Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

İSLÂM’IN alfabesi haramdan sakınmaktır.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 9 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün77
Dün100
Bu Hafta772
Bu ay486
Tümü48010
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
MÎMAR SİNAN MESELESİ
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 23 Haziran 2010 18:21


 “Bezirgân züğürtleyince eski defterleri karıştırır” derler; doğru olsa gerektir. Zira Ahmet-Mehmet biraderlerin peder-i muhteremleri Çetin birader sık sık eski yazılarını tekrarlar. Saçı sakalı ağardığından mıdır, sinni sekseni aştığından mıdır, nedir, bilinmez; yoksa “Hele bakın, ben yıllar öncesinden bugünleri görmüştüm” diyerek keramât tasladığından mıdır; ne yazık ki bilmiyoruz…
     Şimdi gelelim işin bir başka yanına: Kimi ulema ve yazar takımı da yıllar önce yazılan, çizilen; üzerinde durulan meseleleri tekrar tekrar ele alırlar. Temcit pilâvı gibi ısıtıp ısıtıp ileri sürerler. Amerika’yı yeniden keşfetmenin heyecanı ve şehveti içindedirler. Öyle ya yıllar önce işlenmiş sorunları bugün kim hatırlayabilir!!! Mademki “hafıza-i beşer nisyân ile malûldür” öyleyse al eline kalemi, çalakalem yaz dur; yâveler döktür, inciler saç…Görenler de, okuyanlar da “Gökte yıldız yüz altmış, Mevlâ’m neler yaratmış!..” diye hayretten yalnız küçük dilini değil, büyük dilini bile yutsun… Bu hengâmede bir Molla Kasım çıksa ne olur!.. At izinin it izine karıştığı; tozdan, dumandan geçilmediği; yalanların, yanlışların, uydurmaların seller sular gibi aktığı zamanımızda Molla Kasım’ın sesini kim duyar, kim dinler?.. Bizim kasım kasım kasıldığımız yeter de artar bile; kâr kârdır deyip dururlar.
     Bir zamanlar bu memlekette binlerce kafatası ölçülmekle kalınmadı; yalnız biz Türklerin değil, dünyanın en büyük mimarı Pir-i Mîmâran Sinan da bu işten nasibini aldı. Kafatası ölçüldü vb.
     Günümüzde bu işleri kurcalayanlar acaba “KAFATASÇI” mıdır; ayıp değil ya, merak etmemek elde değil!.. Mimarbaşı’nın kafatası “brekisefal” imiş. Ne yapalım, Ermeninin kafatası da öyle!..Haydi çok sayın baylar, gelin de, çıkın işin içinden görelim sizi!..
     Bu meseleyi rahmetli Profesör Hikmet Tanyu,...

 
YETER BE!
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 23 Haziran 2010 18:17


Mümtazer Türköne, daha geçenlerde "Öcalan'ı Bodrum paşası yapalım" diyor, denetimli özgürlük öneriyordu...
Bugün ise, "Öcalan da terör örgütü de bu saatten sonra sadece susturulmalı" türküsünü söylüyor...
Oysa Devlet, Öcalan'la "teslim edildiği"1999 yılından beri hasbıhal halinde...
Paşalar da konuşuyor teröristle, istihbarat teşkilâtı yetkilileri de ve hatta hükümetin görevlendirdiği bazı sivil bürokratlar da..
Ama belli ki neyi nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar...
Bu sefer Öcalan'la bu işten anlayan birileri ve hem de Öcalan'ın anlayacağı dilden mutlaka konuşmalı...
Öyle bir konuşmalı ki; Öcalan'ın kişisel bütün zaafları değerlendirilmeli...
11 yıldır koca devlet, bir adamın zaaflarını tespit edemediyse zaten yazıklar olsun...
Hani öyleyse "Öl Sezar!"..

Türköne diyor ki: "Koca devlet terör örgütünün iç hesaplaşmasında bir gruba avantaj sağlamak için hareket edemez"...
Yok ya!..
Nedenmiş?..
Koca Devlet her gün şehit verirken, ocaklar söndürür, anaların, babaların, eşlerin, yavukluların yüreğini yakarken onurunu bir yerlere mi saklıyor?..
Devlet; yurttaşı için var Mümtaz kardeş!..
Kendi onuru için değil...
Kendi onurunu, kendi emniyetini yurttaşının onurundan,...

 
YAŞAYAN ÖLÜ-1(*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 21 Haziran 2010 10:18

 

 (Ah şu insanlar!..ne aşınmaz ve inatçı alçaklıkları kendi canları ve kanlarıyle besliyorlar…)(31.s)

(Maddiyâtı teshîr etmek kolaydır dostum. Bir masayı yerinden oynatmak, bir köpeği uzaktan havlatmak, hattâ gaipten söylemek keşf ve kerâmette bulunmak… Ancak güç olan, kalpleri elde etmek ve tasarruf eylemektir…)(36.s.)

(--Dost Hak’tır ve onun yakınlarıdır; şunu da ilâve edeyim ki bütün hikmetlerin başı Allah korkusudur. Fakat müsâade et de sözümü îzah edeyim… Allah, ne kâbustur, ne heyûlâdır,ne zâlimdir ne de bir fenâlık yapar. Şu halde ondan niçin korkalım?
Küçük bir çocuk, ölesiye sevdiği anasından niçin ve ne zaman, korkar? Ancak anasının hoşlanmadığı istemediği bir fiilde bulunduğu zaman paylanmaktan ve azarlanmaktan, hapsedilmekten, sevdiği şeylerden menedilerek cezâlandırılmaktan korkar. O ana ki çocuğuna karşı bir korkuluk olmadığı halde, îcâbında bütün bu cezâ usûllerine mürâcaat etmesi ne kadar dikkate şâyan değil mi?
Demek ki insanların da Allah’tan değil, kendilerinin pervâsızca el attıkları her uygunsuz fiillerinden korkmaları lâzım. O zulmü yapan, cezâ görmeye sebebiyet veren kendisidir. İnsan, işte bu sûretle kendi cezâsına kendi tâlip olmuş oluyor. Allah da bu talebe göre onu terbiye ediyor…)(37.s)

-------------------------------------------------------------------------------------
(*)Roman –Yazarı: Sâmiha AYVERDİ, Eserin ilk yayın târihi:1942

 
VEHBİ'NİN KERRÂKESİ
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 21 Haziran 2010 10:06
(İbiş İbrişim, cehennemin en dibinden bildiriyor)
--‘’ Sayın seyirciler, görev gereği bulunduğumuz olay bölgesinden, ben ve ekip arkadaşlarım sizlere saygılar sunuyoruz. Kameraman Esat ECELİGELMİŞ ve ulaşım elemanımız Niyâzi HODRİMEYDAN’la birlikte, vatansızların ipliğini pazara çıkarmaya bütün gücümüzle devâm ediyoruz.
İşte Türk Şâiri(!) yâhut İstanbul Şâiri(!) diye bizlere yutturulmaya çalışılan adam, aslında Türk bile değil!(Kaynak: İstanbul’un Nazım Plânı isimli kitap)
Evet… Nâzım Hikmet’in ‘’geçmişine’’ dâir en sağlıklı bilgiye ulaştık ve sizlerle paylaşıyoruz: O,resmen bir Alman. Dedesi Ludwig Karl Friedrich Detroit,1827’de Almanya’da doğmuş. Âilede geçimsizlik diz boyuymuş ve bu oğlan çocuğu, Karl Detroit adıyla bir yetimhâneye verilmiş.
Nâzım’ın Dedesi,12 yaşındayken oradan kirişi kırarak, Hamburg Limanı’ndan kalkan bir gemiye atlamış ve gemi onu İstanbul’a getirmiş. Kız Kulesi yakınlarında denize atlayan veledi, kulenin bekçisi boğulmaktan kurtarmış. Daha sonra da Sadrâzam Ali Paşa bu oğlanı himâyesi altına almış. Kendisine böyle bir koruyucu bulan oğlan, adını değiştirerek Mehmet Ali ismini alıvermiş. Peşinden de ver elini Harbiye… Harbiye’den mezun olup, Kırım ve Bosna, Karadağ savaşlarına katılmış. Kendisine paşalık verilir ve işte bu Karl Detroit, Mehmet Ali Paşa ismiyle 1876’daki Berlin Antlaşması’nda Devlet-i Âl-i Osman’ı temsil eden hey’etteki üç kişiden biri oluverir.
Bundan sonra Nâzım’ın Dedesi’nin işleri karışır. Çünkü devlet tarafından Arnavutluk’a gönderilen Karl Detroit –takma adıyla Mehmet Ali Paşa—Müslüman halkı tahrik eder. Hıristiyanların haklarını korumaktan geri durmaz ve Kosova’nın Gjakova kasabasında linç edilir.(Kendisiyle bizzat burada tanıştım, Nâzım’ın sağındaki saçı sakalı birbirine karışmış şahıs, Nâzım’ın öz be öz dedesi Karl Detroit’tir; solunda duran ve çoban kepeneğine bürünmüş vaziyetteki üşüyen sakallı da bir diğer Karl yâni Karl Marks’tır)
Karl Detroit’in –yâhut M.Ali—dört kızı var ve işte bunlardan biri olan ...
 
HAYIRLI KANDİLLER
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 17 Haziran 2010 08:33
 
Bütün dostların mübârek Regâip Kandili'ni tebrik eder,hayırlar dileriz.Sağlık,âfiyet dolu nice kandillere erişmemiz niyâzıyla...
 
-------------------------------------------------------------------
 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 5 > 97