Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

İnsan, zekânın önünde hürmetle eğilir fakat; hilm ve şefkatin önünde diz Çöker.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 9 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün75
Dün100
Bu Hafta770
Bu ay484
Tümü48008
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



DertliDolap
ŞEYTAN DİYOR Kİ…(*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 22:44

(Şu günlerin mânâ ve önemine ışık tutması bakımından aşağıdaki hikmet dolu satırları paylaşıyoruz)


Bahriye Hanım, kendisinden şeytan görmüş gibi kaçanlara acı acı gülerek bakar ve konuşmaktan da çekinmez: ‘’Mâdemki herkes bana şeytan huylu kadın diyor, şu halde, benden beklenenleri yapmaktan niçin geri kalayım? Onların kötülük zannettikleri şeyler benim için hiç de fenâlık değildir. İşte şu saf adamın aklını çelerek onu mahallenin en çirkin kızını almaya râzı edenleri bir kenara iterek zavallıya tatlı tatlı yanaşıp,’’Birâder sana acıyorum. İş güç sâhibisin, paran da var. Ne karını boşadın, ne çocuklarını ortaya döktün. Ergin erkeksin. Ne diye mahallenin salak kızıyla evlenmeyi aklına koymuş bulunuyorsun? Vaz geç bu işten. Sana aklı başından aşmış kızlar bulurum, der işi başarır ve adamı kurtarırdım. Ama beri tarafta kız ağlamış sızlamış bana ne? Levm edecekse kaderine levm etsin’’ der ve öylece içindeki şeytan devâm eder:
‘’İşi gücü kapı kapı gezip sürtmek olan pasaklı kadının kaç defa bıçak, makas, şiş gibi tehlikeli eşyâları ortaya koyma diyen kocasına aldırmamış olduğunu gördüğüm için de kadının oğluna hadi şu makası karşıki dolabın anahtar deliğine at bakalım, tutturacak mısın, dedim. Maksadım kadını korkutmaktı. Ama çocuk öyle bir fırlattı ki makas az daha kardeşinin gözüne saplanacaktı… O zaman kadın oğlunun yanağından kanlar aktığını görünce, ‘’Hay kör şeytan!’’ diye bana küfretmez mi? Suç benim miydi? Çocuğa acımasaydım gözünü çıkaracaktım. Kadın, işi o kadar ileri götürmediğime şükredeceği yerde herkes gibi o da suçu bana yüklemek istemişti.
Ben şeytan isem, benden şeytanlıktan başka ne beklenir. Bu senin görüşüne bağlıdır. Neden aklı ve aklın kelâmını dinlemiyor, günâhı suçu kendinde aramıyor da hepsini benim omzuma yüklüyorsun?
Aynaya baktığım zaman sûretimi, şeklimi hiç de beğenmiyorum. Annem bile şu Bahriye biraz daya yüzüne bakılanlardan olsaydı, dediği için güzellere öfkeliyim. Onun için de onları kıskanır ve bir bahane bularak rahatlarını bozmaya uğraşırım. Çünkü ben, şeytanım. Benden bundan başka ne bekliyorsun ki? Bir muzipliğimi görünce suçu hep benim omzuma bindiriyorsun? Huysuz kocasının bağırıp çağırmasını kızıştırmak için bir kova gaz yağını kuyuya döktüğüm zaman, adam karısına: Sen ne patavatsız bir kadınsın. Kazâra ben döktüm diyorsun. Sanki bu işi şeytanlar yapmış, diye bağırıyordu....

 
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
Yönetici tarafından yazıldı   
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 18:51

Pınar’ı şöyle dursun, musikimizin bu gün ne Kaynak’ı var, ne de Irmak’ı… Zavallı sanatım Gencebayların, şaşkınların, taşkınların eline kaldı…

           *
     Ya Gökçek Türkçemiz?..
     Zamane fıkracılarının, türedi ozanların, bütün fikriyatları 3-5 yüz kelimenin çevresinde raks eden sözde aydınların, entellerin, dantellerin, tv kanallarının elinde her gün kılıktan kılığa girip tanınmaz, anlaşılmaz hâle geldi…
           *
     Nerede fukara babası ağalarım?..
     Nerede, tepe gibi et yığdıran, göl gibi kımız sağdıran; açları doyuran, yalıncakları giydiren; borçluları borcundan kurtaran beğlerim?..
           *
     Dün, Tanrı misafiri denilir, kısmetiyle geldiğine inanılır, kutlu sayılır; izzet ve ikramda kusur etmemeye çalışılırdı…
     Ya bu gün!..
     Vaktimizi çalan, gereksiz masrafa yol açan, rahatımızı kaçıran saygısız, diye bakılıyor…
           *
     Gâvur parasıyla….. diye başlayan bizim ata sözümüzdü. Değeri günden güne düşen de bizim paramız oldu…
           *
     Karagöz’ümüzü,  şiş kebabımızı, yoğurdumuzu elin yabanına kaptırıp sandviçle,...

 
ARIYORUM
Yönetici tarafından yazıldı   
Cumartesi, 21 Ağustos 2010 18:47


Senelerdir arıyorum izini,
Damarda mı, kanda mısın, nerdesin?
Merak ettim gören var mı yüzünü!
Muammasın, bilinmeyen yerdesin.

Balda mısın, arıda mı, özde mi?
Kömürde mi, ateşte mi, közde mi?
Kalpte misin, canda mısın, yüzde mi?
Gizlenirsin, sır içinde sırdasın.

Kitabında methettiğin ar senin;
Muazzamsın, çok hünerin var senin.
Âlem senin, yine yerin dar senin;...
 
 
NIGHTİNGALE’LER (*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Salı, 17 Ağustos 2010 00:14
                                                    
……………Florence,gayreti,korkunç denecek azmi,tahammülü ve müthiş mücâdelesiyle muzaffer olmuş ve açtığı savaş,yalnız kendi memleketi tarafından değil,bütün dünyâ devletleri tarafından da kabûl edilerek hem dünyânın bakışını üstünde toplamayı hem de bu zaferi ile insanlığa sonsuz bir iyilik çığırı açmayı başarmıştır.Hattâ kraliçe dahî takdirkârları arasına girerek etrâfında bir saygı hâlesi örülmesine muvaffak olmuştur.
Amma her yaradılmış olanı bekleyen ölüm, bütün bu zafere rağmen Florence’i de bulmuş, ancak, ölmezlik kazanmış eseri için bir son gelmemiş ve ömrünü, bu eseri meydana getirmek için harcamış olması hiç de boşa çıkmamıştır.
*
Ey Türk kadınları! Ne duruyorsunuz?
Berber, terzi, kumar, dans, süs püs, içki, eğlence size de memlekete de fayda yerine zarardan gayri ne getirmiştir ve ne getirecektir? Belki bugün bir Florence olmaya lüzum dahî kalmamıştır. O kadar ki bir zamanlar duvarları rutûbetten pamuklanmış, pis kokulu koğuşların yerini, artık dünyânın pek çok yerinden tedâvi için seçip gelinen Londra hastaneleri almıştır. Ve bunu da bir kadının azmi ve yıkılmaz irâdesi meydana getirmiştir. Sen on beş yaşında...
 
HASTAYA BAKIN(*)
Yönetici tarafından yazıldı   
Cumartesi, 14 Ağustos 2010 19:45


Dünyâda, solup sararmış, canı çekilip dermansız kalmış bir hasta mevcut: Güzellik.
Evet, bugün güzellik hasta düşmüş bulunuyor. Ne ki, onun terk edip bıraktığı taht boş kalmadı. Zîra çirkinlik, bu saltanat koltuğuna gelip yerleşerek, güzellikten arta kalan yeri doldurmaya başladı.
O hastaya kim, nasıl şifâ bulur, ona kim devâ olabilir sorusuna verilecek cevap hayli güç. Belki de muhâl(1). Zîra sevginin araya girip müdâhale etmediği hiçbir illetin sağlığına kavuşması düşünülemeyeceğine ve dünyânın böylesine sevgiden yoksun olduğu bir devir yaşanmadığına göre, güzelliği, hiç değilse kaçtığı ya da saklandığı köşelerden bulup çıkarmadan bu çilenin sona ermesi elbette düşünülemez.
                                                              *
İşte güzelliği tahtından indirip yerine oturan çirkinlik, san’at dünyâsının hemen her köşesinde söz sâhibi değil midir? Mîmâriye musallat olan, târihî ve millî âbidelerin yerine, yabancı huylu çizgilerle geçip oturan gene o değil midir?
Selçuklu ve Osmanlı eserlerini köhnelikle iftirâ kurşununa tutanlar, iklîmin ve coğrafyanın izni alınarak inşâ edilmiş o güzellikleri nasıl hesapsız ve düşüncesiz bir hücum ile yıkıp yerle bir etmektedirler. Bunlar hep, çirkinliğin savaş galibi olmasından ileri gelmekte değil midir?
Ya kadîm Türk mûsıkîsi, şimdi nerelerde revaç bulmaktadır? Batının avâmî sesleri olan ve mûsıkînin veled-i gayrı meşrûsu(2) denecek olan o çatlak, kavgacı haykırışlar...

 
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 2 > 97