|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 16 Haziran 2010 15:07 |
Mesnevî-i Şerîf’ten şu parça okundu. Hilkatten gaye Âdem idi, fakat Cenâb-ı Hak önce âlemi yarattı ve bu âlem binâsı kemâlini bulduktan sonradır ki Âdem’i zuhûr ettirdi. Demek ki bâtında murâd olan şey, amelden sonra zuhûra geliyor. Meselâ amel kıldın, ağaç diktin, ama meyveyi yemek fikri evvel oldu. Çünkü ağaçtan maksut, meyvedir. İşte bundan da anlaşılıyor ki cümle âlem hemen insandan ibârettir.
--‘’Evet,gerçi bu âlem,Resûlullah’(s.a.)dan evvel zuhur etti.Fakat kâinattan maksut ve mânâ odur. İşte: Ben idim ferzende-i âlem ama babamdan evvel oldum ben! Sözünün mânâsı budur. Rûh-ı Muhammedî, bu hilkatten evvel mevcut idi. Kâinat ise ona hazırlıktan ibârettir. Evet, ağacın dikilmesi, dalı budağı, yaprağı, çiçeği meyveye takaddüm eder. Fakat o dal budaktan maksat meyvedir. İşte Resûlullah’tan evvel zuhûra gelmiş şu mevcûdattan da murat Rûh-ı Muhammedî’dir.’’
|
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 16 Haziran 2010 12:44 |
|
Ömrüm uzun eyle ey Ulu Tanrım Gece gündüz şükür etmek isterim Çalışıp didinip nefis yemekler Dişlerim keserken yemek isterim Toygayı içmeli hep sıcak sıcak
Kırk keklik kâfidir, fazlayı bırak Onlar da yetmezse yumurta kırak Can boğazdan gelir demek isterim Kuştüyünden yatak, ipekten döşek
Mersedes isterim, sanma ki eşek Taşdelen suyunu kafaya dikek Her gün yüz bir koyun kesmek isterim Bir güzel isterim ferişte, melek
Boyu fidan olsun, dili de ipek Aşkın şarabını beraber içek Sarılıp her gece yatmak isterim...
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 13 Haziran 2010 19:19 |
|
Muhâbirimiz İbiş İBRİŞİM,cehennemin en dibinden bildiriyor: --Bundan önceki haberimde sözünü ettiğim röportajı gerçekleştirdim sayın seyirciler. Kameraman arkadaşım Esat ECELİGELMİŞ ve ulaşım elemanımız –şoför deyince kızıyor da- Niyâzi HODRİMEYDAN’la birlikte bu başarıya da imza atmış bulunuyoruz. Üçümüz de saygılar sunuyoruz. Peki ama, Cimbom’un elinden Stok’u(Stoch yazılır fakat aslında stoktur) kapan Kanarya’nın transfer ekibi gibi bu işi nasıl başardık? Bu sualin cevâbı, şu:’’Elbet bizim de stoklarımız var.’’ (NOT: Haber kaynaklarımı açıklamak zorunda değilim, özür beyân ederim.) Zebânîlerden Allah râzı olsun, çok yardımcı oldular; aksi takdirde Nâzım’ın bulunduğu bölgeye geçmem hem imkânsızdı hem de -geçsem bile- oradaki yüksek ısıya dayanmam mümkün değildi. Hattâ bir ara buharlaşıp yok olacağımı bile düşündüm yâni… Size sunduğum bu görüntüleri de zâten gene ‘’özel yollardan’’ ulaştırıyorum. Hayret ettiğim husus şu; Nâzım’ın naturası ne kadar kalınmış ki,10 bin –yazıyla on bin—derecelik ısıda bile adam paltosuyla oturuyor. Hattâ o bildiğimiz Karl Marks da aynı fırında –hücre demek istiyorum—idi ve ‘’Bir ömür fakirlik edebiyatı yaptığın yetmedi, milyonlarca insanı kandırmaktan da suçlu bulundun’’ demişler ve herife o cehennem sıcağında paltosuna ilâve bir de çoban kepeneği giydirmişler. Marks, o durumda üşüyor olmalı ki, Nâzım’a iyice sokulmuştu. Yâhut aralarında başka bir durum var, günahlarına girmek istemem. Neyse, görüntülerde de zâten iki sevgili gibiler, görüyorsunuz. Biz röportaja gelelim....
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 10 Haziran 2010 08:20 |

|
|
R.Tekin UĞUREL tarafından yazıldı
|
|
Salı, 08 Haziran 2010 12:00 |
|
TAKVİMLER, 8 Haziran’ı Hazret-i Peygamber’in âhırete intikal târihi olarak gösteriyor. O’nun şefaatini dileyip; O’nun ahlâkıyla ahlâklanmamız niyâzını arz ederken,şu nefis satırları(*) anlamaya çalışıyoruz: (Bize desen ki: Ey insanlar, insanlar! Nedir bu nifak, bu nizâ, bu kargaşalık? Seviyorsanız, neden beni yoruyorsunuz? Sevmiyorsanız, üstümden neden el etek çekmiyorsunuz?
Sana, söyle diyorum Devletlim… Sen, her zamanki gibi, gene hâdiselerin dili ile konuşuyor, bizi onların sesiyle îkaz ve tenbih ediyorsun. Ammâ, ne yazık ki bu noktada da gene anlamazlıktan geliyor, ihtar ve işâretlerine bir çakıl taşı gibi basıp geçiyoruz. Sen ise o sonsuz merhametinle, köpekleri güldürecek hâlimize bakıp bakıp gene küsmüyor, gene sesini yükseltmiyorsun Devletlim!) * (Duâ etmeye özendim, ama edemedim. Etsem kabûl edeceğini de biliyordum. Beni günahlarımla kabûl ettikten sonra isteklerimi mi reddederdin?)
------------------------------------- (*)Sâmiha AYVERDİ – Dile Gelen Taş
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 6 > 97 |