|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 11 Nisan 2010 09:50 |
|
Hatırlarsan rumuzumu, cismimi Bir kâğıda tebdîl eyle, yaz beni. Dediler ki, unutmuşsun ismimi; Gururuna kurban etti nâz beni.
Naz dedim de.. Güldür o, gül. Tam yerindedir. Tam yerinde nâz makâmında. Bülbül ağlar, gül güler.. Kimde aşk var, kimde nâz? Gül nâzdadır, bülbül niyâz..
Dinmeyen bir ıstırâbın kaynağı Sol yanımdan çağlıyorken ırmağı Bülbül ağlar, gül gülermiş her gece; Aşka düşmüş, anlıyormuş saz beni.
“Ben ol da bil” diyene bak! Aşka düşmüş birileri. Anlatıyor, anlatıyor.. Hem dönüyor, dem dönüyor; Âlemler her dem dönüyor. Dem bu demdir, dem bu demdir; Aşka koşmuş birileri.

Zulmü için kader beni seçerse, Talih kuşu senden yana uçarsa, Yolun bizim oralardan geçerse; Turâb eyle, çiğne beni, ez beni.
Ebu Turâb, Ebu Turâb! Tam zamanı.. Çiğne beni, ez beni.
|
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 31 Mart 2010 18:06 |

Dediler ki derdi bin derde devâ imiş, yollara düştüm. Ateşin deryâda dibe vurup gül rengi göklerde uçtum O saf imandan hüzünlü gerçek, ben al rüya, mavi düştüm Sevgiliye yeşil atlastan diba, kendime ak bez biçtim….
Yol sonsuzdu, yol ensizdi, yol zamanı geçti Azgın nefis süslü günaha nasıl da açtı Ama gönül lâmekânda gül sultanı seçti Yedi katlı semada Buraklar kanat açtı
Aslında her şey hiçti, zerreler devdi âlemde, Hep gerçek sandık, yalanmış sevinç de, elem de Sonsuzlaşmış masal yıllar da yok, yok’a selam! Ey Can, saf aşkı buldun, geriye kalır mı gam!
Suzan Çataloluk 31.03.10 Nilüfer – BURSA ***************************************************************************************
|
|
OKUDUĞUM SÂMİHA AYVERDİ(*) |
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Salı, 30 Mart 2010 10:47 |
|
Birkaç hafta önce, hayli soğuk bir cumartesi öğleden sonrası, Kubbealtı Vakfı'ndaydım. Çemberlitaş'ta bu vakıf, büyük kapısından avluya girer girmez, beni her zaman çok eskilere, Sâmiha Ayverdi'nin nitelemesiyle, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları'na alıp götürüyor. Ne oluyorsa, nasıl oluyorsa, şehrin hayhuyu, kalabalıklar, yoğun trafik, şu bu, hepsi eriyor, iyice geriye çekiliyor; Peykhane Sokağı'nda daha bir iki adım, siz de Köprülüler çağına geri dönüyorsunuz. Bu zaman kaymasından hoşlandığımı da söylemeliyim. O cumartesi, değerli dostlarla birlikte, Sâmiha Ayverdi'nin 'eser'ini söyleştik. Dilim döndüğünce, Sâmiha Ayverdi okumalarımı anlatmaya çalıştım. Ayverdi'yi 22 Mart 1993 tarihinde kaybetmişiz. Şimdi 1960'lara geri dönüyorum. Ankara Caddesi'ndeki sıra sıra kitabevlerinden kitaplar devşirdiğim günlere. Meselâ İnkılâp'tan Reşat Nuri'ler, Kerime Nadir'ler, Türkiye Yayınevi'nden Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun tarihî romanları, Kanaat'tan Nahid Sırrı Örik, Atlas Yayınevi Hüseyin Rahmi'leri yeniden yayımlıyor!.. Bazı kitabevlerinde eski basım kitaplar hâlâ bulunuyor. İşte, Gayret Kitabevi'nden, 1941 basımı, her nedense kapaksız, Ateş Ağacı. Ateş Ağacı Sâmiha Ayverdi'nin üçüncü romanıdır: "Muhit değiştirmeyi ben, resimli bir kitabın sahifelerini çevirmeye benzetirim. Bakan göz hep aynı göz, çevrilen sahifeler hep aynı kitabın sahifeleridir. Fakat manzaralar ve dolayısıyla intibalar başkadır." Fakat Ateş Ağacı, Ayverdi'den okuduğum ilk roman olmadı. Bir süre sonra, benden bir yaş büyük Mesihpaşa İmamı'nı bulmuştum. Değişen ortamda, artık yadırgadığı bir dünyada, Mesihpaşa İmamı'nın iç huzursuzluğunu kaleme getiren bu roman beni şaşırtmıştı. Zaten 1928 tarihli Yeşil Gece'den Mesihpaşa İmamı'na, o yirmi yıllık zaman diliminde, din adamının sancılarına eğilmiş başka romanımız da galiba yoktur. Lise yıllarımda, hocam Rauf Mutluay'ın çantasından İbrahim Efendi Konağı'nın çıktığını hatırlıyorum. Mutluay, İbrahim Efendi Konağı için yazdı mı, hatırlayamıyorum. Biraz da Rauf Bey okuduğu için, İbrahim Efendi Konağı'nı hemen edinmiştim. Tuhaf ama yıllarca okumadım. 1960'ların sonundan başlayarak, Türkiye, amansız bir sağ-sol 'kamplaşmasına' sürüklendi. Uzun 'yitik' yıllar. Birçoğumuz, o dönemde, hangi dalgalanıştaysak, o dalgalanışa yakın,
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 24 Mart 2010 16:49 |
|
Bir ilham gelince içim ürperip , Gönülden geçeni yaz! Diyor bana. Bu dünya fânîdir konanlar göçer, Kalacak yalnızca iz! Diyor bana. Sözlerin mutlaka tartılı olsun. Söylersen hayırlı, artılı olsun. Elemin, sevincin örtülü olsun; Savaşlar bitirir söz! Diyor bana. Ayıpları gizle, gözünü sakın. Kötü söylemekten sözünü sakın. Gurur-kibir yapma özünü sakın; Sevdikçe alınır haz! Diyor bana....
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 24 Mart 2010 16:38 |
|
(Bir an oldu gene de gittin. Amma o zaman, bu zaman, hayâlin bende rehindir. Sen gelinceye kadar, yemîn ettim bırakmam. Kande isen tez gel… gel de hayâline izin verip, seni onun yerine oturtayım. Oturtayım da gene başıma geleceklere râzı, sen söyle ben dinleyeyim. Söyle fermanlım, söyle… bana gene, duymak istediklerimi de, dudaklarını kulağıma yaklaştırıp bir bir söyle, bekliyorum.) --------------------- HANCI-Sâmiha AYVERDİ
|
|
|