Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

İNSAN hatâ işlemez denilemez, kötü olan, hatâda ısrâr etmektir.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 2 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün80
Dün100
Bu Hafta775
Bu ay489
Tümü48013
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
SOHBETLER-15
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 16 Haziran 2010 15:07
Mesnevî-i Şerîf’ten şu parça okundu. Hilkatten gaye Âdem idi, fakat Cenâb-ı Hak önce âlemi yarattı ve bu âlem binâsı kemâlini bulduktan sonradır ki Âdem’i zuhûr ettirdi. Demek ki bâtında murâd olan şey, amelden sonra zuhûra geliyor. Meselâ amel kıldın, ağaç diktin, ama meyveyi yemek fikri evvel oldu. Çünkü ağaçtan maksut, meyvedir. İşte bundan da anlaşılıyor ki cümle âlem hemen insandan ibârettir.

--‘’Evet,gerçi bu âlem,Resûlullah’(s.a.)dan evvel zuhur etti.Fakat kâinattan maksut ve mânâ odur. İşte: Ben idim ferzende-i âlem ama babamdan evvel oldum ben! Sözünün mânâsı budur. Rûh-ı Muhammedî, bu hilkatten evvel mevcut idi. Kâinat ise ona hazırlıktan ibârettir. Evet, ağacın dikilmesi, dalı budağı, yaprağı, çiçeği meyveye takaddüm eder. Fakat o dal budaktan maksat meyvedir. İşte Resûlullah’tan evvel zuhûra gelmiş şu mevcûdattan da murat Rûh-ı Muhammedî’dir.’’

 
YEMEK DESTANI
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 16 Haziran 2010 12:44

Ömrüm uzun eyle ey Ulu Tanrım

Gece gündüz şükür etmek isterim

Çalışıp didinip nefis yemekler

Dişlerim keserken yemek isterim


Toygayı içmeli hep sıcak sıcak

Kırk keklik kâfidir, fazlayı  bırak

Onlar da yetmezse yumurta kırak

Can boğazdan gelir demek isterim


Kuştüyünden yatak, ipekten döşek

Mersedes isterim, sanma ki eşek

Taşdelen suyunu kafaya dikek

Her gün yüz bir koyun kesmek isterim


Bir güzel isterim ferişte, melek

Boyu fidan olsun, dili de ipek

Aşkın şarabını  beraber içek

Sarılıp her gece yatmak isterim...


 
CEHENNEMDEN HABERLER
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazar, 13 Haziran 2010 19:19

Muhâbirimiz İbiş İBRİŞİM,cehennemin en dibinden bildiriyor:
--Bundan önceki haberimde sözünü ettiğim röportajı gerçekleştirdim sayın seyirciler. Kameraman arkadaşım Esat ECELİGELMİŞ ve ulaşım elemanımız –şoför deyince kızıyor da- Niyâzi HODRİMEYDAN’la birlikte bu başarıya da imza atmış bulunuyoruz. Üçümüz de saygılar sunuyoruz. Peki ama, Cimbom’un elinden Stok’u(Stoch yazılır fakat aslında stoktur) kapan Kanarya’nın transfer ekibi gibi bu işi nasıl başardık?
Bu sualin cevâbı, şu:’’Elbet bizim de stoklarımız var.’’
(NOT: Haber kaynaklarımı açıklamak zorunda değilim, özür beyân ederim.) Zebânîlerden Allah râzı olsun, çok yardımcı oldular; aksi takdirde Nâzım’ın  bulunduğu bölgeye geçmem hem imkânsızdı hem de -geçsem bile- oradaki yüksek ısıya dayanmam mümkün değildi. Hattâ bir ara buharlaşıp yok olacağımı bile düşündüm yâni… Size sunduğum bu görüntüleri de zâten gene ‘’özel yollardan’’ ulaştırıyorum. Hayret ettiğim husus şu; Nâzım’ın naturası ne kadar kalınmış ki,10 bin –yazıyla on bin—derecelik ısıda bile adam paltosuyla oturuyor. Hattâ o bildiğimiz Karl Marks da aynı fırında –hücre demek istiyorum—idi ve ‘’Bir ömür fakirlik edebiyatı yaptığın yetmedi, milyonlarca insanı kandırmaktan da suçlu bulundun’’ demişler ve herife o cehennem sıcağında paltosuna ilâve bir de çoban kepeneği giydirmişler. Marks, o durumda üşüyor olmalı ki, Nâzım’a iyice sokulmuştu. Yâhut aralarında başka bir durum var, günahlarına girmek istemem. Neyse, görüntülerde de zâten iki sevgili gibiler, görüyorsunuz. Biz röportaja gelelim....

 
YUSUF HOCA'YA SAYGI
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 10 Haziran 2010 08:20
 
''BİZE DESEN Kİ...''
R.Tekin UĞUREL tarafından yazıldı   
Salı, 08 Haziran 2010 12:00
TAKVİMLER, 8 Haziran’ı Hazret-i Peygamber’in âhırete intikal târihi olarak gösteriyor. O’nun şefaatini dileyip; O’nun ahlâkıyla ahlâklanmamız niyâzını arz ederken,şu nefis satırları(*) anlamaya çalışıyoruz:
(Bize desen ki: Ey insanlar, insanlar! Nedir bu nifak, bu nizâ, bu kargaşalık? Seviyorsanız, neden beni yoruyorsunuz? Sevmiyorsanız, üstümden neden el etek çekmiyorsunuz?

Sana, söyle diyorum Devletlim… Sen, her zamanki gibi, gene hâdiselerin dili ile konuşuyor, bizi onların sesiyle îkaz ve tenbih ediyorsun. Ammâ, ne yazık ki bu noktada da gene anlamazlıktan geliyor, ihtar ve işâretlerine bir çakıl taşı gibi basıp geçiyoruz. Sen ise o sonsuz merhametinle, köpekleri güldürecek hâlimize bakıp bakıp gene küsmüyor, gene sesini yükseltmiyorsun Devletlim!)
*
(Duâ etmeye özendim, ama edemedim. Etsem kabûl edeceğini de biliyordum. Beni günahlarımla kabûl ettikten sonra isteklerimi mi reddederdin?)
-------------------------------------
(*)Sâmiha AYVERDİ – Dile Gelen Taş 
 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 6 > 97