Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

İnsanların en cömerti istenmeden veren; en yükseği de intikama Muktedir iken, affedendir.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 7 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün23
Dün93
Bu Hafta343
Bu ay873
Tümü48397
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



CEHENNEMDEN HABERLER
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazar, 13 Haziran 2010 19:19

Muhâbirimiz İbiş İBRİŞİM,cehennemin en dibinden bildiriyor:
--Bundan önceki haberimde sözünü ettiğim röportajı gerçekleştirdim sayın seyirciler. Kameraman arkadaşım Esat ECELİGELMİŞ ve ulaşım elemanımız –şoför deyince kızıyor da- Niyâzi HODRİMEYDAN’la birlikte bu başarıya da imza atmış bulunuyoruz. Üçümüz de saygılar sunuyoruz. Peki ama, Cimbom’un elinden Stok’u(Stoch yazılır fakat aslında stoktur) kapan Kanarya’nın transfer ekibi gibi bu işi nasıl başardık?
Bu sualin cevâbı, şu:’’Elbet bizim de stoklarımız var.’’
(NOT: Haber kaynaklarımı açıklamak zorunda değilim, özür beyân ederim.) Zebânîlerden Allah râzı olsun, çok yardımcı oldular; aksi takdirde Nâzım’ın  bulunduğu bölgeye geçmem hem imkânsızdı hem de -geçsem bile- oradaki yüksek ısıya dayanmam mümkün değildi. Hattâ bir ara buharlaşıp yok olacağımı bile düşündüm yâni… Size sunduğum bu görüntüleri de zâten gene ‘’özel yollardan’’ ulaştırıyorum. Hayret ettiğim husus şu; Nâzım’ın naturası ne kadar kalınmış ki,10 bin –yazıyla on bin—derecelik ısıda bile adam paltosuyla oturuyor. Hattâ o bildiğimiz Karl Marks da aynı fırında –hücre demek istiyorum—idi ve ‘’Bir ömür fakirlik edebiyatı yaptığın yetmedi, milyonlarca insanı kandırmaktan da suçlu bulundun’’ demişler ve herife o cehennem sıcağında paltosuna ilâve bir de çoban kepeneği giydirmişler. Marks, o durumda üşüyor olmalı ki, Nâzım’a iyice sokulmuştu. Yâhut aralarında başka bir durum var, günahlarına girmek istemem. Neyse, görüntülerde de zâten iki sevgili gibiler, görüyorsunuz. Biz röportaja gelelim....


Bizim Esat şıpı şıpır terleyerek çekim yapıyor.Ben,söze nasıl başladım biliyor musunuz; Nâzım’dan şiir okumayı mârifet sayan çook çok büyüklerimizden birinin geçenlerde attığı nutuk sırasında döktürdüğü mısrâları Nâzım’ın yüzüne karşı patlatarak.Ulaşım elemanımız Niyâzi HODRİMEYDAN da bu sırada ağzıyla ‘’dana na naaan!’’ diyerek fon müziği yaptı,Allah ondan râzı olsun.Bu ise Nâzım’ı iyiden iyiye gevşetiverdi.Sorularımı peş peşe sıralamaya başladım.Ve tabii ‘’geçmişinden’’ söz açarak lâfa girdim ve tam da:
--Ben senin geçmişini…
Derken, iki zebânî geldi ve Nâzım’la öteki ‘’yoldaşlarını’’ karga tulumba alıp götürdüler.’’Durun, yapmayın; röportaj yarım kalacak’’ diye biraz sızlandıysam da kimse aldırış etmedi. Öylece ortada kala kaldık. Ahbapları mıntıka temizliğine götürdüklerini sonradan öğrendik.
 Soluğu bizim hemşeri Zebânî’nin yanında aldım; baktı ki yüzümden düşen bin parça:
--‘’Hayırdır, n’oldu?’’ Diye sordu.
--(Yav hemşerim, herifi sizinkiler alıp götürdü. Görüşmeyi yapamadık) dedim.
--‘’Üzülme gardaş… Onlar, kendi pisledikleri yeri temizlemeye götürülür, günde beş vakit. Çünkü adamların her şeyi pis; oturdukları yeri mok götürüyor. Al sana malzeme… Herifin ‘geçmişini’ mi öğrenmek istiyordun? Aha buradan yaz yazacağını!’’
Deyip, önüme 6 Haziran 2010 târihli Haber Türk Gazetesi’ni koyuverdi. Bayan Gülenay Börekçi’nin imzâsını taşıyan yazı, böylece bendenize ilâç gibi geldi. Gerçi bu bayan da bize ilâç gibi gelen bilgileri bir kitaptan almış. Kitabın adı,(İstanbul’un Nazım Plânı)ymış, yazarı ise Sunay Akın diye bir büyük ‘’düşünür’’.Büyük düşünür olduğunu nereden anladın? Diyeceksiniz. Cevâbı basit: Adı geçen kitabı tam da 3 Haziran’da yayınlamış.3 Haziran –meğerse—Nâzım’ın cehenneme geliş târihiymiş.
Kolay iş mi bunu düşünebilmek sayın seyirciler?(Bakın okumuş insan nasıl da belli oluyor, değil mi? Eğitim şart kardeşim.)

(Devam edecek)

 

Yorum eklemek için lütfen üye olunuz