|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 06 Haziran 2010 10:32 |
|
Muhâbirimiz İbiş İbrişim, Cehennemin en dibinden bildiriyor: --Âbi, orada neler oluyor? Allah aşkına beni bilgilendirin. Zâten memleket hasretiyle burada yanıp tutuşuyorum, bir de beni şaşkına çeviren haberlerle âdetâ başım dönüyor. İsterseniz artık beni yurtiçi –daha doğrusu dünyâ içi-- görevine getirin. Neden derseniz; memleket cehenneme çevrilmiş mâdem, ben de muhâbirlik görevimi orada bal gibi yapabilirim. Sıkıldığımdan değil vallâhi, ama artık dayanamaz oldum duyduklarıma… Meselâ dün gece, zebânîlerden biriyle çay molasında sohbete daldık. Adamın uydu televizyonu haberleri veriyordu, aynısını özetle aktarıyorum: (Devletten Nazım’a ‘Hoş geldin’ kitabı Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yıl, Nazım Hikmet’i anma etkinliklerine,’’İstanbul Şairi Nazım Hikmet, Hoş geldin’’ adlı bir kitap yayınlayarak anlamlı bir katkı yaptı. Kitabın önsözünün Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından yazıldığı bildirilen açıklamada, önsözden şu satırlara yer verildi:’’Nazım Hikmet’in trajik yaşamına, uğradığı haksızlıklara, çektiği acılara ve hasrete karşın, eserlerindeki yurt sevgisi, halkına ve diline bağlılığı, onun sanatçı kişiliğinin ve ödünsüz savaşçı kimliğinin göstergesidir. Bu özel yıl için hazırlanan ‘İstanbul Şairi Nazım Hikmet, Hoş geldin’ kitabının Nazım’ı değişik yönleriyle tanıtarak, bir boşluğu dolduracağını umuyorum.’’) Şimdi diyeceksin ki: Oğlum niye sinirleniyor ve nesine kızıyorsun bunun? Biliyorum âbi, elbet (gübrelikte gül bitmez) derler. Fakat bu kadarı da çok fazla değil mi yâni? Hem boşuna kızmıyorum....
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 02 Haziran 2010 16:08 |
|
İki nîmet vardır ki hiçbir varlık bunların dışında kalmamıştır: Îcad ve imdat nîmetleri! * İlk olarak seni yaratmakla –îcadla--,ikinci olarak da varlığını sürdürebilmen için peşpeşe yardım elini uzatmakla –imdatla—seni nîmetlendirdi. * Sendeki yoksulluk zâtîdir. Sebeplerin gelişi, sende gizli olan yoksulluğu hatırlatmak içindir. * Vakitlerin en hayırlısı, kendinde yoksulluğun şuûruna vardığın ve sendeki zillete geri çevrildiğin vakittir. * Seni yaratıklarından uzaklaştırdığı zaman bil ki, sana dostluğunun kapısını açmak istiyor. * İstemek için dilini çözdüğünde sana vermek istiyor demektir. * Ârif, Allah’a muhtaçlığı hiçbir zaman eksilmeyen, karârı da Allah’dan başkasıyla olmayandır.
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Cuma, 28 Mayıs 2010 16:06 |
|
1. ‘’Büyük adam, muhîti tarafından yaratılan değil, muhîtini yapan ve yöneten kimsedir.’’(7.s)
‘’Zamana hükmeden kimselerin çoğu, riyâset ve hükümdarlıkta en keskin şehveti duyarlar. Fakat baş olmak külfetini sırf kütlenin nam ve hesâbına yüklenmiş olanlar için riyâset, bir vazîfe ve külfetten ibârettir.’’(14.s.)
‘'…insanoğlunun aşkı ve îmânı nisbetinde istiklâle kavuşacağı, izâfî hürriyetten, mutlak hürriyete erişeceği bir hakîkatti. Hakk’ın vücûdunun, her şeyin mebde’ menşe ve müntehâsı olduğunu bilen bir mutasavvıf için hürriyet, ferdî ve insiyâkî zaafları küllî irâdenin potasında eritip, küllün malı yapmak ve fenâdan sonra kavuşulan bir bekâ ile, yâni îman ve aşk ahlâkı ile yeniden dünyâya dönmekti ki, işte cemiyetler ne kazanmışsa, yokluktan sonra varlığa ermiş bu sistem ve karakter sâhiplerinden kazanmıştı. Zîra İslâmda tasavvuf, ...
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Cuma, 28 Mayıs 2010 15:15 |
|
KARDEŞİM: Halkın ayıplarını yüzüne vurma ki, bir başkası da senin gizli perdeni yırtmasın! Gönlünün arzusuna göre iş yapma ki, sırtına pişmanlık yükü yüklenmeyesin.
Ey hürmet ehli: halkın değerini bilirsen, halk da sana saygı gösterir.
Efendi: Mâdem ki dilini pek uzatıyorsun, elini kısa tut, boşuna her tarafa kaçma!
Cihanda bir değer sâhibi olmayanı diri sayma! O ancak ölülerdendir. Kanaatten nasîbi olmayanı dünyâ malı nasıl zengin edebilir? Dâimâ Allah’tan korkanlardan olmakla berâber rahmetinden de ümitli olarak yaşa! Düşmanına karşı, ancak af ve suçunu bağışlamak yoluyla zafer elde edebilirsin. Alçak gönüllü ol, edepli yaşamaya alış, günahtan sakınanların dostluğunu iste!
Sabır yolunu ara, kimseyi incitme ki, hüner meydanında ün salasın. Zamâne bilginleri tiryaka, câhilleri de öldürücü zehire benzerler. Eh hoca, halk tiryaktan şifâ bulur, fakat zehirden kim hayat bulabilir? Sabır ve yumuşak huyluluk, bilgi; gönül tiryakıdır. Hırs, garaz, kin ise; öldürücü zehirdir. Bütün iyiliklerin başı, halka cömertlik göstermek, kapıyı dostlara açık tutmaktır.
Ne kadar bilgili ve hüner ehli olsan da, kendini yine de câhillerden aşağı say!
|
|
|