Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

İrâdeli bir insanın; nelere muktedir olacağı ve ne dereceye kadar Yükselebileceği tahmin edilemez.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 10 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün75
Dün100
Bu Hafta770
Bu ay484
Tümü48008
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
ANLAMADIM!
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 29 Nisan 2010 14:37

Şöyle bakınca tipine,
Sığmaz duruyor küpüne.
Güvenilmiyor ipine,
Titri nedir? Anlamadım.

Bu da hırsızın yamanı,
Haram kokuyor dumanı.
Paradır dini imanı,
Zikri nedir? Anlamadım.

Bazen yobaz, bazen çağdaş;
Muhalifken olur yandaş.
Bu mu ideal vatandaş?
Fikri nedir? Anlamadım.

Ense kalın, cebi dolu.
Amel eksik, bozuk yolu..
Vatandaş cebinde kolu;
Hat`rı nedir? Anlamadım.

Gölgesi dev,  kendi cüce;
Sanırsın yüceden yüce!
Şaşırırsın, böyle güce(!)
Kutru nedir? Anlamadım.

Esat ANIK

 
SAADETNÂME-18
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 29 Nisan 2010 14:19
Tefeci, cehennemliktir. Cennetten nasıl nasip alır?
 
Fâiz alan kimse, Allah’ın kulları indinde küçülür. Tefeciye nazaran, köpeğin bile değeri büyüktür.
 
Tefeciden îman beklenir mi?Fâiz parasıyla alınan ekmeği yedikçe,canı gider.
 
Kendi varlık ve gurur içinde olduğu halde, fukarânın ocağını yıkar.
 
Ne kadar çok cimri vardır ki, sağlığında pâdişahlar gibi yaşamış, fakat öldükten sonra çocukları
 
dilencilik etmiştir.
 
Tefecinin devleti çabuk sona erer. Bir hayır işlese de hayrı kabûl olmaz.
 
Kendi canın için lüzumlu olsa bile tefecinin ekmeğini yeme; çünkü o,biriktirilmiş fukarâ kanıdır.
 
Tefeciden yer gök utanır. Hem Allah, hem de insanlar incinirler. Yüz yıl cehennemde kalsa, ne Mâlik
 
–cehennemin kapıcısı—ne de Hazîneci bağışlar.
 
******************************************************************************************
 
ALIN YAZIM
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 29 Nisan 2010 14:10
Alın yazım, alın yazım! Yeşim yeşim yeşerip de çemen olsan, gene seni tanırım.
 
Alın yazım, alın yazım! Tâne tâne yağmur olup dökülsen de gene seni tanırım.
 
Alın yazım, alın yazım! Saklansan da gizlensen de, renk renk kaftan, boy boy hil’at giyinsen de, vallah billâh gene seni, ben tanırım, ben tanırım!
 
Alın yazım, alın yazım! Yaylâlarda yaylasan da, cihan cihan dolansan da, elbet seni ben tanırım, ben tanırım!
 
Kâh kitapsın meşk eylenen. Kâh insansın aşk bekleyen. Kâhi zaman bir tas zehir, kâhi sagîr,kâhi kebîr.
 
Kâh yürekte kanlı bir ok. Kâh cefâya bir gözü tok. Kâh perende, kâhi tuzak…
 
ATEŞ AĞACI-3
Yönetici tarafından yazıldı   
Salı, 27 Nisan 2010 08:17
(UÇURUMUN kenarındaki insan, bulunduğu yüksekliğe rağmen ne kadar tehlikeye mâruzsa, bence
 
bilgisi kendisini uyandırmamış ve mânâ ile bilişiklik kurmamış kimsenin yükselişi ve sözleri de,
 
uçurumun kenarındaki kimsenin korkulu yükselişinden farksızdır.)(51.s.)

(Eğer mutlaka bir oyun seyretmek istiyorsan, dünyâdan güzel sahne mi olur? Orada her aradığın,
 
her istediğin var. Esâsen sen de bir mahlûk olmak îtibâriyle bu büyük oyuna bilfiil iştirâk etmiş
 
sanatkârlardan birisin; elverir ki gülünç ve âmiyâne bir rol almamak istîdâdını hâsıl edesin.)(55.s.)
 
SÖZ SATICISI
Yönetici tarafından yazıldı   
Perşembe, 22 Nisan 2010 14:32
 

EFLATUN KALEMDEN HAYÂL HİKÂYELERİ

BİRİNCİ HİKÂYE:

 

 Öğle sıcağında pazar yeri ana baba günü idi.  Mevsiminin zenginliği bütün tezgâhlara

yansımıştı. Şeftaliler, yaz elmaları, erikler, kirazlar, yeşilleri donanmış karpuzlar, domatesler,

biberler, patlıcanlar ..Akla gelebilecek bütün meyve ve sebzeler, bütün yeşillikler  taze

halleriyle,  canlı renkleriyle  insanı kendine çekiyor, iştah kabartıyordu.

Büyük ve eski şehrin telaş içindeki ev hanımları, bebek arabalarına koydukları yavrularıyla

alış veriş yapan anneler, çocukların elinden tutmuş teyzeler, aylak aylak gezen genç, yaşlı

insanlar o gün pazara doluşmuştu.

İhtiyar kadınlar, beli bükük dedeler yavaş yavaş yürüyor, kimileri feri kaçmış gözlerle pek

bıkkın bir şekilde tezgâhlara bakmaya gayret ediyorlardı. Fidan boylu birkaç genç kız

rengârenk elbiseleriyle salına salına yürüyor, fındıkkıran kahkahaları ve göz süzen

bakışlarıyla kendilerince etrafa caka satıyordu.

9-10 yaşlarında görünen küçük kız da beline kadar uzanan lüle lüle kahverengi saçları ile

iri yarı, kilolu bir kadının arkasından koşuyordu. Kadın önde hızlı adımlarla yürüyor,  

neredeyse her adımda birisine çarpıyordu. Niyeti pazarın tamamını dolaşıp her şeyi görmekti.

Bütün bu karmaşa arasında iri kadının omzundan çekiştirmesiyle sürüklenen küçük kız

etrafa büyük bir dikkatle bakmaya gayret etti. Son zamanlarda hayatının neredeyse tek

gayesi haline gelmişti bu pazar alış verişleri. Okula gitmesi yasaklanmıştı. Sadece bu iri

kadınla pazara gelebiliyordu. Haftada bir olan bu evden çıkış onun küçük, sıkıntılı ve

bomboş kalan dünyasında renkli bir keşif günü idi.

Bu pazarlarda ne çok insan vardı ve ne çok şey, ne çok renk, ne çok şekil…  Küçük,

pembe, yuvarlak yüzüne çok yakışan yemyeşil, uzun kirpikli gözleriyle etrafa bakıyor,

tezgahta malını anlatmak için gülünç bir şekilde bağıran satıcıları  hayretle dinliyordu.

Hışırtılı ve derin bir nefes alan iri kadın albenili bir tezgâhın önünde durdu. Küçük kızın

omzunu bıraktı. Taze domateslere iştahla baktı. Satıcı ile konuşmaya başladı.

İşte tam o sırada küçük kız birkaç metre ileride o bomboş ve küçücük tezgâhı gördü,

ardından da satıcısını. Adam avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Öyle ki bağırırken yüzü

kıpkırmızı kesiliyor, boyun damarları şişiyordu:

“-Söz satıyorum! Söz! Söz!.. Söz alan yok mu? Bedava söz satıyorum! Mangır istemem

diyorum! Hiç söz alan yok mu şu âlem-i cevahirde!”

Küçük kız hayretle baktı adama....

 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 9 > 97