gerçekleştirmenin çâresini arayacağımıza,Peygamber Efendimiz’in mîrâcına akıl erdirmeye(!) uğraşmak;insan olmaya çalışanların kârı olabilir mi?
Cümlenin Mîrac Kandili’ni tebrik ederken, gözlerimizi ve gönüllerimizi Ken’an Rifâî Hazretleri’nin sohbetlerine çeviriyoruz:
(…Resûlûllah öyle bir nûr-ı ilâhîdir ki onu anlatmaktan melekler, insanlar ve bütün mevcûdat âcizdir. Muhammed’in yoluna delil, sıdktır. Muhammed’in vuslatına delil aşktır. Muhammed bir nûr-ı hidâyettir. Muhammed’in âhı inâyettir. O,âşıkların muhabbet şarabıdır.
Binaenaleyh O’nun hâlini ve evsâfını anlamak kimsenin, ama kimsenin haddi değildir. Eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa onun şânını, şerefini yazmaktan âciz kalır. Bir daha tekrârını getirsek yine öyle olur. Bu bilindikten sonra Muhammed mîrâcı tenle mi yaptı, yoksa tecellî ile mi? diye sormaya lüzum var mı? Tecellî nedir? Allah’ın bir vahiy kanalı olan o vücûdun bu kayıtlarla alâkası yoktur. O’nun mîrâcı her vakittir. O kendisi de:

 
EY KUL!
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 21:27

 (…Âhırete gittikten sonra bir şey yapılamayacağına göre, sermâyemizi peşin göndermemiz ve berâber götürmemiz gerek…
Bu sermâye nedir?..Allah’ın istediği kulun vasıfları nelerdir dersek,şu birkaç noktayı sıralayabiliriz:
--Cenâb-ı Hakk’ın talep ettiği kul, kalb-i selîm sâhibi olan kuldur. Gönlü berrak su gibi, gıll-u gıştan, kin ve nefretten, kötü zanlardan arınmıştır.
--Sevgi doludur. Yalnız insanı değil, kurdu kuşu bütün yaradılmışları sevendir.
--Cömerttir, vericilerin en büyüğü olan Allah’ın vasfı ile vasıflanmıştır.
--Allah’ın emrettiklerini yapan, men ettiklerinden sakınandır. Amel husûsunda te’vîle kaçmayan, tembelliğe düşmeyendir.
--Aczini bilmekten gelen bir edeple edeplidir...

 
GÖKÇEK TÜRKÇEMİZ
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 19:45


Siz bakmayınız ne dediği anlaşılamayan, fıkrayı fukara hâline getiren zamâne fıkracılarına, “kûşe” yazarlarına;  aldırmayınız  Türkçe’den başka bir lisanla tekellüm eden dünyânın sekizinci hârikası spikerlere!..
Kulak vermeyiniz “Türkçe ile bilim yapılamaz!..” diye kendilerini saçmalamak mecbûriyetinde sanan ve bütün meziyetleri prof. etiketinden öteye geçmeyenlere!..
Bunu söyleyen de bir Profesör: “…bu kolay anlaşılma benim bir başarım olmaktan ziyâde Türkçenin bir husûsiyetidir. Türkçe gibi bu derece konkret olan ve bu konkretliğini muhâfaza eden bir dilde güç yazmak -eğer bu yazılan şey ezbere değilse-  hiç de kolay değildir.” (Takiyettin Mengüçoğlu, Felsefeye Giriş, İstanbul 1968, XI.s.)
Bu da bir başka Profesörümüzün görüşü:
“Tecrübelerime göre Türk lisanı en felsefî düşünceleri bile bir Avrupa lisanı gibi vuzuh ve kuvvetle ifade edebilir. Şimdiye kadar bu asaletli lisan felsefeleşmemişse kabahat onun değil, kullananlarındır.” (İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Mürebbilere, İstanbul 1933, 175.s.)
Felsefe profesörü Nihat Keklik’in eserleri de tam kırk yıl sonra Baltacıoğlu’nun dediklerini pekiştirmektedir…
Şu pek bilinen sözler de Max Müller’e aittir:...

 
VAZGEÇTİM(*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 12:50
Küsenler, kızanlar, taşlayanlar! Haydi, durmayın, vurun bana!
Korkmayın, halden anlamayanların hallerini anlamakla vazîfelenen bu yürek, dişe diş, tırnağa tırnak kaydında değildir. Korkmayın, korkmayın vurun ona!
Niçin mi bu talep, bu iştiyak? İçimde, zerrelerimi raksa getiren melâl yatışmıyor Allâh’ım, yatışmıyor. Bir çâre istiyor, arıyor, bekliyorum…
Bilirsin;zaman olur,göz,dudak kesilir;hummâ ve ateşle kavrulur.Zaman olur,dudak,sırrını îlân eden bir göz gibi,görüp araştırıcı olur.Zaman olur,zerreler içinde mahşer kurulur.Zaman olur,haşır gününden nişan veren o yürek,ademin tâ kendisi oluverir.
Bu nasıl bir melâldir Allâh’ım? Anlatamamak, söyleyememek çilesinden kurtulsam, biraz olsun yatışır mıydım acep?
Hayır, hayır, vazgeçtim. Yok bunun çâresi…
 
BAHTİYAR VAHAPZÂDE
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 23 Haziran 2010 18:51

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                             --  Mustafa Özçelik--

 Bahtiyar Vahapzade, Azerbaycanlı şairler arasında Türkiye’de en tanınmış olanı..Bu yüzden ben de pek çok kişi gibi onun ismini çok önceden duydum. “Yunus Emre’ye Adanan Şiirler” isimli bir çalışma yaparken sanırım Türk Edebiyatı dergisindeydi; onun “Yunus Emre’ye” başlıklı şiirini okumuş ve çok sevmiştim. Şiir hâlâ hafızamdadır. Şöyle diyordu Yunus için;

 

-Bir yerde ölüp, peki niye bin yerde doğdu?

-Aşkında yanarken yeniden bir daha doğdu.

Şiirindeki hikmetli satırlarda doğdu.

 

-Bir yerde ölüp, bes niye min yerde mezar?

-Her kazılır çünkü gönüllerde mezarı.

Otlarda, çiçeklerde ve güllerde mezarı.

 

-Efsane mi gerçek mi? Bu insan, nasıl insan?

-Varlık sesidir kopmuş o, Türk’ün kopuzundan.

 

Vahapzade’nin sonradan başka şiirlerini de okudum. Ufku geniş, ...

 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 4 > 97